İletişim ve söz edimleri arasındaki ilişki, dilin sadece bilgi aktaran bir araç değil, aynı zamanda bağlamı değiştiren ve sosyal eylemleri gerçekleştiren dinamik bir sistem olduğu çerçevesinde ele alınmaktadır.
İletişim ve söz edimleri konusundaki temel yaklaşımlar
şunlardır:
Geleneksel kod modeli, iletişimi bir mesajın ortak bir dil aracılığıyla kodlanması ve deşifre edilmesi süreci olarak tanımlar. Ancak modern dil felsefesi, anlamı daha çok bir bağlam değiştirme potansiyeli (CCP) olarak görür; bu yaklaşıma göre her cümle, içinde bulunduğu konuşma durumunu veya "skorbordu" güncelleme amacı taşıyan bir operasyondur. Robert Stalnaker'a göre iletişim, katılımcıların karşılıklı olarak doğru kabul ettiği bilgiler kümesi olan ortak zemin (common ground) üzerinden yürür ve başarılı her söz edimi, bu zeminle temsil edilen bağlam kümesini (context set) daraltarak dünyayı daha belirli hale getirir.
2. Söz Edimlerinin Sınıflandırılması ve Uyum Yönü
Söz edimleri, neyin söylendiği (içerik) ve bu
içeriğin hangi amaçla sunulduğu (kuvvet) arasındaki ayrımla incelenir.
Söz edimleri, uyum yönü (direction of fit) açısından üç temel kategoride
toplanır:
• İddialar (Assertions): Sözü dünyaya uydurmayı
amaçlar (sözden dünyaya); bir önermeyi ortak zemine ekleme teklifidir.
• Emirler/İstekler (Imperatives): Dünyayı söze
uydurmayı amaçlar (dünyadan söze); muhatabın "yapılacaklar listesini"
günceller.
• Sorular (Interrogatives): Sözü söze uydurmayı amaçlar (sözden söze); konuşmanın gündemine cevaplanması gereken alternatifler yerleştirir.
3. İçerik ve Kuvvet Ayrımı (Frege-Geach Noktası)
Frege'ye dayanan geleneksel görüşe göre, bir önerme herhangi bir iddia kuvveti taşımadan da (örneğin bir şartlı cümlenin ön bileşeni olarak) "sergilenebilir". Buna constitutive (kurucu) ayrım denir ve önermelerin doğası gereği tarafsız olduğunu savunur. Ancak Peter Hanks gibi modern kuramcılar, bir şeyin doğru veya yanlış olabilmesi için bir "taraf tutma" (yükleme eylemi) gerektiğini, bu nedenle kuvvetin içerikten tamamen ayrılamayacağını ileri sürer.
4. Sosyal Boyut ve Vokatifler
İletişimin sosyal boyutu, vokatifler (seslenişler) ve dilsel varyasyonlar üzerinden belirginleşir. Vokatifler, muhatabın dikkatini çekmek (çağrı) veya teması sürdürmek (adresleme) için kullanılan, cümlenin doğruluk değerine katkıda bulunmayan ancak sosyal rolleri ve duygusal tonu belirleyen yapılardır. Dilin bu boyutu, konuşmacının kimliğini inşa etmesine ve muhatabıyla olan hiyerarşik veya samimiyet ilişkisini yönetmesine olanak tanır.
5. Uzlaşı ve Uyumlama (Accommodation)
David Lewis'in uyumlama (accommodation) teorisine
göre, eğer bir söz edimi belirli bir ön kabul veya bağlamsal özellik
gerektiriyorsa (örneğin "Bunu durdurman lazım" demek için bir şeyin
yapılıyor olması gerekliliği), bu özellik o ana kadar mevcut olmasa bile,
itiraz gelmediği takdirde konuşma skorborduna otomatik olarak eklenir. Bu,
iletişimin rasyonel ve iş birliğine dayalı bir "oyun" gibi işlediğini
gösterir.
Özetle; iletişim, sadece veri transferi değil,
katılımcıların ortak zeminini sürekli güncelledikleri, sosyal pozisyonlarını
belirledikleri ve karşılıklı taahhüt altına girdikleri karmaşık bir eylemler
dizisidir.
İletişimi bir satranç maçına benzetebiliriz: Taşların tahtadaki yerleri "ortak zemini", hamle yapma eylemi "söz edimini", her hamlenin oyunun gidişatını değiştirmesi ise "bağlam değiştirme potansiyelini" temsil eder. Sadece hamle yapmak yetmez; karşı tarafın bu hamleyi kuralına uygun bir eylem olarak kabul etmesi ve buna göre kendi pozisyonunu güncellemesi gerekir.
21. yüzyıl dil felsefesinin iletişim ve söz edimleri alanına katkısı, dili statik bir bilgi transfer aracı (kod modeli) olarak görmekten çıkarıp, onu bağlamı dinamik olarak güncelleyen bir eylemler bütünü olarak yeniden tanımlamasında yatar,. Bu dönemdeki çalışmalar, özellikle dilin "ne söylediği" (içerik) ile "ne yaptığı" (kuvvet) arasındaki sınırları bulanıklaştırarak daha bütüncül modeller geliştirmiştir,.
21. yüzyılın bu alandaki temel katkıları
şu başlıklarla özetlenebilir:
1. Dinamik Model ve "Konuşma Skorbordu"
Çağdaş felsefe, iletişimi sadece mesajların kodlanması
değil, "konuşma durumunun" (conversational state) sürekli
güncellenmesi olarak görür.
• Ortak Zemin (Common Ground): Robert Stalnaker'ın
geliştirdiği bu modelde iletişim, katılımcıların karşılıklı olarak kabul ettiği
bilgiler kümesini (context set) daraltma eylemidir.
• Skor Tutma (Scorekeeping): David Lewis'in beyzbol
maçına benzettiği "konuşma skorbordu" kavramı 21. yüzyılda
derinleştirilmiştir,. Bir söz edimi gerçekleştirdiğimizde sadece bilgi
vermeyiz; nezaket seviyesini, kelimelerin kesinlik standartlarını ve kimin
hangi "discourse role" (söylem rolü) içinde olduğunu da belirleriz.
2. İçerik ve Kuvvet Ayrımının Reddi
Geleneksel (Fregeci) görüş, önermelerin "kuvvetten
bağımsız" (force-neutral) olduğunu savunurken, Peter Hanks gibi 21. yüzyıl
düşünürleri bu ayrımı reddetmektedir.
• Yönelimselliğin Kaynağı: Modern kuramcılar, temsil
gücünün soyut önermelerden değil, bizzat öznenin gerçekleştirdiği "yükleme"
(predication) eyleminden geldiğini savunur,.
• Doğruluk ve İddia: Bir içeriğin doğru ya da yanlış
olabilmesi için, birinin o konuda "taraf tutması" (assertion)
gerektiği fikri öne çıkmıştır. Bu durum, söz edimlerini dilin "ek bir
özelliği" değil, anlamın kurucu bir unsuru haline getirir.
3. Bilgi Duyarlılığı (Information Sensitivity)
21. yüzyıl felsefesi, "ne yapılması gerektiği" ile
ilgili söz edimlerinin (deontik modallar), konuşma anında mevcut olan bilgiye
nasıl bağımlı olduğunu ("Miners Scenario" örneğiyle)
detaylandırmıştır. Bir eylemin "en iyisi" olarak nitelenmesi,
dünyadaki nesnel gerçeklikten ziyade, o anki bilgi durumunun (information
state) bir fonksiyonu olarak modellenmektedir.
4. "Anlamlı Form" ve Sosyal Performans
Yeni dönem çalışmaları, dilin sadece "ne dediğine"
değil, "nasıl dediğine" ( linguistic style) odaklanarak sosyal
kimlik inşasını söz edimi teorisine dahil etmiştir,.
• Bricolage (Brikolaj): Konuşmacıların farklı
aksanları, kelime seçimlerini ve gramer yapılarını kullanarak kendilerini
toplum içinde bir yere konumlandırmaları (örneğin "tough" veya
"educated" bir persona oluşturmaları) birer söz edimi performansı
olarak analiz edilir,.
• Refleksif Performans: Bir kişinin nazik bir tonla
konuşması, sadece bilgi vermez; o nezaketi bizzat icra eder (enact) ve
sosyal ilişkiyi o anda değiştirir.
5. Vokatifler ve Aşağılayıcı İfadeler (Slurs)
21. yüzyılda söz edimleri kuramı, cümle yapısına dahil
olmayan ancak iletişimin yönünü belirleyen "vokatifler" (seslenme
biçimleri) gibi yapıları da incelemeye başlamıştır. Özellikle aşağılayıcı
ifadelerin (slurs) sadece bir grubu betimlemediği, aynı zamanda bir
"hakaret etme" eylemi gerçekleştirdiği ve bu etkinin alıntılama veya
kurgu içinde bile nasıl "sızdığı" (projection problem) üzerine
derinlikli tartışmalar yürütülmektedir.
Özetle; 21. yüzyıl felsefesi, iletişimi kuru bir veri
alışverişi olmaktan çıkarıp, katılımcıların birbirlerini motive ettiği, sosyal
rollerini inşa ettiği ve dünyayı ortak bir plan dahilinde daralttığı dinamik
ve çok boyutlu bir sosyal oyun haline getirmiştir,.
Analoji: Geleneksel görüş iletişimi bir mektup
gönderme (bilgi transferi) süreci olarak görürken; 21. yüzyıl felsefesi onu
bir dans performansı (karşılıklı uyum, stil ve eylem) olarak görür.
Dansta her figür (söz edimi) hem partnerin konumunu değiştirir hem de dansın o
anki ruhunu (bağlamı) yeniden tanımlar.
The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy of Language, Oxford
University Press,2025

.jpg)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder