Rorty, Richard

(1931) Çözümleyici fel­sefe geleneğinde yetişmiş olmakla bir­likte, zamanla kıta felsefesi geleneğinin temel tartışmalarına yaptığı katkılarla adından sıkça söz ettiren Amerikalı fel­sefeci. Rorty'nin felsefe yapma biçimine bakıldığında, ilk dikkat çeken kıta felse­fesi geleneğinin önemli sorunlarını çö­zümleyici geleneğin sunduğu birtakım olanakları kullanarak özgün bir biçimde işleyişidir. Bu bakımdan, felsefe çalış­malarında sergilediği çizgiye, felsefe çev­relerinde genellikle çözümleyici felsefe ile kıta felsefesi arasında birbirlerini an­lamaları bağlamında kurulmuş bir köprü gözüyle bakılmaktadır. Örneğin, söz ko­nusu bu iki gelenek arasında köprü kur­mak amacıyla, İngilizce konuşulan ülke­lerin felsefecilerinin sıkça üzerinde dur­dukları anlam sorununa dilsel bir açıdan bakmalarına yol açanla, aynı sorun bağ­lamında kıta felsefesinde görüngübilim yönelimli bir felsefe bakışının yerleşme­sine yol açanın ne olabileceği sorusunun izini sürmüş; her iki gelenekte de baş gösteren geleneksel felsefeye duyulan derin güvensizliğin ortaya çıkardığı eleş­tirel felsefe tutumunu bu sorunun ger­çek adresi olarak göstermiştir.

Çoğunluk üstfelsefe (meta-philosophy) içerikli felsefe çalışmalarına bakıldığında, Rorty'nin felsefenin geçmişinde yapılan yanlışları, düşülen yanılgıları çözümleye­rek felsefenin geleceğine yön çizme ara­yışında olduğu gözlenmektedir. Bu ana amaç doğrultusunda, dil ile gerçeklik a­rasındaki ilişkinin "yansıtma" ya da "temsil" yoluyla kurulduğunu savunan geleneksel tasarımın yanlışlarını ortaya koyar. "Bilgikuramı temelli felsefe" de­diği bu felsefe anlayışının ancak bu dil tasarımının yıkılmasıyla ortadan kaldırı­labileceğini savunur. X.X.yüzyıla dam­galarını vurmuş düşünürler olarak de­ğerlendirdiği James, Dewey, Wittgenstein ve Heidegger'den her biri bir başka yönden bu tasarımın altını oymuşlardır. Bu nedenle Rorty çağın en büyük dört pragmacı filozofu diye gördüğü bu dü­şünürlerin felsefe metinlerine sıcak ilgi­sini sürekli koruyarak, bu metinler üze­rine yaptığı açımlamalarla kendi düşün­cesini beslemektedir. Rorty'nin bu dü­şünürlerden çıkardığı en önemli ders, bilgikuramı ağırlıklı düşünmenin sonunu ya da kapanışını muştulamış olmalarıdır. Felsefenin uzmanlık gerektiren, yalnızca belli kişilere açık bir soruşturma alanı olmayıp kendini, eylemlerini, yaşantıla­rını anlamaya çalışan herkes için vazge­çilmez olduğunun sürekli altını çizen Rorty'e göre, bu anlamda felsefenin öğ­retici (edificatory) bir ödevi vardır. Bu ö­dev uyarınca Rorty'nin felsefe metinle- tinden beklediği, okuyucularına geçmiş­ten gelen, dile kök salmış birtakım yanlış tasarımlara karşı nasıl uyanık olunacağını göstermeleridir. Bu temel ödev uyarınca felsefe yapmış William James, John De­wey, Ludwig Wıttgenstein ve Martin Heidegger, Rorty'nin gözünde XX. yüz­yıl felsefesinin kendilerinden öğrenilecek çok şey olan en önemli filozoflarıdır.

Rorry'nin bir bütün olarak felsefesine bakıldığında, gerek yola koyulduğu ön­cüller bakımından gerek ortaya koyduğu düşüncelerde başvurduğu özgün biçem bakımından, kıta felsefesinin post-yapı­salcılarından önemli ayrılıklar gösterdiği daha ilk bakışta seçilmektedir. Sözgelimi başta Derrida olmak üzere çoğu post­yapısalcı düşünür gibi oldukça bulanık, izlemesi son derece güç bir biçemle yaz­mak yerine, Rorty'nin düşüncelerini ala­bildiğine açık, temiz ve duru bir dille ortaya koyduğu görülmektedir. Bununla birlikte geleneksel felsefenin kapsamlı bir eleştirisini sunmakla özetlenebilecek düşüncesinin ana doğrultusu, başından beri post-yapısalcı düşünce konumunun­kiyle çok büyük bir benzerlik göstermek­tedir. Felsefesinin en önemli bölümünü oluşturan, Dewey ile Heidegger'in dü­şüncelerinden büyük yardımlar alarak geliştirdiği Descartesçılık eleştirisinde Rorty, post-yapısalcılıkta çoğunluk yapıl­dığının tersine, karşısına yapısalcı insan bilimlerini almak yerine, kendisinin de gelişiminde son derece önemli payı olan XX. yüzyıl çözümleyici felsefe geleneğini almaktadır. 

Hiç kuşkusuz Rorty'nin ol­dukça geniş uzanımları bulunan bu eleş­tirisinin odağında, bütün bilgi savları için temel bir felsefe dayanağı bulma ama­cıyla yola koyulmuş, çoğu yerde "temeldencilik" (foundationalism) diye anılan fel­sefe izlencesi bulunmaktadır. Modern temeldencilik genellikle Descartes ile baş­latılıp onunla bitiriliyor olmasına karşın, Rorty söz konusu felsefe eğiliminin Hu­me ile Kant aracılığıyla mantıkçı olgucu­lara dek uzandığı, bu nedenle de kimi açık kimi örtük olmakla birlikte hemen bütün düşünür kuşaklarında bu eğilimin etkili bir biçimde iş başında olduğu sap­tamasında bulunmaktadır. 

Aynı Derrida gibi Rorty de yola geleneksel dizgeci fel­sefelerin kilit önemde değeri bulunan birtakım ayrımlarını sorgulayarak ko­yulmaktadır. Ancak Derrida'nın tersine, Rorty eleştirilerini felsefe tarihindeki kla­sik felsefe metinleri üzerine gerçekleşti­rilen incelikli okumalar yoluyla yapmak yerine, daha çok yakın dönemin çözüm­leyici felsefe metinlerinde izlenen yolla­rın, varılan sonuçların, en önemlisi de yanıtlanmaya çalışılan soruların kendile­rine yoğunlaşmaktadır. Sözgelimi bu bağ­lamda, Quine'ın "analitik" ile "sentetik" ifadeler arasında yaptığı ayrımın içerdiği sorunlara yönelen Rorty, kavramların anlamlarına ilişkin temel doğrular olma­dığını belirterek, böyle bir ayrımı yap­manın hiçbir durumda olanaklı olmadı­ğını ileri sürmektedir. Yine bir başka yerde Wilfrid Sellars'ın duyu verilerinden bağımsız yorumlarda bulunurken bilgi­nin deneysel temellerini yadsımak ama­cıyla kuram ile gözlem arasında yaptığı ayrımın yol açtığı sorunlara dikkat çek­mektedir. Öte yanda bir başka yazısın­daysa, bütün olanaklı düşünceler için ge­çerli çerçeveyi tanımlayan ilkeleri belir­lemek yoluyla bilgiyi temellendirmeye yönelik Kantçı çabayı çürütmek için Donald Davidson'un biçimsel yapı ile kavramsal çerçevenin içeriği arasında yaptığı ayrımın geçersizliğini tanıtlamak­tadır. Rorty'nin bütün bu değişik eleşti­rilerle yapmaya çalıştığı şey, bilgiye enson anlamda bir temel kazandırma varsayımının, çoğunluk geleneksel felse­feye en uzak olduğu düşünülen çözüm­leyici felsefe metinlerinde dahi ne denli etkin bir konumda olduklarını örnekle­riyle açığa vurmaktır. Nitekim eleştirel içerikli yazılarında felsefenin doğruluk üzerine yürütülen tartışmalarda son ka­rarın verileceği en üst makam olduğu yollu geleneksel savın bütün bütün bıra­kılması gerektiğini savunan Rorty, bu bağlamda bilenler topluluğunda üzerine anlaştıklarımızı doğru diye benimsemek­ten başka bir çıkar yol bulunmadığının altını özellikle çizmektedir. Rorty, insan­lar arasında kurulan söyleşimlerin ötesin­de başvurulacak daha yetkin konumda bir yer olmadığını söyleyerek, doğrulu­ğun yukarılarda bir yerlerde değil aşa­ğılarda bir yerlerde, tam da hergünkü dünyanın söyleşimlerinde aranması ge­rektiğini dile getirmektedir.

Açıkça görüleceği gibi temeldencili­ğin bu biçimde bütünüyle yadsınması son çözümlemede Platon'dan bu yana evrilerek gelen bütün bir Batı felsefesi geleneğinin yadsınıyor olduğu anlamına gelmektedir. Rorty bu noktayı kesinle­dikten sonra felsefe tarihindeki örnekle­rinden yola çıkarak en genel anlamda iki ayrı felsefe yapma biçimi olduğu sonu­cuna varmaktadır. Bunlardan ilki, temel­denciliğiyle, en son anlamda dayanak bulma arayışıyla tanımlanabilecek Pla­ton'dan günümüze dek uzanan "dizgeci" felsefe yapma biçimidir. Buna karşı Ror­ty'nin gözünde bir başka felsefe yapma biçimi daha vardır: dizgeci geleneğin hep dışında kalmayı başarmasıyla dikkat çe­ken "eğitici-öğretici felsefe" (edifying phi­losophy). Dizgeci filozoflar hep çeşitli "felsefe soruları" doğrultusunda, çeşitli "felsefe yöntemleri"nin izinden yürüye­rek, çeşitli "felsefe uslamlamaları"yla za­mandışı birtakım yapılar, kavramlar, ka­tegoriler ya da dayanaklar ararken; buna karşı eğitici-öğretici fılozoflar dönemle­rinin egemen felsefe dizgelerinin varlığı­na rağmen ironileriyle, söz oyunlarıyla, bölük pörçüklükleriyle değersiz görül­mek pahasına insanın daha iyi, daha ay­dınlanmış, farkındalığı daha yüksek bir biçimde yaşaması için retoriği ağır basan bir felsefe yapmayı yeğlemişlerdir. Eği­tici-öğretici felsefenin izleri "Eski Yunan Kinikleri"ne dek sürülebilir olmakla bir­likte, yakın dönemlere gelindiğinde bu felsefenin en iyi uygulayıcıları olarak Kierkegaard, Nietzsche ve sonraki dö­nemindeki Wittgenstein'ın öne çıktığını bu isimlerin yazılarından örneklerle temellendiren Rorty, söz konusu felsefe yapma biçiminin çağdaş felsefedeki en önemli adresininse Derrida'nın yapısö­kümleri olduğunu belirtmektedir. Rorty' e göre eğitici-öğretici felsefecilerin, diz­geci felsefeye karşı çıkışlarıyla, geleneksel anlamda birer felsefeci olmaktan çok tıpkı romancılar, yazın kuramcıları, top­lum eleştiricileri gibi usta birer kültür eleştiricisi olarak görülmeleri daha doğru bir yaklaşımdır.

Felsefesi Anglosakson dünyanın çö­zümleyici felsefe geleneği içinde yeşer­mesine karşın, Rorty yapıtlarında Sellars, Quine, Davidson, Putnam, Dennett ve Wittgenstein başta olmak üzere bu gele­neğin önde gelen adlarının düşünceleri kadar, hatta sonraki yazılarında onlardan çok daha fazla, Hegel, Nietzsche, Hei­degger, Haberrnas, Derrida, Foucault, Lyotard, Castoriadis ve Freud gibi kıta felsefesi kökenli düşünürlerin düşüncele­rine yoğunlaşmıştır. Ayrıca insandan ya­na bir liberalizm savunusuyla C. S. Pe­irce, William James ve özellikle de John Dewey tarafından temsil edilen pragma­cılığa bağlılığını hiçbir zaman elden bı­rakmayan Rorty, oyunu felsefedeki geri­lemeyi durduracak araçlardan biri olarak gördüğü edebiyattan yana kullandığın­dan ya da felsefenin bundan böyle "us­sallaştırılması" değil de "şiirselleştirilme­si" gerektiğini düşündüğünden Proust, Nabokov ve Orwell gibi adlara da özel bir ilgi gösterir. Bu bağlamda Rorty ge­rek felsefe içinden gerekse felsefe dışın­dan simalarla düşünce alışverişini hiç kes­memiştir.

Rorty'nin felsefede ortaya koyduğu düşünceler kimileyin pragmacılığın. post­modern uyarlaması olarak kimileyin de "izmcilik karşıtlığı" (anti-isms) olarak ad­landırılmıştır. Rorty'nin kendine özgü felsefece duruşu ya da ayırt edici ko­numları düşünüldüğünde her iki sav da doğruluk payı içermektedir. Rorty bir yandan çözümleyici felsefeden öğrendiği "*dilsel dönemeç" tasarımını iyice içine sindirerek, öte yandan da Kuhn'dan edindiği bilimsel yöntemin bir söylemden ibaret olduğu düşüncesini geliştirerek pragmacılığı Dewey'in bıraktığı yerden alıp daha ötelere taşımıştır. İzmcilik kar­şıtlığına gelindiğindeyse, Rorty bilgikura­mında temeldencilik karşıtlığını (anti• foundationalism), dil felsefesinde yansıtma­cılık karşıtlığını (anti-representationalism), metafizikte ise hem özcülük karşıtlığını (anti-essentialism) hem de gerek gerçekçi­lik karşıtlığını (anti-realism) gerek gerçek­çilik karşıtlığının karşıtlığını (anti-antirea·lism) elden bırakmaz. Buna karşın Rorty' nin üstetikte ironizmi (alaysılamacılık) savunduğunu ve şu ya da bu türden ol­sun pragmacılıktan hiç vazgeçmediğini de unutmamak gerekir. Aslında Rorty' nin izmcilik karşıtlığının arkasında fel­sefe ile felsefeciden ne beklediği ya da ne beklenebileceği sorusuna verdiği yanıt yatmaktadır. Üstfelsefece baktığı ya da durduğu yerden Rorty, günümüz felse­fecilerinin Carnap gibi bilim, Heidegger gibi şiir ve Dewey gibi politika üreten düşünürler olmasının en ideali olduğunu düşünmektedir. Felsefeciler bilimin kat­ettiği yolu gözden ırak tutmamalı, ancak hiçbir zaman da bilimsel yöntem türün­den bir felsefece yönteme bel bağlama­malıdır. Onlar tıpkı edebiyat yapıtlarında olduğu üzere yeni eğretilemeler keşfet­meli, ozanların ve azizlerin yaptığı gibi yeni sözdağarları yaratarak toplumsal u­mutları ayakta tutmalıdır. Ancak yine de felsefecilerin ozanlarda ya da azizlerde olduğu türden bir özel misyonu olmadığı unutulmamalıdır. Felsefe yorumlayıcı ve yorumsamacı olmalı, kültürün farklı a­lanları arasındaki çatışkıların çözüm üne yardıma olarak bunların ilişkiye geçme­sini sağlamalıdır. Bu bağlamda, Rorty günümüzde kültürel alanda felsefe, din ve bilimin giderek gerilediğini, buna karşı edebiyat ile politikanın, özellikle de ütopyacı politikanın gitgide daha çok ön plana çıktığını ileri sürmektedir. Rorty'e göre bundan böyle bizim için gerekli ve önemli olan kültürü adamakıllı şiirselleş­tirmek, ahlak felsefesinde de kurallar da yatan ya da genel ilkelere yaslanan bir ahlak değil de anlatılar oluşturan bir ah­lak kurmaktır. Bunun için felsefenin pa­yına düşen de insan mutluluğunu amaç edindiğini söyleyip de aslında bir nebze olsun bu konuyu hakkıyla ele almayan geçmişin kötü huylu felsefelerinin üret­tiği düşünceleri silip atmaktır.

Rorty'nin yayımlanmış onlarca önem­li makalesinin yanı sıra çoğu yazılar top­lamı olan şu kitapları bulunmaktadır:

Derleyeni olarak uzun bir giriş yazdığı The Lnguistic Turn: Recent Essays in Meta­philosophy (Dilsel Dönemeç: Üstfelsefede Yeni Denemeler, 1967); başyapıtı olan Philosopqy and the Mirror of Nature (Felsefe ve Doğanın Aynası, 1979); yazılar top­lamı olmasına karşın önemli kitapların­dan Consequences of Pragmatism (Pragmac­lığın Sonuçları, 1982); etik ile politika ilişkisi bağlamında dil, benlik ve gerçek­lik üzerinde durduğu ve edebiyattan en çok yararlandığı kitabı Contingency, Irony and Solidarirty (Olumsallık, İroni ve Da­yanışma, 1989); Objectiviry, Relativism and Truth: Philosophical Papers, tol: 1 (Nesnellik, Görecilik ve Doğruluk: Felsefe Ya­zıları I, 1991); Essays on Heidegger and Others: Phi!osophical Papers, vol: 2 (Heideg­ger ve Diğerleri Üzerine Denemeler: Felsefe Yazıları II, 1991); Truth and Prog­ress: Philosophical Papers, vol: 3 (Doğruluk ve İlerleme: Felsefe Yazıları III, 1998) ve son kitabı yine bir yazılar toplamı o­lan Philosophy and Social Hope (Felsefe ve Toplumsal Umut, 2000).

Felsefe Sözlüğü- A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal-Bilim ve Sanat Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder