Metasemantik, dil felsefesinde anlamın "temellendirilmesi" sorusuyla, yani sözcüklerin ve cümlelerin hangi gerçekler (facts) sayesinde belirli anlamlara sahip olduğuyla ilgilenen alandır. Bu temeller; zihinsel niyetler, toplumsal uzlaşımlar, dünyadaki nesnelerle kurulan nedensel bağlar ve rasyonel yorumlama süreçleri gibi farklı perspektiflerden tartışılmaktadır.
Bu kaynaklar ışığında anlamın temellendirilmesi ve
metasemantik yaklaşımlar şu ana başlıklar altında toplanabilir:
1. Metasemantik ve Temellendirme Sorusu
Anlamın temellendirilmesi, "Bir ifade neyin sonucunda
bu anlamı kazanır?" sorusuna yanıt arar. Bu, anlamın kökenini (etimoloji)
sormaktan farklı bir metafiziksel sorgulamadır; çünkü bir kelimenin tarihsel
gelişimi, o kelimenin şu anki anlamını temellendiren olguları açıklamak
zorunda değildir. Metasemantik teoriler, anlamın "içsel" (zihinsel
içerikler) mi yoksa "dışsal" (dünyadaki nesneler ve sosyal bağlar) mı
olduğu konusunda iki ana kampa ayrılır.
2. Başlıca Temellendirme Modelleri
Kaynaklar, anlamın hangi temel üzerinde yükseldiğine dair
dört ana model sunar:
• Göndermeci (Referential) ve Dışsalcı Model: Bu
modelde anlam, kelimeler ile dünyadaki nesneler arasındaki bağlantıya dayanır.
Örneğin, nedensel dışsalcılıkta bir ismin anlamı, o ismin bir nesneye
verilmesiyle başlayan ve konuşmacıdan konuşmacıya aktarılan bir "nedensel
zincir" yoluyla temellenir. Bazı teorisyenler bu bağı "uzmanlara
tazim" (expert deference) ile açıklarken, diğerleri (Cappelen ve Deutsch
gibi) buna karşı çıkarak anlamın sadece sosyal ve nedensel etkileşimlerle (saf
dışsalcılık) temellendiğini savunur.
|
Dil felsefesinde kullanım ve uzlaşım temelli model,
dilin anlamını soyut kurallardan ziyade toplumsal pratikler, karşılıklı
beklentiler ve tarihsel süreklilik üzerinden açıklar. Bu model, özellikle David
Lewis’in çalışmalarıyla şekillenmiş ve dilin bir "koordinasyon
problemi" çözümü olduğu fikrine dayanmıştır,. Kaynaklar ışığında bu modelin temel bileşenleri şunlardır: 1. Bir "Koordinasyon
Çözümü" Olarak Uzlaşım (Konvansiyon) Bu modele göre dil, toplum içindeki bireylerin ortak bir
amaca (iletişim) ulaşmak için geliştirdikleri bir uzlaşım sistemidir. • Düzenlilik ve Beklenti: Uzlaşım, bir toplulukta
herkesin diğerlerinin de buna uyacağı beklentisiyle uymaya devam ettiği bir
kullanım düzenliliğidir. • Keyfilik: Uzlaşımlar keyfidir; yani aynı amaca
hizmet eden başka alternatifler de olabilir (örneğin "köpek" yerine
"dog" denilmesi tamamen toplumsal seçime bağlıdır),. • Doğruluk ve Güven: Lewis, bir topluluğun belirli
bir dili kullanmasını, o dilin cümleleri ile doğruluk koşulları arasında
kurulan bir "doğruluk ve güven uzlaşımı" olarak tanımlar.
