Neo-Whorfçuluk ve Dilsel Görelilik
Biyografik Not: San Diego'daki California
Üniversitesi'nde Bilişsel Bilim Profesörü olan Boroditsky, Sapir-Whorf
Hipotezi'ni modern laboratuvar ortamına taşıyan isimdir. "Dil düşünceyi
şekillendirir mi?" sorusuna verdiği deneysel yanıtlarla dünya çapında ün kazanmıştır.
- Temel Fikri: Dilsel Görelilik (Linguistic Relativity). Boroditsky, konuştuğumuz dildeki yapıların (örneğin cinsiyetli isimler, yön bildirme biçimleri veya zaman metaforları) dünyayı nasıl algıladığımızı, hatırladığımızı ve hatta nasıl kararlar verdiğimizi kökten etkilediğini savunur.
- "Boroditsky bize şunu hatırlatır: Dil sadece bir düşünce
kabı değildir; o, düşünceyi pişiren fırındır. Farklı diller konuşmak,
farklı zihinlere sahip olmaktır."
- Temel
Yapıtları:
- How
Language Shapes the Way We Think (Dil Düşünme Biçimimizi Nasıl
Şekillendirir?)
- 7000 Universe: How Language Shapes Our World (7000 Evren: Dil Dünyamızı Nasıl Şekillendirir?)
- Diller,
insan zihninin ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş araçlar gibidir. Farklı
diller, farklı araçlar sunar.
- Bu
araçlar, dünyayı algılama, kategorize etme ve düşünme biçimimizi
kolaylaştırır veya yönlendirir, ama bizi tamamen kısıtlamaz.
- Örneğin,
bir dilde belirli bir kavram için zengin kelimeler varsa (Rusçada mavi
tonları için ayrı kelimeler gibi), o kavramı daha ince ayırt ederiz. Ama
bu, o ayrımı yapamayacağımız anlamına gelmez; sadece daha zor olur.
Boroditsky'nin başlıca deneysel bulguları ve örnekleri
Boroditsky, laboratuvar deneyleriyle dilin düşünce
üzerindeki etkisini gösterir:
- Yön duygusu ve uzamsal düşünceAvustralya'daki Pormpuraaw Aborjin topluluğunda dil, "sol/sağ" yerine mutlak yönleri (kuzey/güney/doğu/batı) kullanır. Bu konuşucular, her an yönlerini mükemmel bilir ve uzamsal görevlerde (örneğin nesneleri sıralama) İngilizce konuşanlardan çok daha iyi performans gösterir. Dil, sürekli yön hesaplama "aracı" sağladığı için düşünceyi şekillendirir.
- Zaman algısıİngilizce'de zaman yatay olarak düşünülür (gelecek "önümüzde", geçmiş "arkamızda"). Mandarin Çincesinde ise daha çok dikey (gelecek "aşağıda"). Bu fark, zamanı nasıl görselleştirdiğimizi etkiler: Mandarin konuşanlar zaman çizelgelerini dikey düzenlerken, İngilizce konuşanlar yatay düzenler.
- Renk algısıRusçada "mavi" için iki ayrı kelime (açık mavi: goluboy, koyu mavi: siniy) vardır. Ruslar, bu tonları İngilizce konuşanlardan daha hızlı ayırt eder. Dil, renk kategorizasyonunu kolaylaştıran bir araçtır.
- Cinsiyet ataması (grammatical gender)Almancada "köprü" dişi, İspanyolcada erkek cinsiyetlidir. Bu, köprüyü tarif ederken kullanılan sıfatları etkiler: Almanca konuşanlar "zarif, güzel" derken, İspanyolca konuşanlar "güçlü, uzun" der. Dil, nesnelere duygusal/atıfsal yük bindiren bir araç olur.
- Nesne ve suç atfetmeİngilizce'de kazaları "fail" odaklı anlatırız ("John broke the vase"). İspanyolcada daha az ajan vurgusu vardır. Bu, olayları hatırlama ve suç atfetme biçimimizi etkiler.
Boroditsky'ye göre bunlar, dilin düşünceyi belirlediği
değil, şekillendirdiğini gösterir. Farklı diller öğrenmek, yeni
"araçlar" kazandırarak düşünceyi genişletir – tıpkı yeni bir alet
kutusu edinmek gibi. O, bu çeşitliliği kutlar: "İnsan zihinleri tek bir
bilişsel evren değil, 7.000 farklı evren icat etti" der (dünyada yaklaşık
7.000 dil olduğu için).Kısaca, Boroditsky relativizmi savunur: Dil düşüncemizi
zenginleştiren, esnek bir araçtır; hapishane değil, özgürleştirici bir kutudur.
Bu görüş, deneysel kanıtlarla desteklendiği için modern dilbilimde yaygın kabul
görür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder