Noam Chomsky’nin Dil ve Zihin İncelemelerinde Yeni Ufuklar adlı yapıtında sunduğu Biyo-dilbilim (Biolinguistics) yaklaşımı, dili insan beyninin belirli bir biyolojik bileşeni, yani özelleşmiş bir "lisan organı" olarak ele alır. Bu yaklaşım, dil felsefesi ve dilbilim çalışmalarını biyoloji ve psikolojinin bir parçası olarak yeniden konumlandırır ve dili, bireyin zihnine/beynine içsel olan biyolojik bir nesne olarak tanımlar.
Bu kuramsal çerçeve ve geniş bağlamdaki izdüşümleri şu başlıklar altında tartışılabilir:
1. "İ-Dil" (İçsel
Dil) ve Bireysel Yeterlilik
Biyo-dilbilim yaklaşımının temelinde, Chomsky’nin "İ-Dil"
(İ-Language) olarak adlandırdığı kavram yer alır. Geleneksel felsefi
anlayış dili toplumsal bir kurgu veya dışsal bir nesne (E-dil) olarak görürken,
biyo-dilbilim dili içsel (internal), bireysel (individual) ve içlemsel
(intensional) bir yapı olarak tanımlar. Bu bakış açısına göre dil, her bir
bireyin zihninde temsil edilen ve sınırsız sayıda ifade üretebilen hesaplamalı
bir sistemdir.
2. Dil Yetisi ve Türsel
Özellik
Chomsky’ye göre dil yetisi, insanlarda geniş ölçüde
paylaşılan bir "türsel özellik" (species property) ve
biyolojik bir mirastır.
• Doğuştanlık: Dil bilgisinin önemli bir kısmı
genetik olarak belirlenmiştir ve çocuk bu yetenekle birlikte doğar.
• Başlangıç Durumu ve Büyüme: Biyo-dilbilim, dil
edinimini bir şeyleri "öğrenmekten" ziyade, uygun çevresel
uyaranlarla tetiklenen bir organın büyümesi sürecine benzetir. Dil
yetisinin "başlangıç durumu" (UG - Evrensel Dilbilgisi) tüm
insanlar için tektip kabul edilir ve deneyim bu başlangıç durumunu belirli bir
İ-dil haline dönüştürür.
3. Yöntemsel Doğalcılık ve
Düalizmin Reddi
Biyo-dilbilim yaklaşımı, dil incelemelerinde yöntemsel
doğalcılığı (methodological naturalism) benimser.
• Bilimsel Yaklaşım: Dil, tıpkı görme sistemi veya
bağışıklık sistemi gibi doğa bilimlerinin yöntemleriyle analiz edilmelidir.
• Zihin-Beden Sorunu: Chomsky, geleneksel zihin-beden
probleminin Isaac Newton'ın "temas mekaniği"ni (mechanical
philosophy) çürütmesinden sonra kavramsal olarak imkânsız hale geldiğini
savunur. "Fiziksel" olanın sınırları belirsizleştiği için, zihinsel
görüngüleri maddenin bir özelliği olarak görmek (Locke ve Priestley’nin
önerdiği gibi) en rasyonel yoldur.
4. Minimalist Program ve
Kusursuz Tasarım
Biyo-dilbilimin güncel evresi olan Minimalist Program,
dil yetisinin ne kadar "kusursuz" tasarlandığını sorgular.
• Okunabilirlik Koşulları: Dil sistemi, ürettiği
temsilleri ses (duyu-motor) ve anlam (kavramsal-amaçlı) sistemlerinin
"okuyabileceği" şekilde en uygun (optimal) biçimde sunmaya çalışır.
• Ekonomi İlkeleri: Dilin yapısındaki hesaplamalar en
az maliyetle ve kavramsal zorunluluğun dayattığı sınırlarla gerçekleştirilir.
5. Diğer Düşünürler ve Bağlam
Biyo-dilbilim yaklaşımı, Quine, Davidson ve Putnam gibi
dışsalcı (externalist) filozofların görüşleriyle karşılaştırılarak tartışılır:
• Quine ve Davidson Eleştirisi: Chomsky, anlamın ve
dilin sadece gözlemlenebilir davranışlara (davranışçılık) veya toplumsal
normlara indirgenemeyeceğini savunarak bu düşünürlerin "yöntemsel
düalizm" yaptığını ileri sürer.
• Putnam'ın Dışsalcılığına Karşı İçselcilik:
"Anlamın kafada olmadığı" fikrine karşı çıkan biyo-dilbilim,
"su" veya "kitap" gibi en basit sözcüklerin bile karmaşık
bir içsel (zihinsel) yapıya sahip olduğunu ve bu yapıların dünyadaki nesnelerle
doğrudan bir gönderim ilişkisi kurmaktan ziyade, dünyaya bakış açıları
(perspektifler) sunduğunu savunur.
Özetle; Biyo-dilbilim yaklaşımı, dili toplumsal bir
kurum olmaktan çıkarıp, insan biyolojisinin bir parçası olan, genetik olarak
programlanmış ve zihin/beyin yapısı içinde işleyen hesaplamalı bir sistem
olarak görür.
Bu yaklaşımı bir bilgisayarın işletim sistemine
benzetebiliriz: Donanım (beyin) fabrikadan önceden yüklenmiş temel bir
yazılımla (UG/Başlangıç Durumu) çıkar; kullanıcının girdiği veriler (deneyim)
ise bu yazılımın belirli ayarlarını (parametrelerini) yaparak sistemi çalışan
özgül bir programa (İ-dil) dönüştürür.
Noam Chomsky’nin biyo-dilbilimsel yaklaşımına göre, insan dilinin "başlangıç durumu" (initial state), insan beyninin özelleşmiş bir biyolojik bileşeni olan dil yetisinin (faculty of language), herhangi bir dış deneyimden önceki halini ifade eder. Bu durum, biyolojik olarak belirlenmiş, tüm insan türü için ortak olan ve türümüze özgü (species-specific) bir "lisan organı" olarak tanımlanır.
Bu kavramın ve genetik belirlenimin temel özellikleri
şöyledir:
• Genetik Miras Olarak Dil: Dil yetisi, temel
niteliği itibarıyla genlerin bir ifadesidir ve biyolojik mirasımızın bir
parçasıdır. İnsan dilinin en temel özelliği olan "ayrık sonsuzluk"
(sınırlı araçla sınırsız ifade üretme yetisi), çocuklara "doğanın kendi
elinden" gelen bir bilgi olarak miras kalır; bu özellik dışarıdan
öğrenilmez.
• Evrensel Dilbilgisi (ED): Dil yetisinin bu
başlangıç durumu, literatürde genellikle "Evrensel Dilbilgisi"
(Universal Grammar) olarak adlandırılır. ED, insan zihninde öğrenilmemiş,
biyolojik olarak yapılandırılmış ve tüm diller için geçerli olan temel ilkeleri
barındırır.
• Dil Edinim Düzeneği: Başlangıç durumu, çevreden
gelen deneyimi bir "girdi" (input) olarak alan ve zihinde içsel bir
"çıktı" (İ-dil) üreten bir "dil edinim düzeneği"
işlevi görür. Bu düzenek sayesinde çocuk, son derece belirsiz ve sınırlı
verilerle (uyarıcı yetersizliği) karşı karşıya kalsa bile karmaşık dil
sistemini hızla ve kendiliğinden edinir.
• Organın Büyümesi Modeli: Biyo-dilbilim yaklaşımında
dil edinimi, bir şeyi "öğrenmekten" ziyade, uygun çevresel koşullar
altında tetiklenen bir "organın büyümesi" sürecine benzetilir.
Çevresel deneyim süreci tetikler ve şekillendirir, ancak gelişimin temel seyri
başlangıç durumu tarafından belirlenmiştir.
• İlkeler ve Parametreler: Başlangıç durumu,
şalterlere bağlı sabit bir şebeke olarak tahayyül edilebilir. Şebeke (ilkeler)
tüm insanlarda aynıyken, şalterler (parametreler) çocuğun maruz kaldığı dile
göre (örneğin Türkçe veya Japonca) farklı konumlara getirilir. Çocuk dünyadaki dillerin
hangi parametre seçeneklerine sahip olabileceğini doğuştan bilir; tek yapması
gereken deneyim yoluyla bu şalterleri uygun konuma getirmektir.
Özetle; insan dilinin başlangıç durumu, genetik
olarak programlanmış, türün tüm üyelerinde standart olarak bulunan ve dilsel
deneyimin üzerine inşa edildiği biyolojik bir temeldir.
Bu durumu bir orkide tohumuna benzetebiliriz: Tohumun genetik yapısı (başlangıç durumu), onun bir gül değil de orkide olarak büyüyeceğini önceden belirlemiştir. Çevre (su, ışık, toprak), orkidenin büyümesini tetikler ve boyu veya rengi üzerinde küçük değişiklikler yapabilir; ancak bitkinin orkide olma özelliği ve temel anatomisi dışarıdan öğrenilmez, tamamen tohumun içindeki genetik programın bir sonucudur.
Noam Chomsky’nin "İ-dil" (I-language) kavramı, dili toplumsal bir kurgu veya dış dünyadaki nesneler kümesi olarak gören geleneksel yaklaşımlardan köklü bir kopuşu ifade eder. Kaynaklarda bu kavram, dilin doğasına dair bireysel (individual), içsel (internal) ve içlemsel (intensional) bir bakış açısı olarak tanımlanır,.
İ-dil kavramının temel bileşenleri ve ifade ettikleri
şunlardır:
• İçsel ve Bireysel Bir Durum: İ-dil, bir topluluğun
paylaştığı dışsal bir araç değil, bireyin zihnine veya beynine içsel olan
biyolojik bir nesnedir,. Chomsky’ye göre dil, beynin belirli bir durumudur
ve dil bilgisine sahip olmak, bu "zihinsel kurgunun" içsel temsiline
sahip olmak anlamına gelir,.
• İçlemsel ve Hesaplamalı Süreç: Kavramdaki
"içlemsel" nitelemesi, İ-dilin sadece üretilmiş ifadeler kümesi
(E-dil) değil, bu ifadeleri üreten özgül bir usul veya kural sistemi
olduğunu belirtir,. Bu sistem, sınırlı araçları kullanarak sınırsız sayıda
yapısal betimleme (YB) üretme yeteneğine sahiptir.
• Dil Yetisinin Bir Durumu: İ-dil, insanın doğuştan
getirdiği "dil yetisinin" (DY) deneyimle şekillenerek ulaştığı
olgunluk durumudur. Çocuk, başlangıç durumundaki parametreleri çevreye göre
sabitleyerek kendi İ-dilini oluşturur.
• Arayüz Talimatları: İ-dil, zihnin diğer sistemleri
(duyu-motor ve kavramsal-niyetsel sistemler) için talimatlar sağlayan iki temel
temsil düzeyi üretir: Sescil Biçim (SB) ve Mantıksal Biçim (MB),.
Özetle; İ-dil, dili "üretilmiş nesneler"
yığını olarak değil, bir "üretim süreci" ve konuşmacının
zihnindeki "yapı kavramı" olarak ele alır. Bu yaklaşım, dil
bilimini insan biyolojisinin ve psikolojisinin bir parçası haline getirerek onu
doğa bilimlerinin yöntemleriyle incelenebilir bir nesneye dönüştürür.
İ-dili, bir bilgisayarın arka planda sürekli çalışan işletim sistemine benzetebiliriz: Biz ekranda sadece çıktıları (sözcükleri) görürüz, ancak asıl "dil" bu çıktıların kendisi değil, onları belirli kurallara göre arka planda sürekli olarak inşa eden ve beynin donanımıyla bütünleşik olan o karmaşık yazılımdır.
Noam Chomsky’nin biyo-dilbilimsel yaklaşımına göre, insanın
dil yetisinin başlangıç durumunu belirleyen temel faktör genetik olarak
belirlenmiş doğuştan gelen biyolojik özelliklerdir.
Bu çerçevede dil yetisinin başlangıç durumuna dair şu
detaylar öne çıkmaktadır:
• Genetik Belirlenim: Dil yetisi, temel niteliği
itibarıyla genlerin bir ifadesidir ve insanın biyolojik mirasının bir
parçasıdır. Bu başlangıç durumu (Evrensel Dilbilgisi), tüm insanlar için ortak
olan ve öğrenilmemiş bir "iç doğadan" türemektedir.
• Türsel Özellik: Dil yetisinin başlangıç durumu,
insanlar arasında geniş ölçekte paylaşılan ve diğer canlılarda benzeri
bulunmayan türe özgü (species-specific) biyolojik bir özelliktir.
• Biyolojik Bir Organ Olarak Dil: Başlangıç durumu,
görme veya bağışıklık sistemi gibi bedenin diğer organlarına benzeyen bir "lisan
organı" olarak görülebilir. Bu yapı, biyolojik açıdan belirlenmiş
sabit bir işlev gibi çalışır.
• Deneyimle Etkileşim: Her bireyin edindiği özgül dil
(İ-dil), bu genetik başlangıç durumu ile dışsal deneyimin etkileşimi
sonucunda ortaya çıkar. Başlangıç durumu, dışarıdan gelen deneyimi bir
"girdi" olarak alır ve zihinde içsel bir "çıktı" olan dili
üretir.
Özetle; dil yetisinin başlangıç durumu, insanın
genetik donanımı tarafından önceden belirlenmiş, biyolojik olarak
yapılandırılmış ve tüm insan türü için evrensel olan bir zihinsel/beyinsel
zemindir.
Bu durumu, bir bilgisayarın fabrikadan çıkışında yüklü
olan işletim sistemine benzetebiliriz: Donanım ve temel sistem dosyaları
(genetik başlangıç durumu) önceden hazırdır; kullanıcının girdiği veriler
(deneyim) ise bu sistemin ayarlarını yaparak belirli bir kullanım biçimini
(İ-dil) oluşturur.
Dilbilimi biyolojiye veya nörolojiye indirgeme girişimlerine karşı öne sürülen temel argümanlar, mevcut bilimsel anlayış düzeyinde dilin kendine has yasalarının olması ve "indirgeme" yerine "birleştirme" kavramının önceliği üzerine kuruludur. Kaynaklara göre bu konudaki temel eleştiriler şunlardır:
• Özerk Yasalar ve Genellemeler: Dilbilim, tıpkı
kimya veya biyoloji gibi zengin bir kuramsal altyapıya sahiptir ve kendine has
yasaları ile genellemeleri mevcuttur. Dilin bu özellikleri, mevcut bilgilerimiz
ışığında "kuarklar ve benzerlerinin" diliyle veya nöronların
ateşleme örüntüleriyle henüz tarif edilemez.
• Açıklama Yönünün Önceliği: Mevcut durumda nörolojik
bulguları anlamlandıran disiplin biyoloji değil, dilbilimdir. Örneğin,
beyindeki elektriksel aktivitelerin (ERP'ler) anlam kazanması için dilbilgisi
ilkelerinden sapma kategorilerine (sözdizimsel veya anlamsal ihlaller) ihtiyaç duyulur;
çünkü henüz bu sonuçları tek başına açıklayabilecek bir elektrofizyoloji
kuramı yoktur.
• Hesaplamalı-Temsili (C-R) Sistemlerin Gücü: Dilin
zihinsel/beyinsel durumlarını inceleyen C-R kuramları, nörolojik düzeydeki
verilerden çok daha güçlü ampirik desteğe ve açıklayıcı güce sahiptir. Bu
kuramlar dil kullanımını en sağlam temelli şekilde açıklayan doğalcı
yaklaşımlardır.
• Bilim Tarihindeki Birleşme Örnekleri: İndirgeme
taleplerinin "fazla ileri gittiği" savunulur; örneğin jeoloji veya
embriyoloji hakkındaki genellemeleri parçacık fiziğiyle ifade etmek bugünkü
bilgilerimizle imkansızdır. Kimya ve fizik örneğinde olduğu gibi, birleşme
ancak fiziğin kimya kuramlarını içine alacak şekilde kökten değişmesiyle
(kuantum devrimi) mümkün olmuştur.
• Zihinsel Olanın Önceliği: "Zihinsel olan
nörofizyolojiktir" sloganı yerine, nörofizyolojinin bir gün dilbilimsel
(zihinsel) olaylarla nasıl bir alakası olduğunun ispatlanması beklenmelidir.
Mevcut durumda zihinsel süreçler (İ-dil), beynin fiziksel mekanizmalarından elde
edemeyeceğimiz bir "idrak ve bilgi" sunar.
Analoji: Dilbilimi nörolojiye indirgemeye çalışmak, bir
bilgisayar yazılımının (İ-dil) mantığını ve işleyişini, sadece cihazın içindeki
bakır kabloların ve devrelerin atomik yapısına bakarak açıklamaya çalışmaya
benzer. Devreler yazılımı çalıştırır, ancak yazılımın kurallarını (gramer,
anlambilim) anlamak için yazılımın kendi kod sistemine ve mantığına odaklanmak
şu an için çok daha açıklayıcıdır.
Dil ve Zihin İncelemelerinde Yeni Ufuklar, Noam Chomsky, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2019

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder