Okuma Atlası Felsefe’nin ilk yayın tarihi 8 Aralık, Okuma Atlası Sanat 12 Aralık 2015, Okuma Atlası 16 Ocak 2016. Neredeyse on yıllık bir zaman dilimi içinde, okuma ve düşünce yolculuğumu burada paylaşıyorum. Başlangıç niyetimi giriş metinlerinde belirtmiştim.
Bu coğrafyada yaşayan bir bireyin etrafında olup bitenleri anlamak ve anlamlandırmak çabasını kamuya açmasının altında yatan motivasyonu yansıtmak kolay değil. Bir varoluş iç güdüsü olarak da okunabilecek bu eylem, oldukça emek gerektiren bir arka planı da barındırıyor.
Daha önce de değindiğim gibi, anlamanın bir ağda ve çok disiplinli düşünmeler(okumalar) ile daha gerçekçi yorumlarla mümkün olabileceğine olan inancım, yolculuğumdaki rehberim oldu. Atlas sınırlarını belirlerken doğal olarak, Anadolu coğrafyasında yaşayan birinin ilgi alanı belirleyiciydi. Bu anlayışla sınırlandırılmış bir mekânda, başlangıçları temel alan bir zaman sürecinde tarih, felsefe, sanat konularının birbirleriyle etkileşimli olarak haritasını ortaya çıkarmak, anlama çabasının deyim yerindeyse yan ürünü oldu. Zamanım, birikimim, yeterliliğim olsaydı, Bilim/Teknoloji, Sosyoloji, Psikoloji, Antropoloji, Arkeoloji, Sinema atlaslarını da yapmak isterdim. Biliyorum, bu bir insan ömrü ve belleği için gerçekleştirilmesi imkânsız, ulaşılamayacak bir ideal. Bilginin bu kadar parçalandığı ve hızlandığı bir çağda, her şeyi birbiriyle bağlayan o kusursuz bütüne ulaşmak belki de sadece bir ütopya. Bilginin sınırsız dağıtıldığı bir çağda, böylesine oylumlu bir sentez, ancak bir ideal olarak kalabilir. Ama zaten asıl mesele o mükemmel bütüne varmak değil, o bütünün peşinde koşarken açılan yeni yolları keşfetmekmiş.
Aslında disiplinli olarak 1990’ların sonunda başladığım çalışmaların ilk çıktılarını 2001 yılından itibaren almaya başladım. Wikipedia’nın 2003’de Türkçe yayın hayatına girdiğini düşünürsek, o dönemde hem bugünkü kadar basılı kaynak yoktu, hem de internet çok sınırlı içeriğe sahipti. Demek ki 25 yıllık bir zaman diliminden söz ediyoruz. Bu çalışmanın bazı izlerini de burada paylaşacağım.
Çok da periyodik olmayan bir takvim içinde yayınları ve bunlara bağlı sayfaları blogger ortamında oluşturmaya başladım. Doğrusu, izlenme kaygım ön planda değildi. Ekran okuması zor olan uzun metinler ve bunlara eşlik eden tablolar gibi bir yapı oluştu. Tarihsel olan sayfalarda harita konusunu önemsedim.
Sosyal medyanın gelişmesi, yaşam ritminin hızlanması ve buna bağlı çabuk tüketim, dikkat azlığı v.s. bilinen nedenlerle, sayfalar gereken ilgiyi görmedi. Yine zaman içinde beklentim olan, interaktif bir ortam da oluşmadı. Bunda kendi özgün düşüncelerimi paylaşmaktan çekinmemin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Bir meraklı olarak, sınırlarımın farkında olmaya hep dikkat ettim.
Özellikle Youtube’da tarih, felsefe, sanat konularında ilgi çekici videolar oluştu. Ben başladığımda akademinin az olan ilgisi zamanla arttı. Şimdi çok değerli akademisyen yorumcular, nitelikli içerik üretiyor. Ancak yine de, durup düşünmeye ihtiyacımız var. Okumak, iç düşüncemiz ile diyalektik bir iletişimi de sağlıyor. Birilerinin ne söylediği değil, kendimizin o konuda ne düşündüğü öne çıkıyor. Bu bağlamda farklı metinleri bir arada okumak, kendi özgün yorumlarımız için daha güvenilir bir ortam oluşturuyor.
Gerçeklik arayışımızın tekinsiz ortamında yeni bir olgu ile karşı karşıyayız. Yapay Zeka dediğimiz algoritmik üretim, baş döndürücü gelişim hızıyla hayatımıza girdi. Bin bir zahmetle ulaşmaya çalıştığımız bilgiler, “büyük veri”den seçilerek önümüze geliyor. Ben yolculuğa devam ediyorum. Dijital dünyanın bu gürültülü çağında "durup düşünenlere" bilgiyi bir "istatistik" olmaktan çıkarıp, onu bir "anlam haritasına" dönüştürme çabasını sürdüreceğim
Buradaki eylemin, aynı zamanda bir yaşama modeli olarak yansımasını, bağımsız düşüncenin, algı çağında kendi “düşünce özgürlük adasını” oluşturmasına örneklik etmesini umut ediyorum. B.Berksan