Konuşmacılar doğruyu söylemeye çalışır, dinleyiciler ise söylenenin doğru
olduğuna inanma eğilimi gösterir. 2. Anlamın Kullanımda
Temellenmesi (Grounding) Modelin temel iddiası, kelime ve cümlelerin anlamlarının
sadece konuşmacıların onları kullanma biçimleri sayesinde var
olduğudur,. • Metafizik Temeller: Bir kelimenin anlamı, o
kelimenin içsel bir özelliği değildir; aksine, o kelimenin belirli bir
topluluk içindeki kullanımından doğan, sonradan kazanılmış (contingent) bir
özelliktir. • Niyet ve Tanınma: Gricean gelenekte, kullanım
temelli model konuşmacının niyetlerine odaklanır. Bir kelimenin anlamı,
konuşmacıların o kelimeyi kullanarak belirli bir düşünceyi ifade etme ve bu
niyetin dinleyici tarafından tanınmasını sağlama pratiklerine dayanır,. 3. Uzlaşımın Kendi Kendini
Yenilemesi (Self-Perpetuation) Dilsel uzlaşımlar, biyolojik türlerin nesiller boyu
aktarılmasına benzer bir soyağacı (lineage) oluşturur,. • Emsal (Precedent): İnsanlar bugün kelimeleri
belirli anlamlarda kullanırlar çünkü başkalarının daha önce öyle yaptığını
görmüşlerdir. Bu "emsal" mekanizması uzlaşımın sürmesini sağlar. • Toplumsal Normlar: Uzlaşımlar aynı zamanda
toplumsal normlardır; kurallardan sapmalar eleştirilir veya yaptırıma tabi
tutulur, bu da kullanımın istikrarını korur. • Dil Değişimi: Diller, uzlaşımların zamanla
değişmesiyle evrilir. Daha önce "yanlış" kabul edilen bir kullanım,
yeterince kişi tarafından benimsendiğinde yeni bir uzlaşım (konvansiyon)
haline gelebilir. 4. Yapısal Uzlaşımlar ve
Bileşimsellik (Compositionality) Noam Chomsky’nin hiç kullanılmamış cümlelerin nasıl
anlamlı olabildiği sorusuna (kullanım temelli modele bir eleştiri olarak) bu
model "yapısal uzlaşımlar" ile yanıt verir. • Bireysel cümlelerin her biri için ayrı uzlaşımlar
yoktur; bunun yerine, cümsel yapılar ile düşünce yapılarını eşleştiren
genel uzlaşımlar vardır. • Örneğin, "p ise q" yapısını kullanmaya dair
bir uzlaşımımız olduğu için, hayatımızda hiç duymadığımız bir "p ise
q" cümlesini bile bileşimsellik kuralı sayesinde anlayabiliriz. 5. Sosyal Kimlik ve
Performans Olarak Kullanım 21. yüzyıl dil felsefesi, kullanımı sadece bilgi aktarımı
değil, bir sosyal performans olarak görür,. • Brikolaj (Bricolage): Konuşmacılar, farklı dilsel
varyasyonları (aksanlar, kelime seçimleri vb.) bir araya getirerek
kendilerine bir sosyal kimlik veya "persona" inşa ederler. • Yansımalı Performans: Bir kelimeyi belirli bir
tarzda kullanmak, sadece o kelimenin anlamını iletmekle kalmaz, aynı zamanda
konuşmacının o andaki sosyal statüsünü ve otoritesini de bizzat icra eder
(enact),. Özetle; Kullanım ve uzlaşım temelli modelde dil,
sadece kafamızın içindeki soyut bir sözlük değil, bir topluluk içindeki
bireylerin birbirleriyle uyum sağlamak için oynadıkları ve zamanla
kurallarını ortaklaşa değiştirdikleri devasa bir sosyal oyun gibidir. Analoji: Dilsel uzlaşımı bir trafik akışına benzetebiliriz. Trafiğin sağdan akması (uzlaşım), bu kuralın kendisinin doğuştan doğru olmasından değil, herkesin birbirinin sağdan gideceğini beklemesinden (koordinasyon) ve bu beklentinin sosyal fayda sağlamasından (kazaları önleme) kaynaklanır. Yeni sürücüler (dil öğrenen çocuklar), bu sistemi ebeveynlerinin ve diğer sürücülerin eylemlerini (kullanım) gözlemleyerek ve bu tarihsel sürekliliğe (soyağacı) katılarak öğrenirler |
|
Yorumlamacı (Interpretational) Model, özellikle
Donald Davidson’ın çalışmalarıyla ilişkilendirilen ve anlamın temelini konuşmacının
davranışlarının yorumlanması üzerinden açıklayan bir metasemantik
çerçevedir. Bu model, dili statik bir kurallar bütünü olarak değil, bir
tercüme veya yorumlama süreci olarak ele alır. Bu modelin çağdaş dil felsefesi ve dilin mantıksallığı
bağlamındaki temel özellikleri şunlardır: 1. Anlam ve İnancın Karşılıklı Bağımlılığı Yorumlamacı modelin en temel kabullerinden biri, anlam
ve inancın "birbirleriyle ilişkili kurgular" (interrelated
constructs) olmasıdır. • Bir yorumcu, bir konuşmacının ne demek istediğini
(anlam) bilmeden onun neye inandığını tam olarak belirleyemez; aynı şekilde,
konuşmacının inançlarını bilmeden de sözlerinin anlamını çözemez. • Yorumlama süreci, bu iki bilinmeyeni (anlam ve inanç)
eşzamanlı olarak çözmeye çalışan bir "Radyal Tercüme" süreci olarak
tasvir edilir. 2. Merhamet İlkesi (Principle of Charity) ve Rasyonellik Model, yorumlamanın başarılı olabilmesi için rasyonel bir
temel varsayar. Bu bağlamda Merhamet İlkesi, bir yorumcunun muhatabını
rasyonel ve tutarlı bir varlık olarak görme zorunluluğudur. • Kurucu İdeal: İnanç sistemi, "kurucu bir
rasyonellik ideali" tarafından yönetilir. Yorumcu, konuşmacının
cümlelerini, onları kendi inançlarıyla mümkün olduğunca tutarlı ve doğru
kılacak şekilde anlamlandırmaya çalışır. • Normatiflik: Bu modelde anlam, konuşmacının
sadece ne söylediğiyle değil, rasyonellik ideali gereği ne söylemesi
gerektiğiyle (normatif boyut) belirlenir. 3. Peircean Merhamet ve
İdealize Edilmiş Revizyon Kaynaklarda "Peircean Charity" (Peirce-vari
Merhamet) olarak adlandırılan bir versiyon, anlamı konuşmacının idealize
edilmiş bir inanç revizyonu sürecinden sonra elinde kalan doğrular kümesi
olarak tanımlar. • Bu yaklaşıma göre, bir kelimenin anlamı, konuşmacının
inançlarındaki çelişkileri gidermeye yönelik rasyonel çabasının bir
sonucudur. • Örneğin, bir konuşmacı hem "Köpekler keseli
hayvanlardır" hem de "Köpekler Canis cinsine aittir"
cümlelerini doğru kabul ediyorsa, rasyonellik normu bu çelişkiyi gidermesini
(birinden vazgeçmesini) talep eder. Bu rasyonel seçim süreci, o kişinin
dilindeki "köpek" teriminin anlamını nihai olarak belirleyen
şeydir. 4. Kasti Tutum (Intentional
Stance) Yorumlamacı model, bir varlığa anlam ve inanç atfetmeyi
bir "kasti tutum" (intentional stance) sergilemek olarak
görür. • Bir sistemi (örneğin bir insanı) anlamlı konuşan bir
aktör olarak kabul etmek, onu rasyonellik normlarına (tutarlılık,
çelişmezlik) tabi bir varlık olarak "yorumlamak" demektir. • Bu durum, anlamın sadece fiziksel veya davranışsal bir
gerçeklik değil, rasyonel bir taahhüt sistemi olduğunu gösterir. 5. Üçgenleme
(Triangulation) Davidson'ın yorumlamacı modelinin bir diğer ayağı üçgenlemedir.
Anlam, iki konuşmacı ve dış dünyadaki ortak bir nesne arasındaki etkileşimden
doğar. Nesneler ve olaylar, ancak konuşmacılar onları rasyonel bir şekilde
ortak bir anlam noktasına oturttuklarında (birbirlerinin tepkilerini
yorumladıklarında) bir anlam kazanır. Özetle; Yorumlamacı Model, anlamı dünyadaki
nesnelerle kelimeler arasındaki sabit bir bağdan ziyade, konuşmacıların
birbirlerini rasyonel ve tutarlı varlıklar olarak görme çabasının bir
ürünü olarak açıklar. Analoji: Bu modeli bir dedektiflik çalışmasına benzetebiliriz. Elinizde bir zanlının (konuşmacı) ne demek istediğine dair bir sözlük yoktur. Dedektif (yorumcu), zanlının davranışlarını ve eldeki kanıtları (doğru kabul edilen cümleler) incelerken, onun "aptal olmadığını" ve "kendisiyle çelişmemeye çalıştığını" varsayar. Bu rasyonellik varsayımı (Merhamet İlkesi) dedektifin zanlının sözlerine bir anlam yüklemesini sağlar; yani anlam, dedektifin yaptığı bu rasyonel kurgunun bir sonucudur. |
-Nedensel Zincir ve "Hafıza"
Dışsalcı modelde anlamın bir "bayrak yarışı" gibi
aktarılması fikri, dilin tarihsel sürekliliğini açıklar. Bir nesneye isim
verildiği o ilk an (Initial Baptism), o ismin gelecekteki tüm anlamını
mühürler.
-Grice ve "Niyet" Paradoksu
Eğer anlamın temeli konuşmacının niyeti ise (Grice), "yapay zekanın niyeti var mı?" sorusu
hayati bir önem kazanır. AI bir niyet taşımıyorsa, Grice’ın modeline göre AI
"anlamsız" sesler/semboller çıkarıyor demektir.
-Davidson ve "Rasyonel Özne"
Yorumlamacı modelde anlamın oluşması için bir "insan rasyonalitesi" varsayılır. Eğer karşıdakini rasyonel bir bütün olarak görmezsek (örneğin bir deliyi veya bir algoritmayı dinlerken), Davidsoncu anlam teorisi çökmeye başlar.
3. Normatif Temeller ve Üçgenleme
Claudine Verheggen'e göre anlam, salt betimsel veya
biyolojik olgulara indirgenemez; o, doğası gereği normatiftir. Anlamın
temeli, konuşmacı, dinleyici ve paylaşılan nesne arasındaki "üçgenleme"
(triangulation) etkileşimidir. Bu süreçte bireyler, kelimelerin doğru ve yanlış
kullanımına dair normatif tutumlar geliştirirler; dolayısıyla anlam, sosyal
etkileşim içindeki rasyonel taahhütler sayesinde temellenir.
4. Belirlenemezlik ve Ontolojik Çeşitlilik
Anlam, fiziksel, zihinsel,
soyut ve sosyal unsurları bir araya getiren oldukça kendine özgü bir varlık
statüsüne sahiptir.
Özetle; anlamın temellendirilmesi, dili sadece bir
kod olarak değil, zihinsel kapasitelerimiz, rasyonel niyetlerimiz ve sosyal
dünyadaki koordinasyonumuz arasındaki etkileşimin bir ürünü olarak
kurgulayan geniş bir metasemantik çerçevede ele alınmaktadır.
|
İçselci ve dışsalcı anlam teorileri arasındaki temel
ayrım nedir? Dil felsefesinde içselci (internalist) ve dışsalcı
(externalist) anlam teorileri arasındaki temel ayrım, anlamın kaynağının
zihnin içinde mi yoksa dış dünyadaki nesne ve ilişkilerde mi olduğu sorusuna
dayanır. Kaynaklar bu iki yaklaşımı şu temel farklar üzerinden detaylandırır: 1. Temel Odak Noktası ve Dayanak • Dışsalcı (Göndermesel) Teoriler: Dilsel anlamın,
kelimeler ile dünyadaki şeyler arasındaki bağlantıya dayandığını varsayar. Bu
yaklaşımda anlam, zihinden bağımsız nesnelere yapılan gönderme (reference)
ve bu göndermelerin doğruluk koşulları üzerinden tanımlanır. • İçselci Teoriler: Dilsel anlamın dış dünyaya
atıfta bulunmadan, sadece zihnin içsel içeriklerine bakılarak
belirlenebileceğini savunur. Bu görüşe göre anlam, bireyin beynindeki
bilişsel durumlar veya zihinsel temsillerle ilişkilidir. 2. Anlamın Belirlenme Süreci • Dışsalcılık ve Nedensel Bağlar: Dışsalcı
gelenekte (özellikle Kripke, Putnam ve Burge ile ilişkilendirilen kanatta),
ortak anlam ve gönderme, paylaşılan inançlar veya ortak bir öğreti yerine,
bireyler arasındaki nedensel veya tarihsel bir etkileşim
(causal/historical interconnectedness) yoluyla kurulur. Örneğin, bir
kelimenin anlamı, o kelimenin geçmişteki kullanıcılardan gelen bir zincirleme
yoluyla bugüne aktarılmasına dayanır. • İçselcilik ve I-Language (İçsel Dil): İçselciler, 🔎Noam Chomsky'nin "I-language" (Internal/Individual language)
kavramına dayanarak, dili bireysel, içsel ve işlemsel bir yapı olarak
görürler. Bu modelde anlam, dış dünyadaki nesnelerle kurulan sabit bir bağdan
ziyade, zihindeki kavramların birleşme biçimleri ve dil içi mantıksal
ilişkilerle (örneğin gerektirme veya sözdizimsel yapılar) belirlenir. 3. Doğruluk ve Gönderme İlişkisi • Dışsalcı Perspektif: Anlamın temel işlevi bilgi
aktarmaktır ve bu süreç, cümlenin doğru olması için dünyanın nasıl olması
gerektiğini bilmeyi (doğruluk koşulları) gerektirir. Algısal dışsalcılıkta,
temel düşüncelerin ve kelimelerin içeriğini belirleyen şey, fiziksel
çevredeki nesnelerin konuşmacıda benzer düşüncelere neden olmasıdır. • İçselci Perspektif: Anlamın dünyadaki nesneleri
belirlediği (extension-determining) fikrine karşı çıkarlar. İçselciler,
düşünceleri çevreden bağımsız olarak bireyselleştirirler. Onlara göre, bir
kelimenin dünyadaki belirli bir nesneye gönderim yapması, kelimenin sabit bir
sözlük anlamı değil, konuşmacının o anki kullanımı ve zihinsel performansı
sonucu doğan bir etkidir. 4. Akademik Yaklaşım Farklılıkları • Dışsalcılık genellikle filozoflar tarafından
benimsenir ve öncelikli olarak doğruluk ve gönderme sorularına yanıt
arar. • İçselcilik ise dilbilimciler arasında daha
yaygındır; odağını dilin kendi içindeki özelliklerine, örneğin kelimeler
arasındaki mantıksal gerektirmelere (entailment) veya biçimsel
ilişkilere verir. Özetle; dışsalcılar için anlam, dili dünyaya
bağlayan bir köprü iken; içselciler için anlam, zihnin içinde işleyen
ve dünyadan bağımsız olarak tanımlanabilen karmaşık bir yazılım veya yemek
tarifi (recipe) gibidir. Analoji: Dışsalcı anlamı bir adres defterine benzetebiliriz; bir ismin (kelimenin) değeri, sizi fiziksel olarak götürdüğü yerdedir. İçselci anlam ise bir yemek tarifine benzer; tarifin (anlamın) değeri, zihninizde nasıl bir yapı oluşturduğundadır; mutfaktaki malzemelerin (dış dünyanın) gerçekte var olup olmaması tarifin kendi iç mantığını değiştirmez |
The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy of Language, Oxford University Press,2025
Burada anlam modellerini daha somut bir örnek ile görünür kılmaya çalışalım. B.Berksan
Post-Truth (Hakikat-Ötesi) çağı, anlamın sadece "ne olduğu" değil, "nasıl manipüle edildiği" ile ilgili bir krizdir. Bu çağda, nesnel gerçeklerin yerini duyguların ve kişisel inançların alması, az önce tartıştığımız dört anlam modelini ciddi bir dayanıklılık testine sokar.
Bu modellerden hangisinin bu krizde daha dirençli olduğunu veya hangisinin bu krizi daha iyi açıkladığını şu üç perspektifle değerlendirebiliriz:
1. En Dirençli Model: Göndermeci ve Dışsalcı Model (Çapa Olarak Anlam)
Dışsalcılık (Kripke/Putnam), Post-Truth dalgalarına karşı en sert liman görevi görür.
Neden Dirençli? Çünkü bu modelde anlam, konuşmacının zihnindeki "yanlış inançlara" veya toplumun o anki "yalanlarına" bağlı değildir. Anlam, kelimenin dünyadaki nesneyle olan nedensel bağına bağlıdır.
Örnek: Milyonlarca insan "Aşının içinde çip var" dese bile, dışsalcı modele göre "Aşı" kelimesinin anlamı biyolojik gerçekliğine (nedensel zincirine) çapa atmıştır. Toplumsal kanaat anlamı bükebilir ama o nesnel bağı koparamaz.
2. En Kırılgan Model: Yorumlamacı Model (İyi Niyetin İflası)
Donald Davidson’ın bu modeli, Post-Truth çağının en büyük kurbanıdır.
Neden Kırılgan? Bu model "Hayırhahlık İlkesi" (Principle of Charity) üzerine kuruludur. Yani karşıdakini rasyonel ve doğru söyleyen biri olarak kurgulamak zorundasınızdır.
Sorun: Post-Truth, tam olarak "kötü niyetli" (bad faith) iletişime dayanır. Karşınızdakinin bilerek yalan söylediğini veya rasyonel olmadığını bildiğiniz bir dünyada, Davidsoncu "anlam inşa süreci" çöker. Karşıdakini rasyonelleştiremezsiniz, dolayısıyla anlam zemini kaybolur.
3. Krizi En İyi Açıklayan: Kullanım ve Uzlaşım (Yankı Odaları)
David Lewis ve Grice’ın modelleri, Post-Truth'un nasıl bir mekanizmayla çalıştığını en iyi ifşa eden modellerdir.
Yankı Odaları: Eğer anlam "toplumsal uzlaşım" ise (Lewis), kapalı bir grup (yankı odası) kendi içinde absürt bir "uzlaşım" kurabilir. O grup içinde "hakikat" kelimesi "liderin söyledikleri" anlamına gelmeye başlar.
Gricecı Manipülasyon: Grice’a göre anlam "dinleyicide bir etki bırakma niyeti"dir. Post-Truth aktörleri, bilgi aktarmayı değil, sadece duygusal etki bırakmayı niyetledikleri için anlamı bir manipülasyon aracına (Gricecı niyetin kötüye kullanımı) dönüştürürler.
4. Bilişsel Model: İçsel Tutarlılık vs. Dışsal Gerçeklik
Wayne Davis’in "Yapılandırılmış Düşünceler" modeli, Post-Truth'un neden bu kadar ikna edici olduğunu açıklar.
Analiz: Bir komplo teorisi, kendi içinde mükemmel bir "yapılandırılmış düşünce" mimarisine sahip olabilir. Dünyayla bağı kopuk olsa bile, zihinsel olarak üretken ve tutarlı olduğu için kişi için "anlamlı" gelmeye devam eder. Bu model, anlamın neden dünyadan kopup zihinde hapsolabileceğini gösterir.
"Yapay Zeka" ve "Öznesiz Anlam" (meaning
without a subject) tartışması, dil felsefesinin 21. yüzyıldaki en büyük kırılma
noktasıdır. Binlerce yıldır anlamın ancak "canlı, niyet eden ve sorumluluk
alan bir özne" (insan) tarafından üretilebileceğine inandık. Ancak bugün
karşımızda, bir "öznesi" olmadığı halde gramatik olarak kusursuz ve
semantik olarak tutarlı cümleler kuran bir yapı var.
Bu durumu, az önce tartıştığımız anlam modelleri üzerinden
bir **"Anlam Otopsisi"**ne tabi tutalım:
1. Searle ve Çince Odası: Simülasyon mu, Anlam mı?
Öznesiz anlam tartışmasında ilk durak her zaman John
Searle’dür.
- Argüman:
AI, sembolleri kurallara göre işler (Sentaks) ama o sembollerin
neyi temsil ettiğini bilmez (Semantik).
- Yapay
Zeka: AI, "elma" kelimesini kullanırken elmanın tadını,
kokusunu veya varlığını değil; o kelimenin diğer kelimelerle olan
istatistiksel mesafesini bilir.
- Sonuç:
Eğer anlam için "deneyim" şartsa, AI'nın anlamı **"Anlamsız
bir Anlam"**dır.
2. Dört Model Yapay Zekayı Nasıl Yorumlar?
AI'nın ürettiği "öznesiz anlamı" bu dört modelin
süzgecinden geçirdiğimizde ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor:
3. Vektör Uzayı: Anlamın Yeni Mekanı mı?
- yüzyılda
AI, anlamı "kafanın içinden" veya "toplumsal
uzlaşımdan" çıkarıp Vektör Uzayı denilen matematiksel bir
boyuta taşıdı.
- AI
için anlam; bir kelimenin çok boyutlu bir uzaydaki koordinatıdır.
- Öznesiz
Anlamın Gücü: "Kral - Erkek + Kadın = Kraliçe" denklemini
çözen bir algoritma, bir "kraliçe" kavramına dair zihinsel bir
imgeye sahip değildir ama kavramlar arasındaki mantıksal ilişkiyi
yakalamıştır.
4. "Türetilmiş Anlam" vs. "Asli
Anlam"
Filozof John Haugeland ve John Searle'ün ayrımıyla;
- İnsan:
Asli Anlam (Original Meaning) üretir. Anlamın kaynağı kendisidir.
- Yapay
Zeka: Türetilmiş Anlam (Derived Meaning) üretir. Anlamı, bizim ona
yüklediğimiz veri setlerinden ve bizim yorumumuzdan ödünç alır.
"Eğer bir metin okuyanda 'anlam' yaratıyorsa, o metnin bir
özne tarafından mı yoksa bir algoritma tarafından mı yazıldığının semantik bir
farkı var mıdır? Anlam, gönderende mi biter, yoksa alıcıda mı başlar?"


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder