Doğa Felsefesi


GERT KÖNIG 

A.GENEL 
Batı düşüncesinde karşılaşılan en eski teorik çabaların "doğa felsefesi"ne ilişkin çabalar olduğu söylenebileceği gibi, hatta, doğa felsefesi, Batı felsefesinin en eski "disiplin"i olarak da gösterilebilir. Ama hemen şunu da belirtmek gerekir ki, doğa felsefesine ait problemler, bugünün felsefesinin de ( 1970 ler) güncel problemleridir. Öbür yandan bir doğa (felsefesinden de sözetmek yanıltıcı olabilir; çünkü bu ad altında birbirinden oldukça farklı uğraşlar toplanmıştır. Bu nedenle, genel olarak "doğa felsefesi" deyince "doğa" üzerine bir "felsefe" anlaşılacağından, önce "doğa" sözcüğünün anlamlarına kısaca bakmak gerekir. 

1. Doğa Kavramı 
İnsan dillerinde pek az sözcük"doğa" sözcüğü kadar "geniş bir çerçeve ve zengin bir içerik"e sahiptir (Classen, Doğa Sözcüğünün Tarihi, 1898, s.5). Grekçe physis sözcüğünün asıl anlamı "phy" kökünden gelir. "phy", filiz verme, doğma, döllenmc ve (organik) gelişme sürecini gösterir (Grek felsefesinin herşeyi canlı sayan bir doğa felsefesiyle (hylozoizm) başladığını biliyoruz -çev-). Kavram giderek çok zengin bir anlam içeriğine sahip olmuştur. Sofistler, tanrının yaptığı (yarattığı) bir şey olarak physis ile insanın yaptığı yasaları (nomos), kural olarak koyduğu şeyleri (thesis) ve beceri ve zanaatla şekillendirmelerini (techne) birbirinden ayırırlar. 

Aristoteles 'te physis sözcüğünün asıl anlamı, her tekil nesnede hareket ettirici şey olarak bulunan ve her şeyi birbirine bağlayan yasalılıktır. Ilk kez Stoâ da physis, kendi kapalı düzeni içinde parçalarından biri olarak canlılığı (I.ebendigkeit, hayat) da içeren bütün ya da "genel doğa" olarak kavranır. Ama bununla birlikte, physis, -köksel anlamına uygun olarak- yine de, anorganik doğadan, hayvanlardan (zoo) ve insanın ruh (psyche) ve akıl (logos) ından ayrı ve bunlara karşıt bir şey olarak, bitkilere ilişkin özel bir yeti olarak da anlaşılmaya devam eder. 

Cicero , Greklerin physis kavramını Roma'ya natura olarak aktarır. Köken bakımından "natura"nın da anlamı, sürekli bir doğma, açma ve belirme etkinliğidir ve tüm varlık buradan oluşmuştur. Ama Greklerin physis kavramının etkisi altında natura sözcüğünün anlam alanının çabucak genişlediği de görülür. Natura sözcüğü, daha sonra Lucretius 'da dört ana anlam kazanır:
l. herşeyde bulunan yaratıcı güç, 
2. bu güç tarafından yaratılmış olan evren, 
3. tek tek yaratılmış şeyler,
4. doğa düzeni. 
Sözcüğün Almanca'ya 9. ve 10. yüzyıllarda"Natur" olarak geçtiği görülür; ama sözcüğün tüm anlamıyla tanınması ancak 16. yüzyıldan sonra olur ve 17. yüzyılın sonunda modern fiziksel doğa kavramına ulaşılır. 

Bu nedenlerle, "natura" ya da "natur"dan sözedildiğinde, sözcüğün çok görünümlü arka planına eğilerek hangi anlamda kullanıldığına dikkat etmek gerekir. Çok genelinde bakıldığında, bugün "natur" sözcüğü, ya cisimsel şeylerin kavramı, yani maddi doğa kavramı ya da bir şeyin özbelirleniminin kavramı, yani formel doğa kavramı olarak anlaşılıyor. Daha sağlam bir belirleme, ancak maddi ve formel doğa kavramlarının karşıtlığından kalkılarak yapılabilir. Örneğin formel doğa kavramı için karşıt kavramlar, "doğa-dışı" ya da "doğal-olmayan' ; maddi doğa kavramı için ise, "kültür", "değer", "norm", "teknik" "tarih", 'toplum', 'sanat , "ahlâk', 'tin , "ruh", "akıl" "bilinç", "özgürlük", "insan", "kutsallık", "tanrı", vb. olabilir. 

2. Doğa Felsefesi Kavramı 

"Doğa felsefesi" adı oldukça yakın zamanlara aittir. Terim, bir zamanların "doga metafiziği", "doganın felsefesi", "spekülatif fizik" gibi eşanlamlı deyimleriyle birlikte, aslında Seneca 'nın kullandıgı bir terim olan "philosophia naturalis" deyiminin karşılığı olarak 18. yüzyıl Aydınlanmasında özel bir disiplin adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Antikçağ gibi Ortaçağ da, "doğa felsefesi" ile "doğabilimi" arasında hiçbir ayrım tanınmıyordu. Physis üzerine bir öğreti olarak physike episteme, kavranmış olsun olmasın, içerdiği tüm varlıkla "kosmos" üzerine bir öğretiydi. Burada üç alan ayırdediliyordu: "Anorganik" doğanın öğretisi olarak kosmoloji ; "organik" doğanın, organizmaların öğretisi olarak teleoloji 
ve son olarak da psikoloji 


17. yüzyılda psikoloji bu üçlüden ayrıldı; geri kalan iki disipline birarada (doğa felsefesi ve fizik yanında) fizyoloji de dendi. Verulamlı Baco (Francis Bacon), bugün empirik- betimleyici doğabilimi kavramına o zamanlar verilen adla "historia naturalis"i, "doğa felsefesi" veya "doğa öğretisi" (doctrina de natuıa)'nden ayırdı ki, bu sonuncusuna bugün uygun düşen şey, bir bakıma teorik fizik tir.

İlk kez 18. yüzyılda fizyoloji, bugünkü anlamına uygun bir anlam içeriği kazanarak doğa felsefesinden ayrıldı. Ama bu ayrımlara koşut olarak, physica speculativa ve physica empirica, yine bunun gibi, physica experimentalis ve cosmologia generalis ayrımları da yapıldı (Wolff). Aslında bu ayrımlardan ancak sonuncusu bugünkü doğabilimi ve doğa felsefesi ayrımına uymaktadır. Bu son dcyimler, özellikle Holbach 'ın "Doğanın Sistemi" (1770),Kant'ın "Doğabiliminin Metafiziksel İlkeleri" (1786) ve Schelling 'in "Bir Doğa Felsefesi Taslağı" (1799) adlı yapıtlarında yerleşik olarak kullanılarak yaygınlaştı. 


3. Bir Doğa Felsefesinin Olabilirliği ve Görevleri 
Felsefe ile tek tek bilimlerin birbirlerinden ayrılmalarından buyana, şu soru hep sorulagelir: Doğabiliminin yanısıra, artık bir doğa felsefesi olanaklı mıdır? Bir doğa felsefesinden bir bilimmişcesine sözedilebilir mi? 
Bu sorulara pek çok yanıt da getirilmiştir. Herşeyden önce, bağımsız bir konusu ya da özel bir yöntemi olmadığından dolayı, yani kendi iç çelişkilerinden ötürü, daha sonra da yararsızlığından, aşkınlığından ve daha da önemlisi tek tek bilimlerin araştırmalarına zarar vermesi ve engel olması yüzünden bir doğa felsefesinin olabilirliği toptan yadsınabilir. Bu görüş, özellikle 19. yüzyıl doğabilimcilerinin Schelling ve Hegel ’in spekülatif doğa felsefelerine gösterdikleri şiddetli tepkiyi de dile getirir. 

20. yüzyılda ise, bir doğa felsefesinin "bilimsel" olma karakteri taşıyamayacağı ileri sürülür. Çünkü "bilim", doğru önermelerden oluşan bir sistemdir; buna karşılık "felsefe", olsa olsa, önermelerin anlamlarını zihinsel ve fıziksel insan elkinlikleri ve davranışları bakımından aydınlatan bir etkinliktir ( Schlick, Wittgenstein ). 

Böyle olunca, doğa felsefesi, açık bir şekilde, ancak doğabiliminin yanında yer alan bir disiplin olarak görülmüş olur. Gerçekten de 20. yüzyılda artık doğabiliminden kopuk ve ondan bağımsız bir doğa felsefesine yer bulmak söz konusu olamaz. Ama bu durumda doğa felsefesi ile doğabiliminin karşılıklı ilişkileri problemi ortaya çıkar. Bu konuda şunlar söylenebilir 

Aslında her iki inceleme tarzının "eşdeğer" olduğunu söyleyenler kadar araştırma konuları bakımından esastan farklı olduğunu belirtenler de vardır. Bu inceleme tarzları eşdeğer iseler, kuşkusuz özdeş de olabilirler (örneğin Haeckcl 'in doğa felsefesi ile doğabilimi arasında fark gözetmeyen monizminde olduğu gibi). 

Öbür yandan onlar özdeş değil de, sadece eşcinsten (genidentik) olarak görülebilirler ve böyle olduğunda doğa felsefesi "gelişmemiş" bir doğabilimi sayılabilir ( Becher , "Doğa Fclsefesi", 1914). 

Yani doğa felsefesi, "ihtiyatlı" bir doğabilimi olmayı benimsediği ve sonuçlarının "olasılıkla kabul edilebilir" olduğunu kabullendiği sürece doğabilimiyle eşcinstendir. Ama doğa felsefesi, doğabilimlerinin sonuçlarını bir toplu doğa betiminde, bir "evren tablosu"nda birleştirdiği ve "doğabilimlerinin en genel bölümü" olarak kavrandığında ( Ostwald , "Doğa Felsefesinin Temellcri", 1913), o doğabiliminin "ulaşılan Son noktası"da olabilir ( Ziehen , bu yönelimi, nihai anlam ve değer probleminin yanıılanmasında bir "tümevarımcı metafizik"in kurulmasına doğru giden "doğabilimsel-birleştirici" yönelim olarak adlandırır). 

Tüm bu belirlemelerde, doğa felsefesi ile doğabiliminin bir ortak zemine dayandırıldığı saptanabilir. Duruma doğa felsefesi açısından bakıldığında, doğa felsefesi hem felsefeye, hem de doğabilimine dayanan bir alan olarak görülebilir 
Ama aynı doğa felsefesi, özerk ve doğabiliminden ilkece farklı ve bağımsız bir disiplin olarak da görülebilir. Öyle ki, doğa felsefesini böyle görenler sadece Fichte, Schelling, Hegel gibi geçen yüzyılın spekülatif filozofları da değildir. 

           
Örneğin günümüzde Diamat , doğabiliminin, ilkelerini, genel dogmalar olarak felsefenin içinde hazır bulduğunu söyler. Yani doğabiliminin varoluşu doğa felsefesine bağımlıdır.Bu yüzden de, doğa felsefesi ile doğabilimi arasındaki ilişkiler, birer bağımlılık ilişkisi olarak türlerine göre sınıfİandırılabilirler. 

Lask ve Litt , doğa felsefesi ile doğabilimi arasındaki ilişkileri "refleksiyon basamakları" açısından sınırlandırırlar. Doğabiliminin görevi, öncelikle, maddi ve organik dünya, yani görünür gerçeklikteki objeler üzerine deney yapmaktır. Daha sonra felsefı bir görevin yerine getirilmesi gerekir. Bu görev, ilk basamakta, bu empirik obje kavrayışı üzerine mantıksal ve yöntembilimsel bir refleksiyonu gerçekleştirmektir. İkinci basamakta ise, giderek bizzat doğabilimlerinin dayandığı koşullar araştırılır; yani' burada ilk basamaktaki refleksiyon üzerine bir refleksiyon sözkonusudur. 

Bu koşullar, ister üzerinde tartışma gerektirmeyen "değişmez koşullar" ( Spranger, Dolch ) yani düşünce yoluyla kavranan ilişki tarzları; ister a priori yapıÎar ( Kant ve diğerleri) olarak görülsünler. Özellikle bu noktada doğa felsefesine uygun düşebilecek olan görev, doğabilimsel teoriler içinde her zaman sürekli olarak bulunan bölümleri, yani "apriorizma"ları saptamaktır. Bunlar, örneğin insan zihninden çıkan yapılar olarak "ideal empirizmalar", "fenomenalizmâ'lar olarak (doğaya ilişkin her türlü saptama işinde ortak olan) evrensel görü-formlarıdır ve en sonda gerçekliğe ilişkin olarak geriye kalan herşey için "real empirizma"lar vardır (MeyerI,Abih, "Biyolojinin Düşünce Tarihi Bakımından Temellendirilmesi", 1963). 

Doğabilimsel sonuçları dayanılması gereken taban (baz) olarak gören bir doğa felsefesi anlayışına karşı olarak, "tüınevarııncı mctafizik", bu sonuçları,"baz değil, tersine problem" olarak görür ( May , 

Doğa Felsefesinin Temelleri 
", 1949, Liehen, Doğa Felsefesinin Temelleri ; 1922); yukarıda sözü edilen birleştirici bir doğa felsefesi yanında, maddi ve psişik olguları biraraya getiren bir "psîko-fıziksel" doğa felsefesinden sözeder ve buradan hareketle kendi "bilgi-kuramsal doğa felsefesine" yönelir. 

O, bilgi olayında iki öge ayırır: İndirgeme (İ) ve sinir sistemi (S). Biz, indirgeme yoluyla olup biten herşeye objekıif olarak oluşmuş şeyler gözüyle bakarız. Oysa, böyle bir indirgeme için sübjektif bir öge olarak sinir sistemine ihtiyaç vardır. Doğabilimlerinin sonuçlarını değerlendirme sırasında bu ayrımı hep yapmak gerekir. Buna göre doğabilimsel anlamda "genel obje tasarımı", S ögesine (sinir sistemine) bağımlı İ ögesinin (indirgemenin) ürünüdür. Buradan hareketle, doğabiliminin dayandığı ilkelerin niteliği problemi, "ilkeler problematiği" (May) konusunda sık sık şu yanıtın verildiği görülür: "Doğaya ilişkin önermelerimizin gerçekten de doğaya ilişkin olup olmadıkları veya ne dereceye kadar ilişkin oldukları sorulduğunda belirtilmek istenen bir şey de, burada bir ilişkisizlik'e rastlanabileceğidir "(May,). 

"Doğabilimsel nesnellik"ten sözedilirken, burada bizim tarafımızdan "kavranan"şey ile "gerçeklik" in birbirleri yerine konuldukları "apaçık"tır. Doğabiliminin mutlaklığı iddiasına karşı, bu sorundan kalkılarak şu soruya kadar varılabilir: "Doğabilimi tarafından çizilen bu evren tablosu gerçekliğe uygun mudur?" ( Hübner , "Doğa Felsefesi Ne demektir" Philosophia Naturalis, cilt 7, 1962). Doğa felsefesi, doğabilimsel araçlarla açıklanamayacak, ama doğabilimi için "bağlayıcı" olduğu da gözden uzak tutulamayacak olan problemlerle uğraştığı sürece, bir "uygulamalı" felsefedir. O giderek, metafiziksel, fenomenolojik, varoluşsal, ontolojik, bilgi-kuramsal ve mantıksal kanıtlamalar içinde, doğabilimlerinin ve onların özel konularının "bir araya getirilip bütünlenmesi' uğraşıdır da ( Bense , "Doğa Felsefesi Kavramı" , 1953). Artık şunu söyleyebiliriz: Doğa felsefesi olmaksızın doğabilimi "kör"; doğabilimi olmaksızın doğa felsefesi "boş"tur. Bu yüzden belki de doğa felsefesinin alanını en genel şekilde şöyle betimleyebiliriz: Doğa fclsefesi, doğa (natur) hakkındaki bilgimizin olabilirlik ve gerçekliğe uygunluk koşullarını irdeleme çabasıdır. 

4. Doğa Felsefesinin Tarihi 

Jöel doğa felsefesinin ilk çıkış yerini mistisizmde bulur ( "Doğa Felsefesinin Mistik Düşünceden Kök Salışı", 1926). Feyerabend , mitolojik evren tasarımı ile yeni İon düşüncesi arasındaki farkı, dogmatizmden rasyonalist eleştirelliğe geçişteki tutum farklılığıyla açıklar. Bu tutum farklılığı, mitolojik bir tasarım olarak "mutlak doğruluk" tasarımı ile "parçalı hipotetik doğruluk" tasarımı arasındaki farklılığı da kapsar. Feyerabend’e göre, bu tutum farklılığı, bugünün fiziği içinde de eskidenberi varolan bir çatlağı görmemizi sağlar. Bu çatlak, günümüzde de kesin sonuçlar peşindeki "mitolojik düşünme tarzı ile Einstein ’ ın eleştirel rasyonalizmi arasında belirmektedir. Einstein, hiçbirinden kesin geçerlilik beklemediği, tersine sadece "kendi içinde anlamlı olan teoriler ortaya atmıştır. (Feyerabend, "Fiziksel Bilginin Özelliği ve Geçirdiği Aşamalar", Physikalische Bulletin, 1965, s.197). 

Gerçekten de bir doğa felsefesi tarihi, doğa felsefesinin ne olduğunu belirgin kılabileceği gibi, o aynı zamanda genel felsefe tarihine de halkalanır: Herşeyden önce, doğa felsefesi ile doğabiliminin birbirlerinden ayrılmalarına kadar olan bir doğa felsefesi tarihi vardır. Ama bu tarih aynı zamanda "teorik felsefe ile doğabilimlerinin tamamen birbirlerine geçmiş halde çalışmalarının da tarihidir (Dingler, "Doğa Felsefesi Tarihi' .1932, s.V). 

Öbür yandan tüm doğa felsefesi tarihi iki bölüme ayrılabilir: "Klasik" ve "modern" doğa felsefelerinin tarihleri. Jöel ile birlikte, doğa felsefesinde üç "klasik" çağ ayırdedilebilir: Sokrates öncesi, Rönesans ve Romantik. 

Doğa felsefesinin "modern" bölümü H.v.Helmholtz, E Mach ve W.Oswald gibi öncülerden başlatılabilir. (Ama burada "modern sözcüğünün aynı zamanda 19. yüzyılda Alman İdealizminin dağılmasından sonra Alman İdealizminin doğa felsefesini bilimsel olmayan bir düşünsel hayalcilik olarak görenler tarafından bu doğa felsefesini tahkir için kullanıldığını da anımsamak gerekir:) Özellikle Ostwaldın "Doğa Felsefesi Yazıları" (1902-1921), doğa felsefesine ilişkin sorunlar için genişliğine bir tartışma zemini oluşturmuş ve giderek doğa felsefesi, sistematik şekilde uğraş verilen bir felsefe alanı olmuştur. 

R.Carnap ve H.Reichenhach tarafından yayınlanan "Bilgi" (Erkenntnis) dergisi (1930-1940) ile E.May tarafından kurulan "Philosophia.Naturalis" dergisi (1950'den beri) bu konudaki çalışmaların yoğunlaşmasını sağlamışlardır. 

5. Çağdaş Doğa Felsefesinde Ana Akımlar 

Günümüz doğa felsefesinde(1970 ler) "doğa" ve "doğabiliminin doğası" üzerinde yoğunlaşan tartışmalarda, aralarında sayısız geçiş ve bağlantı bulunan şu kutuplar ayırdedilebilir: Skolastik, fenomenolojik, kategoryal-ontolojik, mantıkçı-empirist, a priorici-eleştirel, belgeleyici- işlemci (sertistik-operatif), metafiziksel, diyalektik ve bilgici(epistemogen) doğa felsefeleri. 

Yeni Skolastikçiler , doğa felsefesini "ilk nedenden yola çıkan doğa açıklaması" olarak anlıyorlar ( Seiler , "Doğa Felsefesi" , 1948). Bu açıklama, doğabiliminin doğa açıklamasına karşıt olarak, doğayı "daha kolay görülebilir olan nedenler"den yola çıkarak görmeyi amaçlıyor. Bu nedenler, ilk nedenler olarak Aıistoteles în dört nedeni olabilir veya "ilk varlık nedeni" olarak değişen şeylerin (varolanların) "töz"ü ya da herşeyi belirleyen en sondaki ontolojik ilkedir. 

Bugün bu akım , öncelikle şunu göstermek istiyor: "Relativite teorisi ve kuantum fiziğinin sonuçları da -doğru anlaşılıp, arı şekilleriyle eleştirildiklerinde - zorlanmaksızın bir realizm içine sokulabilir" ( Büchel , "Fiziğin Felsefi Problemleri",1965, s.12). H.Conrad- Martius 'un doga felsefesine ilişkin araştırmaları da, Aristotelesçi- skolastik eğilimden oldukça etkilenmişlerdir; ama yine de burada fenomenolojik bir bakış ağır basar, 

Fenomenolojik tutum da önce Max Scheler ve H.Weyl ( “Matematik ve Doğabilimi Felsefesi ", 1927) adları anılmalıdır.

Fenomenolojik tutuma oldukça yakın, ama bu arada empirik araştırmaya da oldukça bağlı bir akım da kategoryal-ontolojik doğa felsefesi dir.( N_.Hartmann, H.Plessner ve özellikle de G.Jacoby ), 

Burada, tek tek özel bilim alanlarının araştırma sonuçlarından kategoryal olarak "objektif-real" ve "ideal" varlık yapılarını "birlikli biçimde açığa çıkartmak" esastır. 

Mantıkçı – Empirist Doğa Felsefesi kendisini bir "doğabilimsel felsefe" olarak anlar, Bu tutumla o, çoğu kez sembolik mantığın yöntemsel araçlarıyla çalışır ( Bu nedenle Bense, bu felsefeyi "sağın doğa felsefesi" olarak da adlandırır), Bu felsefe, herşeyden önce, tamamen doğabilimine yönelmiş olarak, doğabiliminin kullandığı yöntemleri çözümler. Bu nedenle o, ilk planda bir "araştırma mantığı"dır ( Popper 1966 )"doğabiliminin yöntem öğretisi" ve "bilgi mantığı"dır veya doğabilimlerinin "bilim teorisi"dir. Ekstremist yanıyla bu tutum, her türlü "metafizik"i yadsımasıyla sivrilir ( Çarnap, Schlick, Reichenbach ). 

Aprorici-Eleştirel Doğa Felsefesi Kant’a ve Yeni Kantçı ‘lara ( Natorp, Cassirer, C.V.F. Weisaecker, P . Plaas, L. Schaefferve Fries ’e ( Yeni Friesçi Okul) dayanarak, Kant'ın tezlerine, özellikle de a priori konusuna döner ve bilgi koşullarının aynı zamanda bilgi objesinin de koşulları olduğunu saptamak ister. Bu konumda sürekli olarak şu vurgulanır: Doğabilimini her türlü metafizikten arındırmak "boşuna bir çaba"dır; çünkü böyle bir şey bizzat doğabiliminin olabilirliğini ortadan kaldırır. 

Helmholtz 'un, her metafiziksel iddianın olgulara ilişkin yanıltılı çıkarımlâ ilintili olduğu veya (ve bu yüzden) saklı bir deney önermesini her zaman için içerdiği hakkındaki görüşüne dayanılarak, örneğin her deney önermesinin de saklı olarak bir metafiziksel iddiayı içerdiği veya a priori olarak bize ait bir sanı (Trugschluss) ile ilintili olduğu sonucuna varılır 
Nelson; " Metafizikten Bağımsız Bir Doğabilimi Olabilir mi? ", 1908). 

Dingler 'in gösterimci-işlemci tutumu da bir a priori tanır. Ama bu Kant 'ın "aşkın "a priorisi değil,tersine "yöntemsel" bir a prioridir. Onun "yöntemsel felsefe"si, ölçüm aygıtlarının yapımında ve bunların doğaya uygulanmasında, matematiksel formüllerin açıkça etkilediği ve bu yüzden de "doğa"dan çıkmamış olan bize ait bir yapının her zaman önde geldiğini göstermeye çalışır. 

Buna göre biz, gerçekliği, ancak ve ancak insan eliyle (manuel) gerçekleştirilen biçimlemelerin (matematiksel formüllerin ve ölçüm aygıtlarının) yolu üzerinde, başka bir deyişle, işlemselciliğin (operationalism) yolu üzerinde kavrarız. 


Metafıziksel Doğa Felsefesi ni, öncelikle, doğabilimsel nesnellikle yetinmeyen, ama yine de bu nesnelliği "tümevanmsal" olarak ele aldıktan sonra onu aşmak îsteyen tutum olarak göstermek istiyoruz. "Tümevarınısal metafizik" ( 'Bavink, Wenzl ve diğerleri), doğabilimlerinin sonuçlarmı, istenç özgürlüğü, yaşamanın kökeni, evrenin sonsuzluğu, ruhun ölümsüzlüğü, v.b. hakkındaki metafiziksel sorulara yanıt getirmek bakımından değerlendirir. 

Ikinci olarak burada, doğabilimlerinin sonuçlarını bir felsefe sistemi içinde bir araya getirilmesi ve bu sonuçları sistemi "doğrulaması" denenir. Ama böyle bir sistemin temelinde, genel bir evren açıklaması yapmak için evren-dışı, yani aşkın mercilere (Instanz) başvurulur ( Q.J. Hartmann, Whitehead, Weiss, Hartsorne, Wenz1 ) Doğa mistisizmine dayalı çoğunlukla biyolojik gözlemlerin yönlendirdiği araştırmalar da bu gruba girerler.

 Diyalektik materyalizmin ilkelerini doğa araştırmasına uygulayıp kullanmayı deneyen ve modem doğabiliminin sonuçlarını bu ilkeler yardımıyla anlamaya çalışan Diamat , dogabilimi ile felsefe arasında bir "ittifak" kurmak ister (Karş; Korch , "Felsefe ve Doğabilimi İttifakı" , 1964, s.235 ve devamı). Ama diyalektikçiler grubuna diyalektik idealizm ve transentalizm ( Gonseth, Bachelard Bernays ; "Dialectica" dergisi) yandaşları da girer. Bunlar "diyalektik yöntemle, bilimsel önermeler topluluğunu, aşkın (transendent) önermelerin sonlu , mümkün olduğu kadar küçük bir demetine dayandırmak" isterler. ( Bense , "Model Doğa Felsefesi," 1949, s.14) ; 

Son olarak Bilgici( epistemogen ) Doğa Felsesi ni esas olarak yöntembilimsel bir bakış altında çalışan ve bir doğa felsefesinden epistemolojik problemler üzerinde çalışmayı anlayan, bu bakımdan yukarıda anılan akımlara tam olarak girmeyen çalışmaları anlıyoruz. Burada ağırlık ya doğabitimsel yöndedir ve fızikçilerin, biyologlann vb. kendi araştırma alaııları üzerine çeşitli yorum denemelerini kapsar (Kopenhag Okulu ve diğerleri) veya ama daha çok, ağırlık genel bilgi teorisindedir. ( May, Henry-Hermann Frey, Henneman ve diğerleri). 

Bu , akım, "ontolojik doğa felsefesi"yle en az oranda ilgili görünüyorsa da, burada da öncelikle polemikçi bir bakış olmaksızın, çeşitli kanıt ve karşı-kanıtların mümkün olduğu kadar biraraya getirilmesiyle bir toplu betime ulaşılmak istenir. Buraya kader belirtilerden saptanabileceği gibi, doğa felsefesine ilişkin bu çok çeşitli çabalar, temelde, çeşitli bilgi-kuramsal veya metafiziksel tutumlara halkalanırlar, Çünkü "doğa" üzerine her belirlemenin ardında özel metafiziksel veya bilgi-kuramsal bir kavrayış ve şema bulunur. Burada naif ve eleştirel realizm üzerinden sübjektif ve objektif idealizme; rasyonalizm üzerinden işlemselciliğe ve ekstrem empirizme ve ilgili olarak pozitivizme kadar uzanan bir yelpaze vardır. Anılan tüm âkımlar, bu epistemolojik kalkış noktalarına göre tek bir çizgi üzerinde de değildirler ve çoğu kez birbirlerinden aldıkları şeylerle oldukça ilginç "çözümler" üretirler 

Hiç kuşkusuz bir doğa felsefesinin sistematik betimi tüm bu ve bakış açılarını uygun şekilde gözler önüne sermek zorundadır. Bu ise burada mümkün değildir. Bu yüzden biz, burada ancak bize en önemli görünen problemler üzerine eğilen çalışmalara değinmek istiyoruz...

 Kaynak: Günümüzde Felsefe Disiplinleri- Doğan Özlem-Ara Yayıncılık
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder