Konuya benim gibi meraklı düzeyde yaklaşanlar için önerme teorileri ayrıntı gibi görünebilir. Ancak aşağıda gösterildiği gibi, bu süreç "anlam" ve "bilgi" konusu ile ilişkilidir. B.Berksan
Önerme teorileri ile anlam (semantik) teorileri arasındaki ilişki, bir binanın taşıyıcı kolonları ile o binanın iç mimarisi arasındaki ilişki gibidir. Önerme, "neyin söylendiği" (içerik) iken; anlam teorisi, "dilin bu içeriği nasıl ilettiği" (mekanizma) ile ilgilenir.
yüzyıl felsefesinde bu ilişki artık birbirinden ayrılamaz hale gelmiştir.
Eğer bir önerme teoriniz yoksa, "Bu cümle ne anlama geliyor?" sorusuna vereceğiniz cevap havada kalır. Çünkü anlamın hedefi önermedir.
Anlamın Hedefi Olarak Önerme: Geleneksel olarak bir cümlenin anlamı, ifade ettiği önermedir. Eğer önermeyi Jeff Speaks gibi "dünyanın bir özelliği" olarak görürseniz, anlam teoriniz dili doğrudan dünyaya bağlayan bir köprü olur.
Anlamın Yapısı Olarak Önerme: Jeffrey King'in modelinde olduğu gibi, eğer önermeler sözdizimsel olgulardan oluşuyorsa, anlam teoriniz "gramer" ile "mantık"ı tek bir potada eritmek zorundadır. Burada anlam, gramerin bir çıktısıdır.
3. "Anlam" Artık Bir "Nesne" Değil, Bir "Olay"
Daha önce de değindiğimiz "Post-Truth" ve "Yapay Zeka" dinamikleri için bu ilişki kritiktir. Eski modelde anlam, bir sözlükte donmuş bir nesne gibiydi. Yeni teorilerde ise:
Dinamik Semantik: Anlam, konuşmacının gerçekleştirdiği bir bilişsel eylem (Soames) olduğu için, bağlamdan ve özneden bağımsız bir "sabit anlam" arayışı zayıflar.
Temsil Gücü: Eğer temsil gücü önermeden zihne değil, zihinden önermeye akıyorsa (Soames/Hanks), o zaman bir kelimenin anlamını belirleyen şey "sözlük" değil, o kelimeyi kullanan "irade"dir.
4. Sentez: Dil Felsefesi ve Epistemoloji Köprüsü
Önerme teorileri ile anlam teorileri arasındaki bu sıkı fıkılık, bizi doğrudan Epistemoloji'ye gönderir. Çünkü:
Anlam (Semantik) yoluyla bir Önerme kurarız.
Bu önerme Doğru ise ve Gerekçelendirilmiş ise...
Ortaya Bilgi (Epistemoloji) çıkar.
Önermeler, dil felsefesinin merkezinde yer alan; doğruluk ve yanlışlığın birincil taşıyıcıları, zihinsel tutumların (inanç, arzu vb.) nesneleri ve cümlelerin anlamsal içerikleri olarak tanımlanan soyut yapılardır. Önerme teorileri, bu yapıların doğasını ve nasıl olup da dünyayı temsil edebildiklerini (yönelimsellik/intentionality) açıklamaya çalışır.
Geleneksel olarak iki ana yaklaşım öne çıkmaktadır:
• Fregeci ve Russellcı Önermeler: Frege önermeleri
zihinden bağımsız soyut "düşünceler" (senses/Sinn) olarak görürken,
Russell önermelerin doğrudan nesnelerden ve özelliklerden oluştuğunu
savunmuştur.
Fregeci Model (Anlamlar Deposu): Önermeler, kimsenin zihnine ait olmayan, zaman ve mekan dışı "soyut düşüncelerdir". Bir kütüphanedeki kitaplar gibidir; biz onları okusak da okumasak da oradadırlar.
Russellcı Model (Gerçeklik Parçaları): Önerme, doğrudan dünyanın içindeki nesnelerden ve özelliklerden oluşur. "Elma kırmızıdır" önermesinin içinde bizzat "o elma" ve "kırmızılık" vardır. Yani önerme, gerçekliğin bir LEGO modeli gibidir.
• Mümkün Dünyalar Kuramı: Modern semantikte
önermeler, bir cümlenin doğru olduğu mümkün dünyalar kümesi veya dünyalardan
doğruluk değerlerine giden fonksiyonlar olarak modellenir.
Mantıksal Senaryo Haritaları
Modern mantıkta önerme, bir "iddia" değil, bir "koordinat" gibidir:
Önermeyi, dünyanın olabileceği tüm hallerin (senaryoların) bir listesi olarak düşünün.
"Kar beyazdır" önermesi, karın gerçekten beyaz olduğu tüm "mümkün dünyaların" bir kümesidir. Eğer içinde bulunduğumuz dünya bu kümenin içindeyse, önerme doğrudur.
Temel Sorunlar: Kaynaklar, bu geleneksel modellerin
"önermenin ne olduğu" sorusuna yanıt vermediğini belirtir.
Matematiksel kümelerin veya n-lilerin (n-tuples) kendiliğinden bir şeyi
"temsil etme" gücü yoktur; örneğin, bir küme kendi başına doğru veya
yanlış olamaz. Ayrıca, bu soyut nesnelere zihinsel olarak nasıl erişildiği
("kavranabilirlik") büyük bir muammadır.
Not: Geleneksel önerme kuramları, felsefe tarihinin "önermeyi bir nesne gibi dondurma" çabasıdır. Bu yaklaşımlar, önermeleri bizim tarafımızdan yaratılan değil, evrende halihazırda var olan "keşfedilmeyi bekleyen yapılar" olarak görür.
Temel Sorun: Neden "Yeni" Teorilere İhtiyaç Duyuldu?
Bu modeller iki büyük duvara çarptı ve bu yüzden King, Soames gibi çağdaş isimler sahneye çıktı:
A. "Sessiz Matematik" Sorunu (Temsil Gücü Yoksunluğu)
Geleneksel modeller önermeyi matematiksel bir küme veya sıralı liste (n-tuple) olarak görür [Özne, Yüklem].
Problem: Bir küme kendi başına hiçbir şeyi "iddia etmez." (Ali, Koşmak) kümesi sadece bir listedir; "Ali koşuyor" diye bağırmaz, bir yargıda bulunmaz. Kümenin "doğru" veya "yanlış" olma kapasitesi yoktur, o sadece bir matematiksel nesnedir.
B. "Hayalet Temas" Sorunu (Kavranabilirlik Muamması)
Eğer önermeler Frege'nin dediği gibi fiziksel olmayan, soyut dünyada asılı duran varlıklarsa:
Problem: Et ve kemikten oluşan biyolojik beynimiz, bu "hayaletimsi" soyut nesnelere nasıl ulaşıyor? Onları nasıl "anlıyoruz" veya "kavrayabiliyoruz"? Bu köprü geleneksel kuramlarda hep eksik kaldı.
2. Çağdaş Temellendirme Çabaları
Son yirmi yılda, önermelerin doğasını açıklamak için daha
dinamik ve "doğalcı" kuramlar geliştirilmiştir:
• Olgu Olarak Önermeler (Jeffrey King): King'e göre
önermeler, dil ve zihne bağımlı belirli türdeki olgulardır. Bu olgular,
sözdizimsel ilişkilerin (sentential relations) anlamsal değerleri birbirine
yüklemesi (ascription) sonucunda oluşur.
|
Jeffrey King tarafından savunulan "Olgu
Olarak Önermeler" (Propositions as Facts) yaklaşımı, önermelerin
doğasını geleneksel soyut modellerden (Fregeci "üçüncü alem" veya
Russellcı n-liler) ayırarak onları dil ve zihne bağımlı karmaşık olgular
olarak yeniden konumlandırır. Bu teorinin önerme teorileri bağlamındaki yeri ve temel
argümanları şu şekilde tartışılabilir: 1. Önermelerin Doğası: Dilsel ve Zihinsel Bir İnşa King’in yaklaşımına göre önermeler, zihinden veya dilden
tamamen bağımsız Platonik nesneler değil, belirli bir dilsel yapı içinde
ortaya çıkan olgulardır. • Kurucu unsurlar: Bir önerme, bir dildeki (L)
sözcüklerin anlamsal değerleri ve bu sözcüklerin içinde bulunduğu sözdizimsel
ilişkilerden (R) oluşur. • Örnek: "Katharina uyuyor" önermesi;
Katharina bireyi, uyuma özelliği ve bu ikisini birbirine bağlayan sözdizimsel
ilişkinin (concatenation) bir araya gelmesiyle oluşan bir olgudur. 2. "Ascription" (Yükleme) ve Önermenin Birliği Önerme teorilerinin en büyük sorunlarından biri, bir nesne
ve bir özelliğin (örneğin "Elma" ve "Kırmızı") nasıl olup
da rastgele bir liste değil de "Elma kırmızıdır" şeklinde temsil
edici bir bütün oluşturduğudur. • Kodlama ve Yorumlama: King, bu birliği "ascription"
(yükleme/atfetme) kavramıyla açıklar. Sözdizimsel ilişki, konuşmacılar
tarafından bir özelliğin bir nesneye atfedilmesi şeklinde yorumlandığı için
önerme bir temsil gücü ve doğruluk koşulu kazanır. • Temsil Gücü: Geleneksel n-lilerin (n-tuples)
aksine, bu "olgular" doğası gereği bir şeyi temsil ederler çünkü
yapıları konuşmacıların bilişsel yorumlama süreçleriyle mühürlenmiştir. 3. Önerme Teorileri İçindeki Geniş Bağlam ve
Karşılaştırmalar King’in "Olgu Olarak Önermeler" kuramı, diğer
çağdaş yaklaşımlarla birlikte "önermenin ne olduğu" sorusuna
verilen yapısalcı tepkinin bir parçasıdır: • Geleneksel Teorilere Eleştiri: King, mümkün
dünyalar kümelerinin veya n-lilerin sadece matematiksel yapılar olduğunu ve
bir şeyi temsil etme yetisine sahip olmadıklarını savunur. • Eylem Teorileri (Soames ve Hanks) ile Farkı:
Scott Soames ve Peter Hanks önermeleri "bilişsel eylem türleri"
(predicating) olarak görürken, King onları bu eylemlerin gerçekleştiği dilsel
yapılarla ilişkili "olgular" olarak görür. • Moltmann’ın Ürün Teorisi ile Farkı: Friederike
Moltmann önermeleri eylemlerin "ürünleri" (attitudinal objects)
olarak tanımlarken, King sözdizimsel ilişkinin kendisine ontolojik bir
ağırlık verir. 4. Eleştiriler ve Sınırlar Bu yaklaşımın en önemli kısıtlılığı, dile olan aşırı
bağımlılığıdır. • Dil Önceliği: Önermeler dilsel olgular olarak
tanımlandığı için, dil yetisi olmayan varlıkların (hayvanlar veya bebekler)
önermelere nasıl erişebileceği veya önermesel tutumlara nasıl sahip
olabileceği sorusu bu teoride bir zorluk teşkil eder. • Varlığın Belirlenimi: Bir özelliğin bir nesneye
yüklenmesi için gerekli olan "karmaşık aparatın" (encoding
ascription) neden bu kadar ağır bir dilsel yapıya ihtiyaç duyduğu, rakip
teorisyenler tarafından sorgulanmıştır. Özetle; "Olgu Olarak Önermeler" teorisi,
önermeleri soyut dünyadan indirip onları konuşulan dilin sözdizimi ile
konuşmacıların zihinsel yorumlarının kesiştiği noktada tanımlayarak,
önermelerin doğruluk koşullarını ve temsil gücünü nasıl kazandığını açıklayan
doğalcı ve yapısalcı bir girişimdir. Önermeyi bir cümle iskeletinin üzerine giydirilmiş
anlamsal bir zırha benzetebiliriz: Geleneksel teoriler sadece o zırhın
parçalarını (elma, kırmızı) sayarken; King, bu parçaların ancak iskeletin
(sözdizimi) onları bir arada tutma biçimi ve bizim bu yapıyı bir şey
"iddia etmek" için kullanma şeklimiz sayesinde gerçek bir savaşçı
(temsil edici önerme) haline geldiğini savunur. |
• Eylemler Olarak Önermeler (Scott Soames ve Peter
Hanks): Bu yaklaşıma göre önermeler, öznelerin gerçekleştirdiği bilişsel
eylem türleridir (örneğin, bir nesneye bir özellik yükleme eylemi). Hanks,
önermelerin doğası gereği "kuvvet" (force) barındırdığını, yani bir
özelliği bir nesneye yüklemenin varsayılan olarak iddia edici (assertive) bir
eylem olduğunu savunur.
|
Çağdaş dil felsefesinde Eylem Olarak Önermeler
(Propositions as Acts) yaklaşımı, özellikle Scott Soames ve Peter
Hanks tarafından savunulan ve önermelerin doğasını geleneksel soyut nesne
anlayışından kopararak insan bilişi ve dilsel pratiklerine dayandıran radikal
bir kuramsal dönüm noktasıdır,. Bu yaklaşımı, daha geniş bir önerme
teorileri bağlamında şu başlıklar altında tartışabiliriz: 1. Geleneksel Kuramlara Tepki ve Temsil Sorunu Geleneksel olarak önermeler; n-liler (n-tuples) veya
mümkün dünyalar kümeleri gibi soyut, zihinden ve dilden bağımsız yapılar
olarak görülmüştür. Ancak Soames ve Hanks, bu tür matematiksel yapıların
"kendi başlarına" nasıl olup da dünyayı temsil edebildiklerini
(yönelimsellik) açıklayamadığını savunur. Onlara göre bir küme veya sıralı
dizi, doğası gereği bir şeyi bir şeye yüklemez; dolayısıyla temsil gücü ve
doğruluk koşulları bu nesnelerin içine dışarıdan "üflenmiş" gibi
kalmaktadır. 2. Önermelerin Doğası: Bilişsel ve Dilsel Eylem Türleri Eylem kuramcıları, önermeleri soyut birer "şey"
değil, öznelerin gerçekleştirdiği tekrarlanabilir eylem türleri olarak
tanımlar,. • Scott Soames'in Yaklaşımı: Soames, önermeleri "kuvvetten
bağımsız" (force-neutral) bilişsel eylemler olarak görür. Ona göre
bir önermeyi kavramak, bir nesneye bir özellik yükleme (predication) işlemini
zihinsel olarak gerçekleştirmektir. Bu süreçte özne bir şeyi iddia etmek
zorunda değildir, sadece o bilişsel operasyonu yürütür. • Peter Hanks'in Yaklaşımı: Hanks, Soames'in
aksine, bir özellik yükleme eyleminin doğası gereği "iddia
edici" (assertive) bir kuvvet barındırdığını savunur. Hanks'e göre,
bir özelliğin bir nesneye nötr bir şekilde yüklenmesi ve bunun bir doğruluk
değerine sahip olması kavramsal olarak tutarsızdır; çünkü doğruluk
değerlendirmesi, dünyanın o şekilde olduğuna dair bir duruş almayı (takım
tutmayı) gerektirir. 3. Önermenin Birliği (Unity) Sorununa Çözüm Bu yaklaşım, felsefenin kadim sorunlarından biri olan
"bir nesne ve bir özelliğin (örneğin 'kar' ve 'beyazlık') nasıl olup da
sadece bir liste değil de bir yargı oluşturduğu" sorununa cevap verir.
Eylem kuramcılarına göre parçaları bir arada tutan "zamk", öznenin
eylemidir. Öznenin bir özelliği bir nesneye atfetme eylemi, önermeye
yapısal bütünlüğünü ve temsil gücünü kazandırır; temsil gücü önermeden zihne
değil, zihinden/eylemden önermeye akar. 4. İçerik ve Kuvvet Ayrımı (Frege-Geach Problemi) Geleneksel anlayış (Frege), içerik (önerme) ile kuvvetin
(iddia, soru, emir) tamamen ayrı olduğunu savunur. • Hanks'in Mücadelesi: Eğer önermeler iddia edici
bir kuvvet içeriyorsa, "Eğer kar beyazsa..." gibi koşullu
cümlelerde bu kuvvetin nasıl olup da iddia edilmediği (cancellation)
açıklanmalıdır. Hanks, bu durumları "iptal bağlamları"
(cancellation contexts) ile açıklar; yani eylem gerçekleşir ama bağlam
gereği etkisi askıya alınır. • Soames'in Avantajı: Soames, eylemleri en baştan
nötr tanımladığı için bu problemi daha geleneksel bir yolla çözer ancak bu
sefer de "nötr bir eylem nasıl doğru veya yanlış olabilir?"
eleştirisiyle karşılaşır. 5. Geniş Bağlam ve Sonuç Eylem teorileri, önerme çalışmalarını Platonik bir
metafizikten çıkarıp bilişsel bilim ve dil pratiğine yaklaştırır. Bu
bakış açısına göre: • Önermelere erişim sorunu ortadan kalkar; çünkü önermeler
zaten yaptığımız eylemlerin türleridir. • Farklı kuvvetler için (emir, soru, iddia) farklı önerme
türleri (emir-önermeleri, soru-önermeleri) tanımlanabilir,. Özetle; Hanks ve Soames'in teorileri, önermeyi
dünyanın pasif bir yansıması olarak değil, insanın dünya ile kurduğu etkin
bir ilişki olarak yeniden tanımlar. Bu durumu bir dans koreografisine benzetebiliriz: Koreografi (önerme) kâğıt üzerindeki statik işaretlerden ibaret değildir; o ancak bir dansçı tarafından icra edilen (eylem) hareketlerin bir türüdür. Hareket (yükleme) olmadan koreografi temsil gücü kazanamaz ve varlık kazanamaz |
• Tutum (Eylem Ürünleri) Olarak Önermeler (Frederike Moltmann):
Moltmann, eylemlerin kendisinin değil, bu eylemlerin sonucunda ortaya çıkan
"tutum nesnelerinin" (iddialar, inançlar, düşünceler) önerme işlevi
gördüğünü ileri sürer.
|
Frederike Moltmann tarafından geliştirilen Tutum
Nesneleri (Attitudinal Objects) yaklaşımı, önermelerin doğasına dair
geleneksel soyut modeller ile modern eylem temelli kuramlar arasında özgün
bir konumda yer alır. Moltmann’ın teorisi, özellikle eylemin kendisi ile
eylemin ürünü arasındaki ayrım üzerine inşa edilmiştir. Bu yaklaşımı önerme teorileri bağlamında şu ana başlıklar
altında tartışabiliriz: 1. Temel Ayrım: Eylem ve Ürün (Twardowski Geleneği) Moltmann, yaklaşımını Kazimir Twardowski’nin eylemler
(acts) ve ürünler (products) arasındaki ayrımına dayandırır. • Eylemler Doğruluk Taşıyıcısı Değildir: Moltmann’a
göre, bir "iddia etme" veya "yargılama" eyleminin kendisi
doğru veya yanlış olamaz; eylemin hızı veya süresi gibi özelliklerinden
bahsedilebilir ancak eyleme doğruluk değeri atfetmek anlamsızdır. • Doğruluk Taşıyıcısı Üründür: Doğruluk veya
yanlışlık, eylemin sonucunda ortaya çıkan "iddia" veya "yargı"
gibi ürünlere aittir. Bu ürünler Moltmann tarafından "tutum
nesneleri" olarak adlandırılır. 2. Tutum Nesnelerinin Doğası ve Çeşitleri Tutum nesneleri; düşünceler, iddialar, yargılar ve
dilekler gibi yapıları kapsar. • Doğruluk ve Karşılanma Koşulları: Bir düşünce
veya iddia doğru ya da yanlış olabilirken, bir dilek veya istek
"karşılanmış" (fulfilled) ya da karşılanmamış olarak
değerlendirilir. • Zihin ve Dil Bağımlılığı: Geleneksel Platoncu
önerme anlayışının aksine, tutum nesneleri zihin ve dil bağımlıdır.
Düşünen veya konuşan öznelerin kasıtlı eylemlerinden türetilirler. • Ontolojik Statü: Tutum nesneleri, onları üreten
eylemlerle birlikte var olan, kalıcı olmayan ancak benzer eylemlerle yeniden
üretilebilen nesnelerdir. Parça-bütün ilişkisiyle yapılandırılmışlardır. 3. Önerme Teorileri İçindeki Geniş Bağlam Moltmann’ın yaklaşımı, çağdaş önerme tartışmalarındaki
diğer "doğalcı" girişimlerle hem benzeşir hem de onlardan ayrılır: • Eylem Kuramlarına (Soames/Hanks) Eleştiri:
Moltmann, Hanks ve Soames gibi önermeleri "eylem türleri" olarak
gören kuramcıların aksine, eylemin kendisinin doğruluk değeri
taşıyamayacağını savunarak odağı eylemin ontolojik ürününe kaydırır. • "Önerme" Terimine Mesafeli Duruş:
Moltmann, tutumsal nesnelerin çoğunun önermelere atfedilen özellikleri
taşıdığını savunsa da, "önerme" terimini kullanmaktan kaçınabilir.
Bunun sebebi, tutum raporlarının özneleri soyut önermelere bağladığı
şeklindeki geleneksel tezi reddetmesidir. • Yapısal Birlik Sorunu: Geleneksel teorilerin
(n-liler veya kümeler gibi) aksine Moltmann, önermenin birliğini eylemin
ürünü olma niteliğiyle açıklar; ancak bu nesnelerin mantıksal ilişkilerdeki
(çıkarım gibi) rolü metafiziksel olarak hala tartışma konusudur. 4. Eleştiriler ve Sınırlar Moltmann’ın teorisi dilbilimsel verilerle güçlü şekilde
desteklense de, metafizikçiler tarafından sorgulanan yönleri vardır: • Soyut mu Somut mu? Bu nesnelerin uzay-zamansal
bir varlığı olup olmadığı veya çıkarım süreçlerinde nasıl "mantıksal
birimler" olarak işlev gördüğü belirsizliğini korumaktadır. • Yeniden Üretilebilirlik: Farklı zamanlarda ve
farklı özneler tarafından üretilen ürünlerin nasıl "aynı" nesne
sayılabileceği sorusu teorinin açıklanması gereken bir parçasıdır. Özet Analoji: Moltmann’ın yaklaşımı bir tablo
(ürün) ile ressamın boyama eylemi arasındaki farka benzer. Eylem
kuramcıları önermeyi "boyama hareketi" olarak görürken, Moltmann
önermenin hareketin kendisi değil, o hareket sonucunda tuvalde oluşan ve
doğru/yanlış (veya güzel/çirkin) olarak değerlendirilebilen tablonun
kendisi olduğunu savunur. Ressam boyamayı bıraktığında hareket biter,
ancak tablo (tutum nesnesi) doğruluk değerini taşımaya devam eden bir varlık
olarak kalır. |
Özellik Olarak Önermeler
|
Bu
teoriyi ve önerme teorileri içindeki geniş bağlamını şu başlıklar altında
tartışabiliriz: 1.
Temel Fikir: "Cambridge Özellikleri" Jeff
Speaks'e göre bir cümle, dünyadaki bir olguyu temsil etmek yerine bir özelliği
ifade eder. Örneğin, "Kar beyazdır" cümlesi şu özelliği ifade eder:
"Karın beyaz olması gibi olma özelliği" (being such that snow is
white). Speaks bu tür özelliklere "Cambridge Özellikleri"
adını verir. Bu
modelde önermesel tutumlar (inanç, arzu vb.) şu şekilde yeniden tanımlanır: •
İnanmak: Bir Cambridge özelliğinin (dünya tarafından) örneklendiğine
(instantiation) inanmaktır. •
Doğruluk: Bir önerme (özellik), eğer dünya bu özelliği
örneklendiriyorsa doğrudur. Yani doğruluk, bir "örneklendirme"
(instantiation) meselesine indirgenir. 2.
Teorisinin Motivasyonları ve Avantajları Özellik
teorisi, önerme teorileri tartışmasında birkaç önemli soruna çözüm sunmayı
amaçlar: •
Ontolojik Sadelik: Ayrı bir "önerme" kategorisi yaratmak
yerine, zaten varlığı kabul edilen "özellikler" kategorisini
kullanır. Bu, ontolojiyi daha ekonomik hale getirir. •
Algı ve İnanç Arasındaki Bağ: Algının genellikle özelliklere (örneğin
kırmızılığa) yönelik olduğu düşünülür. Eğer önermeler de özellikse, algısal
içeriklerin inançlara aktarımı çok daha doğal bir şekilde açıklanabilir; her
ikisi de özellik örneklendirmesiyle ilgilidir. •
Doğruluğun Doğası: "x'in G özelliğini örneklendirmesi" ile
"x'in G olması doğrudur" ifadeleri arasındaki benzerlikten yola
çıkarak, doğruluğu gizemli bir kavram olmaktan çıkarıp örneklendirme
ilişkisine bağlar. 3.
Önerme Teorileri Bağlamındaki Eleştiriler ve Sorunlar Kaynaklar
bu yaklaşımın bazı ciddi zorluklarla karşılaştığını da belirtmektedir: •
Her Şey ya da Hiçbir Şey Sorunu: Speaks'in modelinde bir Cambridge
özelliği ya her şey tarafından örneklendirilir ya da hiçbir şey
tarafından. Eğer kar beyazsa, dünya da, Napolyon da, herhangi bir masa da
"karın beyaz olması gibi olma" özelliğini örneklendirmiş olur. Bu
durum dil felsefecileri için kabul edilebilir olsa da, metafizikçiler
tarafından sorunlu bulunur. •
Sınırlandırma Sorunu: Hangi özelliklerin önerme olduğunu, hangilerinin
olmadığını belirlemek zordur. Bu teori, bir özelliğin önerme sayılması için
genellikle "bir cümle tarafından ifade edilmesi" şartına ihtiyaç
duyar ki bu da teoriyi dile bağımlı kılar. •
Yapısal Sorunlar: Bileşik önermelerin (örneğin tikel evetleme)
karşılığı olan "tikel evetlemeli özelliklerin" (disjunctive
properties) varlığı metafiziksel olarak tartışmalıdır. 4.
Diğer Teorilerle Karşılaştırma Özellik
teorisi, modern önerme tartışmalarında "temellendirme"
(foundational) arayışının bir parçasıdır: •
Olgu Teorisi (King): King önermeleri dilsel/zihinsel olgular olarak
görürken, Speaks bunları soyut özellikler olarak görür. •
Eylem Teorisi (Soames/Hanks): Soames ve Hanks önermeleri "yükleme
eylemleri" (acts of predication) olarak tanımlar. Özellik teorisi ise
önermeyi öznenin eyleminden bağımsız bir nesne (özellik) olarak tutmaya devam
eder ancak onu örneklendirme ilişkisiyle dünyaya bağlar. Sonuç
olarak; Önermeleri özellik olarak görmek, doğruluğu "dünyanın
belirli bir özelliğe sahip olması" şeklinde açıklayan güçlü bir yapısal
model sunar. Ancak bu model, özelliklerin metafiziksel doğası ve "karın
beyaz olması gibi olma" gibi tuhaf özelliklerin ontolojik statüsü
konusundaki tartışmaları beraberinde getirir. Bu
teoriyi, bir elbise provasına benzetebiliriz: Geleneksel teoriler
önermeyi elbisenin kendisi (soyut bir nesne) olarak görürken; Speaks,
önermeyi elbisenin "üzerinize tam oturma niteliği" (bir özellik)
olarak görür. Eğer dünya bu elbiseyi giyebiliyorsa (örneklendiriyorsa), önerme
doğrudur; aksi takdirde yanlıştır. |
3. Önermenin Birliği (Unity of the Proposition) Sorunu
Önerme teorilerinin en köklü sorunlarından biri, bir
önermenin bileşenlerinin (nesne ve özellik) nasıl olup da rastgele bir liste
değil de, dünyayı temsil eden birleşik bir bütün oluşturduğudur. Hanks
gibi eylem kuramcıları, bu birliği öznenin "yükleme eylemi" ile
sağlar: Öznenin aktif olarak bir nesneyi bir özellikle ilişkilendirmesi,
önermeye doğruluk koşullarını kazandıran yapıştırıcıdır.
4. Anlamsal İçeriğin Çeşitleri
Kaynaklar, önermelerin tek bir "blok" içerik
olmadığını, farklı bağlamlarda farklı işlevler gördüğünü vurgular:
• Yatay ve Diyagonal Önermeler: Bir cümlenin
dünyadaki nesnelere göre belirlenen standart içeriği "yatay önerme"
iken, konuşmacının cehaleti veya bağlamın belirsizliği durumunda ortaya çıkan
bilgi değeri "diyagonal önerme" (Diagonalism) olarak adlandırılır.
• İçerik ve Kuvvet Ayrımı: Geleneksel görüş, içerik
(önerme) ile kuvvetin (iddia, soru, emir) tamamen bağımsız olduğunu savunurken
(Frege-Geach noktası), çağdaş yaklaşımlar içeriğin içinde gizli bir kuvvet veya
yönelimsellik olduğunu iddia eder.
Özetle; çağdaş önerme teorileri, önermeleri zihinden
kopuk Platonik nesneler olarak görmekten vazgeçip, onları insanların
dünyayla kurduğu bilişsel ve dilsel etkileşimlerin bir sonucu olarak
yeniden tanımlamaktadır.
Analoji: Önermeyi bir mimari plana
benzetebiliriz. Geleneksel teoriler sadece planın üzerindeki çizgilere (soyut
kümeler/n-liler) odaklanırken, çağdaş teoriler bu planın ancak bir mimarın
(öznenin) belirli bir arsayla (dünyayla) kurduğu inşa etme niyeti (eylem)
sayesinde bir anlam kazandığını ve ancak o zaman bir binayı (gerçekliği) temsil
edebildiğini savunur. Planın parçaları ancak bu "inşa etme eylemi"
içinde bir bütün haline gelir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder