Tema: Zamanın Gizemi (Time and Persistence)
- Soru:
"Zaman akar mı, yoksa tüm anlar bir blok gibi orada mı duruyor?"
- Geçmiş,
şimdi ve gelecek arasındaki fark gerçek mi? Nesneler zamanda nasıl
"durur"? (Dün gördüğüm kedi ile bugünkü kedi aynı kedi mi, yoksa
onun bugünkü 'parçası' mı?)
- Neden
Seçtik? Fizik ile metafiziğin kesiştiği, okuyucunun en çok ilgisini
çeken (A-Serisi vs B-Serisi) alandır.
Zamanın Metafiziği: A-Serisi, B-Serisi ve Zamanda
Süreklilik
Zamanın doğasına dair metafiziksel soruşturma, 21. yüzyılda
J.M.E. McTaggart'ın klasik ayrımı üzerinden, modern fizik (görelilik kuramı) ve
analitik ontoloji ile harmanlanarak devam etmektedir. Bu tartışma iki ana
eksende yürür: Zamanın ontolojik statüsü (zaman akar mı?) ve nesnelerin zaman
içindeki sürekliliği (biz kimiz?).
1. Zamanın Ontolojisi: A-Serisi ve B-Serisi Tartışmaları
McTaggart’ın 1908'deki ünlü makalesinden bu yana, zamanın
doğası iki rakip teori üzerinden analiz edilir:
- A-Serisi
(Şimdicilik / Presentism): Zamanın "akışını" temel alır.
"Şimdi" ayrıcalıklı bir andır; geçmiş artık yok, gelecek ise
henüz yoktur. Bu görüşe göre değişim, dünyanın temel bir özelliğidir.
- B-Serisi
(Ebediyetçilik / Eternalism): Zamanı bir "blok" (Block
Universe) olarak görür. Geçmiş, şimdi ve gelecek ontolojik olarak aynı
seviyededir. "Şimdi" kavramı, sadece konuşmacının bulunduğu
konumu belirten "burası" kelimesi gibi bir dizin (indexical)
ifadedir.
- yüzyıl
metafiziğinde, B-Serisi genellikle Einstein’ın Özel Görelilik Kuramı ile
daha uyumlu görülse de, A-Serisi (özellikle Ned Markosian gibi
isimlerin savunduğu dinamik zaman modelleri) insan deneyimini açıklama
gücü nedeniyle güçlü bir savunma hattına sahiptir.
2. Zamanda Süreklilik Problemi: Endurantizm ve
Perdurantizm
Bir nesne zaman içinde nasıl varlığını sürdürür? 2020
sonrası literatürde (Loux ve Crisp'in 8. bölümü) bu soruya iki temel yanıt
verilir:
- Endurantizm
(Üç Boyutçuluk): Nesneler zamanda "bir bütün olarak"
mevcuttur. Dün gördüğünüz masa ile bugün gördüğünüz masa, tüm parçalarıyla
aynı nesnedir. Nesne, zamanın her anında tamamen oradadır.
- Perdurantizm
(Dört Boyutçuluk): Nesneler, üç mekânsal boyutun yanı sıra bir de
"zaman parçalarına" (temporal parts) sahiptir. Tıpkı bir nehrin
farklı yerlerde farklı kısımlarının olması gibi, bir insan da zamanın
farklı anlarında farklı "parçalarıyla" mevcuttur. "Siz",
doğumunuzdan ölümünüze kadar olan tüm zaman parçalarınızın
toplamısınızdır.
3. Zamanın Parçaları ve Mereoloji Bağlantısı
Burada mereoloji ile kurduğumuz köprü belirginleşir:
Perdurantizm, aslında **"Mereolojik Üniversalizm"**in zaman boyutuna
uygulanmasıdır. Eğer nesneleri zaman parçalarının birleşimi olarak görürsek,
değişim problemini (bir şeyin hem kırmızı hem yeşil olması gibi) "farklı
zaman parçalarının farklı özelliklere sahip olması" şeklinde çözebiliriz.
4. 21. Yüzyıl Metafiziğinde Zamanın "Yönü" ve
Entropi
Modern tartışmalarda, zamanın sadece bir boyut olup olmadığı
değil, neden tek bir yöne (geçmişten geleceğe) aktığı da sorgulanır. David
Albert ve Barry Loewer gibi düşünürler, zamanın yönünü
termodinamiğin ikinci yasası (entropi) ve evrenin başlangıç koşullarıyla (Past
Hypothesis) temellendirmeye çalışırlar. Bu, metafiziğin "Doğalcılık"
(Naturalism) ile en iç içe geçtiği noktadır.
|
David Albert ve Barry Loewer gibi düşünürlerin zamanın
yönünü termodinamiğin ikinci yasası ve "Geçmiş Hipotezi" (Past
Hypothesis) ile temellendirme çabaları, metafiziğin "Doğalcılık"
(Naturalism) ile en üst düzeyde bütünleştiği alanı temsil eder.
Kaynaklara göre bu yaklaşım, felsefeyi bilimden kopuk, spekülatif bir
disiplin olmaktan çıkarıp onu bilimsel teorilerin bir devamı olarak
konumlandırır. Bu konuyu kaynaklar ışığında şu başlıklarla
detaylandırabiliriz: 1. Doğalcılığın Temel İlkesi: "Hiçbir Şey Özel
Değildir" Doğalcılık, en geniş anlamıyla, dünyanın tek bir
uzay-zaman sistemi olduğu ve doğaüstü varlıkların reddedildiği bir görüştür.
Bu yaklaşımın özünde "hiçbir şeyin özel olmadığı" (nothing
special) fikri yatar: İnsanların deneyimleri (zamanın akışı hissi gibi),
evrenin geri kalanından temel olarak farklı değildir. Albert ve Loewer'ın
projesi, zamanın "yönü" gibi öznel ve metafiziksel görünen bir
konuyu, insan ilgisinden bağımsız olan fizik yasalarıyla (termodinamik
gibi) açıklayarak bu ilkeyi uygular. 2. Metafizik ve Bilimin Sürekliliği Modern metafizik, özellikle Quine sonrası dönemde,
kendisini bilimden ayrı bir "ilk felsefe" olarak görmeyi
bırakmıştır. Kaynaklarda belirtildiği üzere, günümüz metafizikçileri
teorilerini "yarı-bilimsel" (quasi-scientific) bir
yaklaşımla, yani açıklama gücü, basitlik ve mevcut bilimsel verilerle uyum
gibi kriterlere göre değerlendirirler. • Albert ve Loewer'ın yaklaşımı, zamanın yönü problemini
çözmek için sadece mantıksal analizlere dayanmaz; doğrudan fiziğin sunduğu entropi
kavramını ve evrenin başlangıç koşullarını birer "metafiziksel
hipotez" olarak kullanır. • Bu durum, felsefenin bilimin sunduğu verilere dayanan
"birincil bir disiplin" olma çabasının bir örneğidir. 3. B-Serisi ve Ebediyetçilik (Eternalism) ile Bağlantı Zamanın termodinamik yasalarıyla açıklanması, genellikle
kaynaklarda tarif edilen B-Serisi (zamansız zaman kuramı) ile
uyumludur. • B-Kuramcıları, zamanın akışını (temporal
becoming) reddeder ve tüm zaman dilimlerinin eşit derecede gerçek olduğunu
savunur. • Bu perspektiften zaman, tıpkı uzay gibi nesnelerin
yayıldığı bir boyuttur. Albert ve Loewer'ın projesi, bu statik "blok
evrende" zamanın neden bir tarafa (geleceğe) doğru "yönlü"
göründüğünü, evrenin başlangıcındaki düşük entropili durum (Past Hypothesis)
ve istatistiksel mekanik ile açıklayarak metafiziksel bir yön kavramını
fiziksel bir temele oturtur. 4. Epistemik ve Ontolojik Doğalcılığın Kesişimi Bu konu, epistemik doğalcılık (bilimsel yöntemlerin
üstünlüğü) ile ontolojik doğalcılığın (sadece doğal varlıkların var olduğu)
kesiştiği noktadır. • Doğalcı bir metafizikçi için "Zaman nedir?"
sorusu, laboratuvarda veya teleskoplarla elde edilen verilerin dışında bir
cevap barındırmaz. • Albert ve Loewer'ın "Geçmiş Hipotezi", evrenin
kökenine dair bilimsel bir iddiayı, zamanın doğasına dair nihai
metafiziksel gerçeklik olarak kabul eder. Özetle; zamanın yönünün entropi ile açıklanması,
insanın zaman algısını (HIP - İnsan İlgi Fenomenleri) evrenin temel fiziksel
yapısına (non-HIP) indirgeyerek "insan merkezli" yanılsamaları
temizlemeyi amaçlayan katı bir doğalcı programın zirvesidir. Bu durumu bir nehir analojisiyle açıklayabiliriz: Bir nehrin belirli bir yöne akması, suyun içine yerleşmiş gizemli bir 'akış ruhundan' değil, arazinin eğimi ve yerçekimi gibi fiziksel koşullardan kaynaklanır. Albert ve Loewer için zamanın yönü de evrenin başlangıcındaki 'kozmik eğimden' (düşük entropi) kaynaklanan fiziksel bir sonuçtur. |
Sonuç: Zamanın "Gerçekliği" Üzerine
Zamanın metafiziği, bize gerçekliğin "donmuş bir
yapı" mı (Blok Evren) yoksa "sürekli bir oluş" mu (Şimdicilik)
olduğunu sordurur. 21. yüzyılın yarı akademik perspektifi, bu soruyu sadece
spekülasyonla değil, mantıksal tutarlılık ve bilimsel verilerin senteziyle
yanıtlamaya çalışmaktadır.
Eğer Blok Evren (B-Serisi) gerçekse ve geçmiş-şimdi-gelecek aynı anda "orada" duruyorsa, "değişme" şansımız var mıdır? Gelecek zaten oradaysa, Modalite (Mümkün Dünyalar) sadece bir hayalden mi ibarettir?
Blok Evren veya B-Serisi kuramı, zamanın akışını
reddeden ve tüm zaman dilimlerini (geçmiş, şimdi, gelecek) eşit derecede gerçek
kabul eden bir "sonsuzcu" (eternalist) bakış açısını temsil
eder. Bu görüşe göre zaman, nesnelerin içinde yayıldığı dördüncü bir boyut
olup, "şimdi" kavramı sadece içinde bulunduğumuz zaman dilimini
işaret eden bir dizinleyici (indexical) ifadedir [12, 626; 11, 496].
Sorduğunuz sorular çerçevesinde, kaynaklar bu durumu şöyle
açıklar:
1. "Değişme" Şansımız Var mı?
Blok Evren teorisinde değişim, geleneksel anlamından (bir
olayın "gelecek" olmaktan çıkıp "geçmiş" olması) farklı bir
şekilde tanımlanır. B-kuramcıları, değişimin bu statik çerçevede hala mümkün
olduğunu ve nesnelerin "uzay-zaman solucanları" (spacetime worms)
olarak görülmesi gerektiğini savunur.
• Zaman-İndeksli Özellikler: B-kuramcıları, değişimi
bir nesnenin farklı zaman dilimlerinde farklı özelliklere sahip olması olarak
açıklar. Örneğin, bir nesnenin t1 zamanında sıcak, t2 zamanında soğuk olması
bir değişimdir; çünkü nesnenin farklı zamansal parçaları (temporal parts)
farklı özellikler taşımaktadır [12, 630; 16, 688].
• Sabitlik ve Süreç: Blok evrende hayatınızın tüm
karesi (doğumdan ölüme) bir bütün olarak "orada" durur. Ancak bu,
sizin içsel bir değişim yaşamadığınız anlamına gelmez; sadece bu değişimin
zamanın dışından bakıldığında sabit bir dizi olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla,
değişim bir yok oluş değil, nesnenin zamansal yayılımındaki bir nitelik
farkıdır.
2. Gelecek Zaten Oradaysa, Modalite (Mümkün Dünyalar) Bir
Hayal mi?
Geleceğin zaten "orada" olması, o geleceğin mantıksal
olarak zorunlu (necessary) olduğu anlamına gelmez. Blok Evren savunucuları,
zamanın yapısı ile modaliteyi (olasılıkları) birbirinden ayırır:
• Gerçeklik vs. Zorunluluk: Bir olayın gelecekte
gerçekleşecek olması, onun başka türlü olamayacağı anlamına gelmez. David Lewis
gibi düşünürler için içinde bulunduğumuz "Blok Evren" sadece mümkün
dünyalardan biridir. Başka mümkün dünyalarda, başka "Blok
Evrenler" (başka gelecek dizileri) mevcuttur.
• Dizinleyici Olarak "Gerçek": Lewis'e göre
"gerçek dünya" tabiri, "ben" veya "burası"
kelimeleri gibi dizinleyicidir; yani sadece içinde konuştuğumuz dünyayı
belirtir. Bizim geleceğimiz bizim dünyamızda sabit olsa da, diğer mümkün
dünyalarda bizimkine benzeyen ancak farklı seçimlerin yapıldığı farklı
"gelecek parçaları" mevcuttur.
• Karşıt-Olgusal Analiz: Bir şeyin mümkün olması,
onun gerçekte (bu Blok Evren'de) olup olmamasına değil, en az bir mümkün
dünyada (başka bir blokta) gerçekleşmiş olmasına bağlıdır [11, 488; 11, 508].
Özetle; Blok Evren'de gelecek zaten vardır ancak bu
modaliteyi yok etmez; sadece olan her şeyin ebediyen gerçek olduğunu
söyler. Değişim ise bir nesnenin zamansal bölümleri arasındaki farktan
ibarettir.
Analoji: Bu durumu bir sinema film şeridine benzetebiliriz. Filmin sonu şeridin üzerinde zaten kayıtlıdır ve "orada" durmaktadır; ancak bu, filmdeki karakterlerin sahneden sahneye değişmediği veya filmin başka bir sonla çekilmesinin (başka bir şeridin/mümkün dünyanın) mantıksal olarak imkansız olduğu anlamına gelmez.
|
Zamanın yönü (zamanın oku) ve bu yönün termodinamik
yasalarıyla temellendirilmesi, çağdaş metafizik ve fizik felsefesinin
kesiştiği noktada yer alan en derin tartışmalardan biridir. Bu konuyu
kaynaklardaki temel metafizik kavramlar (A ve B serileri) üzerinden
açıklayıp, ardından kaynaklarda yer almayan David Albert ve Barry Loewer’in
"Geçmiş Hipotezi"ne değineceğim. 1. Metafiziksel Arka Plan: A-Serisi ve B-Serisi Kaynaklara göre, zamanın bir yöne sahip olup olmadığı
tartışması McTaggart’ın tanımladığı iki farklı zaman dizisiyle başlar: • B-Serisi (Statik Zaman): Bu dizi, olayları
"önce", "sonra" ve "eşzamanlı" olma
ilişkilerine göre sıralar. B-serisindeki konumlar sabittir ve değişmez; yani
bir olay başka bir olaydan önceyse, bu durum sonsuza dek geçerlidir. B-teorisyenleri
(Ebediyetçiler), zamanı uzayın üç boyutu gibi dördüncü bir boyut olarak
görürler ve tüm zamanların (geçmiş, şimdi, gelecek) eşit derecede gerçek
olduğunu savunurlar. • A-Serisi (Dinamik Zaman): Bu dizi, olayları
"geçmiş", "şimdi" ve "gelecek" olarak niteler.
A-serisi dinamiktir; olaylar gelecekten şimdiye, oradan da geçmişe
doğru "akar". Bu durum "zamansal oluş" (temporal
becoming) olarak adlandırılır. 2. Sorun: B-Teorisinde Zamanın Yönü Kaynaklardaki bilgilere göre, modern fizik (özellikle
görelilik teorisi) ile uyumlu olan B-teorisi/Ebediyetçilik, zamanı
statik bir blok (Blok Evren) olarak görür. Ancak bu statik yapı, bizim
zamanın geçmişten geleceğe "aktığına" dair güçlü deneyimimizi
(A-serisi özelliklerini) açıklamakta zorlanır. B-teorisinde zamanın yönü,
uzaydaki "sağ" veya "sol" kavramları gibi sadece bir
koordinat meselesi haline gelir. 3. Kaynak Dışı Bilgi: David Albert, Barry Loewer ve
"Geçmiş Hipotezi" Kaynaklarda David Albert, Barry Loewer veya
"Geçmiş Hipotezi" (Past Hypothesis) terimleri geçmemektedir; bu
bilgiler kaynak dışı uzmanlık bilgimdir: Zamanın neden tek bir yöne aktığını (B-serisi içinde bir
asimetri olup olmadığını) açıklamak için bu düşünürler Termodinamiğin
İkinci Yasası'na başvururlar. • Entropi: Fizikteki temel yasaların çoğu (Newton
mekaniği gibi) zaman açısından simetriktir; yani bir filmi ters oynatsanız
bile fizik yasaları çiğnenmez. Ancak termodinamiğin ikinci yasası, kapalı bir
sistemde entropinin (düzensizliğin) her zaman arttığını söyler. • Geçmiş Hipotezi (Past Hypothesis): David Albert
tarafından kavramsallaştırılan bu hipotez, evrenin başlangıcında (Büyük
Patlama anında) son derece düşük bir entropi seviyesinde olduğunu
savunur. Zamanın "yönü", evrenin bu düşük entropili başlangıç
durumundan daha yüksek entropili durumlara doğru istatistiksel evriminden
ibarettir. • Barry Loewer’in Katkısı: Loewer, bu fiziksel
durumu "Mentaculus" adını verdiği bir modelle destekleyerek, geçmiş
hipotezinin sadece zamanın yönünü değil, aynı zamanda nedensellik ve bilgi
edinme (hatıralarımızın neden sadece geçmişe dair olduğu gibi) süreçlerimizi
de temellendirdiğini savunur. Özetle; A-teorisyenleri zamanın yönünü evrenin
temel bir özelliği (akış) olarak görürken, B-teorisyenleri (ve Albert gibi
fizik felsefecileri) bu yönü evrenin başlangıç koşulları ve düzensizliğin
artışı gibi fiziksel gerçekliklerle açıklamaya çalışırlar. Analoji: Zamanın yönünü bir dağın tepesinden aşağı doğru yuvarlanan bir kar topuna benzetebiliriz. Fizik yasaları topun yukarı da çıkabileceğini söyler (matematiksel simetri), ancak dağın tepesindeki karın varlığı (Geçmiş Hipotezi) ve yerçekimi etkisiyle topun aşağı inerken büyümesi (Entropi artışı), topun neden her zaman yukarıdan aşağıya (geçmişten geleceğe) doğru hareket ettiğini açıklar. Tepenin kendisi orada olmasa, topun hangi yöne gideceğinin bir önemi kalmazdı. |
|
How do Past Hypothesis and Entropy relate to Time's Arrow? "Geçmiş Hipotezi" (Past Hypothesis) ve
"Entropi" kavramlarının zamanın okuyla (Time's Arrow) olan
ilişkisi, çağdaş metafizikte zamanın asimetrisini ve yönünü açıklamak için
kullanılan temel fiziksel temellerdir. Kaynaklar ve konuşma geçmişimiz
ışığında bu ilişkiyi şu şekilde açıklayabiliriz: 1. Entropi ve Zamanın Yönü Termodinamiğin ikinci yasasına göre, kapalı bir sistemdeki
entropi (düzensizliğin ölçüsü) zamanla artma eğilimindedir. Bu durum,
fizik yasalarının çoğunun (örneğin Newton mekaniği) zaman açısından
simetrik olmasından kaynaklanan büyük bir soruna çözüm sunar; çünkü bu
yasalar bir filmin ileri veya geri oynatılması arasında ayrım yapmaz. Ancak
entropinin artışı, makroskobik düzeyde zamanın "geçmişten geleceğe"
doğru tek yönlü aktığına dair fiziksel bir kanıt sağlar. 2. Geçmiş Hipotezi (Past Hypothesis) David Albert tarafından ortaya atılan bu kavram, evrenin
neden giderek daha düzensiz hale geldiğini (entropinin arttığını) açıklamak
için bir başlangıç noktası sunar. • Düşük Entropili Başlangıç: Eğer entropi her zaman
artıyorsa, bu mantıksal olarak evrenin en başında (Büyük Patlama anında) son
derece düşük bir entropi seviyesinde olması gerektiğini gerektirir. • Zamanın Okunun Kaynağı: "Geçmiş
Hipotezi", evrenin bu çok özel ve düzenli başlangıç durumunu bir sınır
koşulu olarak kabul eder. Zamanın "oku" veya akışı, evrenin bu
düşük entropili durumdan istatistiksel olarak daha olası olan yüksek
entropili durumlara doğru evrilmesinden başka bir şey değildir. 3. Metafiziksel Çerçeve: B-Kuramı ve Blok Evren Bu fiziksel açıklamalar, kaynaklarda belirtilen B-Kuramı
(Ebediyetçilik) ile yakından ilişkilidir: • B-Kuramı Bağlamı: B-kuramcıları zamanı, uzay gibi
dördüncü bir boyut olarak görür ve tüm zamanların (geçmiş, şimdi, gelecek)
eşit derecede gerçek olduğunu savunurlar. • Statik Zaman: Bu bakış açısında zamanın nesnel
bir "akışı" ( temporal becoming) yoktur. Ancak, Geçmiş Hipotezi ve
Entropi artışı, bizim neden zamanın akışını asimetrik olarak
deneyimlediğimizi, neden sadece geçmişi hatırlayıp geleceği planladığımızı
açıklayan fiziksel mekanizmayı sağlar. Özetle; Entropi zamanın hangi yöne doğru
"işaret ettiğini" gösteren bir gösterge iken, Geçmiş Hipotezi bu
göstergenin neden o yönde hareket etmeye başladığını belirleyen başlangıç
motorudur. Analoji: Bu durumu yokuş yukarı kurulan bir saatin zembereğine benzetebiliriz: Geçmiş Hipotezi, birinin o zembereği en başta sıkıca kurmasıdır (düşük entropi). Entropi, zembereğin yavaş yavaş boşalmasıdır. Zamanın Oku ise, zemberek bir kez boşalmaya başladığında saatin yelkovanının neden hep aynı yöne döndüğünü açıklayan asimetrik harekettir. Zemberek en başta kurulmamış olsaydı, saatin bir yönü olmazdı. |
Kaynaklarda zamanın ölçülmesi, doğrudan mekanik bir saat
ölçümünden ziyade, zamanın ontolojik yapısına (A-serisi ve B-serisi) ve bu
yapının ölçüm sistemlerini nasıl mümkün kıldığına odaklanılarak ele
alınır. Zamanın "akan" (A-kuramı) veya "blok" (B-kuramı)
olarak değerlendirilmesi, ölçülebilirlik konusunda şu yaklaşımları öne çıkarır:
1. Akan Zamanın (A-Kuramı) Ölçülebilirliği ve
"Hız" Sorunu
Zamanın akışını savunan A-kuramcıları için ölçüm, dinamik
bir süreci ifade eder; ancak bu durum mantıksal bir zorluğu beraberinde
getirir:
• Geçiş Hızı ve Hiper-zaman: Eğer zaman
"akıyorsa" veya "geçiyorsa", bu geçişin ne kadar hızlı veya
yavaş olduğu sorulabilir. Bir şeyin hareketini ölçmek için başka bir zaman
birimine ihtiyaç duyulur; dolayısıyla zamanın akış hızını ölçmek için "hiper-zaman"
(ikinci derece zaman) gerekecektir.
• Sonsuz Gerileme: A-kuramı karşıtları, hiper-zamanın
akışını ölçmek için üçüncü bir zaman birimine ihtiyaç duyulacağını ve bunun sonsuz
bir gerilemeye (regress) yol açacağını savunarak akan zamanın
ölçülebilirliğini eleştirirler.
• İstisnalar: Çoğu A-kuramcısı bu hızı ölçmenin
anlamsız olduğunu söylese de, Ned Markosian gibi bazı düşünürler zamanın geçiş
hızının ölçülebileceğini savunmuştur.
2. Blok Zamanın (B-Kuramı) Ölçülebilirliği
Zamanı uzay gibi dört boyutlu bir yapı (blok evren) olarak
gören B-kuramcıları için ölçüm daha sabittir:
• Boyutsal Ölçüm: B-kuramında zaman, uzaysal boyutlar
(genişlik, derinlik) gibi bir boyut olarak ele alınır. Zamanın ölçümü,
olaylar arasındaki "daha önce" veya "daha sonra" gibi gerginliksiz
(tenseless) ilişkilere ve sabit tarihlere dayanır.
• Tarih Analizi (Date Analysis): Ölçüm, olayların
takvimsel tarihlerle (örneğin "24 Aralık 2005") eşleştirilmesiyle
yapılır. Bu yaklaşımda zamanın akış hızı değil, olaylar arasındaki zamansal
mesafe ölçülür.
• Görelilik ve Ölçüm: Modern fizik (Özel Görelilik),
zamanın ölçümünün gözlemcinin hareketine bağlı olarak değiştiğini (zaman
genişlemesi vb.) gösterir; bu da blok evren modelindeki ölçümün nesnel ancak referans
sistemine duyarlı olduğunu kanıtlar.
3. Ölçüm Sistemlerinin Temeli
Kaynaklarda ölçülebilirlik hakkında daha temel bir tespit de
mevcuttur:
• Somut Tikellerin Önceliği: Ölçüm sistemleri (ister
zaman, ister ağırlık veya boyut için olsun), ancak önceden verili bir somut
tikeller (nesneler) çerçevesi aracılığıyla anlaşılabilir. Yani zamanı
ölçebilmek için, önce zamansal sürekliliği olan nesnelerin varlığını kabul eden
bir ontolojik zemin gereklidir.
Özetle; blok zaman modelinde zaman, bir cetvel
üzerindeki birimler gibi koordinatlar üzerinden kesin olarak
ölçülebilirken; akan zaman modelinde "akışın kendisini" ölçmek,
hiper-zaman gibi karmaşık kavramsal yapılar gerektiren tartışmalı bir konudur.
Analoji: Bu farkı bir fiilm şeridine
benzetebiliriz: Blok zaman (B-kuramı) modelinde, tüm kareler (zaman
anları) masanın üzerinde serilidir; bir cetvelle kareler arasındaki mesafeyi
(süreyi) kolayca ölçebilirsiniz. Akan zaman (A-kuramı) modelinde ise
film projektörden geçmektedir; ölçüm yapmaya çalıştığınızda sadece kareler
arasındaki mesafeyi değil, "filmin hangi hızla oynatıldığını" da
ölçmeniz gerekir ki bu, şeridin dışındaki başka bir saate (hiper-zaman) ihtiyaç
duymanıza benzer.
How do four-dimensionalism and the B-series approach objects
and change?
What is the 'hiper-zaman' problem for those who believe time
flows?
Can a thing's identity remain unchanged if its parts are
replaced?
What is the 'hiper-zaman' problem for those who believe time
flows?
Zamanın aktığına inananlar (A-kuramcıları) için
"hiper-zaman" sorunu, zamanın akış hızını tanımlama ve ölçme
gerekliliğinden kaynaklanır. Eğer zaman bir nehir gibi geçiyorsa, bu geçişin ne
kadar hızlı gerçekleştiği sorusu ortaya çıkar; ancak bir şeyin hızını ölçmek
için mutlaka başka bir zaman birimi (saniye başına saniye gibi) gereklidir. Bu
mantıksal zorunluluk, orijinal zamanın akışını ölçebilecek bir ikinci derece
zamanı (hiper-zaman) varsaymayı gerektirir.
Ancak sorun burada bitmez; eğer hiper-zamanın kendisi de bir
akışa sahipse, onun hızını ölçmek için de üçüncü derece bir zamana
ihtiyaç duyulur. Bu mantıksal döngü, teoriyi durdurulamaz bir sonsuz
gerilemeye (infinite regress) sürükler. Bu nedenle B-kuramcıları ve diğer
eleştirmenler, akan zamanın ölçülebilirliğini reddederek, "akış"
kavramının kendi içinde tutarsız olduğunu ve zamanın ancak statik bir blok
olarak anlaşıldığında ölçüm sistemlerine (tarihler ve koordinatlar gibi) kesin
bir zemin sunabileceğini savunurlar.
Analoji: Bu durumu bir kronometrenin hızını
ölçmeye benzetebiliriz: Zamanın akış hızını ölçmek için dışarıda bir
kronometreye (hiper-zaman) ihtiyaç duyarsınız. Ancak o kronometrenin de doğru
hızda çalışıp çalışmadığını anlamak isterseniz, onu ölçecek ikinci bir
kronometreye ihtiyaç duyarsınız ve bu süreç, hiçbir zaman sonuca ulaşmayan
sonsuz bir kronometre kuyruğuna dönüşür.
Metaphysics: A Contemporary Introduction, Michael J. Loux
and Thomas M. Crisp, Fourth edition published 2017 by Routledge
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder