Michael Dummett, analitik felsefe geleneğinde dil felsefesini tüm felsefi disiplinlerin temeli olarak gören ve dili sistematik bir anlama yetisi (understanding) kuramı üzerinden açıklayan özgün bir düşünürdür. Dummett’ın felsefesi; Frege’nin mantıksal derinliğini, Wittgenstein’ın dilsel kamusallık ilkesini ve kendi geliştirdiği anti-realist semantik yaklaşımı bir araya getiren bir sentez olarak görülebilir.
|
Michael Dummett: Anlam, Doğrulanabilirlik ve
Anti-Realizm Michael Dummett, Davidson’ın "doğruluk koşullu"
anlam kuramına karşı çıkan en güçlü sestir. Onun temel iddiası şudur: Bir
cümlenin anlamını bilmek, onun doğruluğunu neyin sağlayacağını (veya
kanıtlayacağını) bilmektir. Yani anlam, sadece soyut bir "doğruluk"
değil, somut bir **"doğrulama kapasitesi"**dir. 1. Doğruluk Yerine Doğrulanabilirlik (Assertibility
Conditions) Davidson için anlam "doğruluk"tur; ancak
Dummett’a göre, eğer bir cümlenin doğruluğunu asla kanıtlayamıyorsak (örneğin
geçmişteki kanıtı olmayan bir olay hakkında), onun anlamını bildiğimizi nasıl
iddia edebiliriz?
2. Sergilenebilirlik Sınırlaması (Manifestability
Constraint) Dummett'ın dile getirdiği en ünlü kısıtlamadır.
3. Dil Felsefesi Olarak Metafizik Dummett için dil felsefesi, felsefenin en temel dalıdır.
Temel Eserleri
"Davidson anlamı 'dünyadaki bir olguya' (karın
beyaz olmasına) bağlarken; Dummett anlamı 'konuşmacının elindeki kanıta'
bağlar. Dummett için dil, gizli doğruları keşfetmek değil,
kanıtlayabildiğimiz dünyayı inşa etmektir." |
Dummett ve onun kuramsal çerçevesi şu başlıklar altında tartışılabilir:
1. Felsefenin Temeli Olarak Dil Felsefesi
Dummett’a göre felsefenin asıl amacı düşüncenin yapısını
analiz etmektir. Düşüncenin analizi ise ancak dilin analizi yoluyla
mümkündür; bu nedenle dil felsefesi diğer tüm felsefe alanlarının ön koşulu ve
tarafsız hakemidir. Bu bakış açısıyla matematik veya bilim felsefesi gibi
alanlar, aslında semantik kuramın birer alt dalı olarak görülür.
2. Anlama Yetisi Kuramı (Theory of Understanding)
Dummett için bir anlam kuramı, aslında insanların
dili konuşurken sahip oldukları örtük bilginin ne olduğunu açıklayan bir anlama
kuramı olmalıdır. Bu kuramın iki temel özelliği öne çıkar:
• Sağlamlık (Robustness): Bir anlam kuramı
"alçak gönüllü" (modest) olmamalı, yani kelimelerin anlamlarını
açıklarken zaten o kavramların bilindiğini varsaymamalıdır. Kuram, dilsel
yetkinliğin nasıl mümkün olduğunu bilgilendirici bir şekilde ortaya koymalıdır.
• Molekülerlik: Dummett, anlamın "holist"
(bütüncül) değil, moleküler olması gerektiğini savunur. Yani dilin bir
parçasını anlamak için o dilin tamamını bilmek gerekmez; dil kademeli olarak
öğrenilebilir ve küçük parçalar halinde anlaşılabilir bir yapıya sahiptir.
3. Anlamın Kamusallığı ve Tezahür Kısıtı
Dili "mükemmel bir rasyonel faaliyet" olarak gören
Dummett, anlamların kamusal (public) ve özneler arası olması gerektiği
konusunda ısrarcıdır.
• Tezahür Kısıtı: Bir konuşmacının bir şeyi anladığı,
ancak bu anlayışının dil kullanımında hiçbir şekilde tezahür etmediği
bir anlam bileşenini reddeder. Eğer anlam kullanımda sergilenemiyorsa, o
anlamın varlığı sadece bir hipotezden ibarettir.
• Özel Dil Eleştirisi: Wittgenstein gibi Dummett da
başkalarınca erişilemez olan "özel anlamları" tutarsız bulur; anlam
ancak toplumsal pratikler içerisinde tesis edilebilir.
4. Realizm ve Anti-Realizm Tartışması
Dummett’ın dil felsefesindeki en büyük etkisi, metafiziksel
bir çatışma olan realizm ve anti-realizm sorununu semantik bir zemine
taşımasıdır.
• İki Değerli Doğruluk (Bivalence): Realist kişi, bir
cümlenin biz onu kanıtlayamasak bile "ya doğru ya da yanlış" olduğunu
(iki değerlilik) savunur.
• Karar Verilemez Cümleler: Dummett, geçmişe veya
sonsuz matematiksel dizilere dair "karar verilemez" cümlelerin
(kanıtlanması imkansız olanlar) anlamının iki değerli doğruluk koşullarıyla
açıklanamayacağını ileri sürer. Ona göre bu tür cümlelerin anlamı, doğruluk
koşullarına değil, doğrulama (verifikasyon) veya garanti altına alma
koşullarına dayanmalıdır.
5. Diğer Düşünürlerle Bağlam
• Frege ile İlişkisi: Dummett, anlamın referansı
belirlediği fikrini Frege’den alsa da Frege’nin anlamları nesnel/soyut bir
alana hapsetmesini (şeyleştirmesini) reddederek onları toplumsal pratiğe
indirger.
• Wittgenstein ile İlişkisi: Wittgenstein'ın
"anlam kullanımdır" düsturunu kabul eder; ancak Wittgenstein'ın
sistematik kuramlaştırmaya karşı mesafeli tutumuna karşın Dummett, dilin
gizeminin ancak sistematik bir kuramla çözülebileceğine inanır.
• Davidson ile İlişkisi: Davidson’ın "doğruluk
koşullu" semantiğini, anlama yetisinin doğasını (özellikle karar verilemez
cümlelerde) açıklamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle eleştirir.
Özetle; Michael Dummett, dil felsefesini metafiziksel
tartışmaların (gerçeklik nedir, bağımsız bir dünya var mıdır?) çözüm merkezi
haline getirmiştir. Onun için anlam, zihnin derinliklerinde gizli bir şey
değil, konuşmacının dilsel pratiğinde sergilemek zorunda olduğu bir yetenektir.
Dummett'ın anlam anlayışını bir maç izlemeye
benzetebiliriz: Bir oyunun (dilin) kurallarını bildiğinizi iddia ediyorsanız,
bu bilginizi sahada oyunun gerektirdiği hamleleri yaparak (tezahür kısıtı)
göstermeniz gerekir. Eğer bir hamleyi (karar verilemez bir cümleyi) neden
yaptığınızı kimse göremiyorsa ve siz de açıklayamıyorsanız, o hamlenin
kurallara uygun (doğru veya yanlış) olduğunu iddia etmek anlamsızdır.
Dil Felsefesi, Barry Lee, Fol Yayınları, 2019
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder