Donald Davidson

Donald Davidson (1917–2003), 20. yüzyılın ikinci yarısında dil felsefesinde devrim yaratan, özellikle anlamı doğruluk kavramıyla ilişkilendiren "doğruluk-kuramsal semantik" ve bir konuşmacıyı anlama sürecini modelleyen "radikal yorumlama" teorileriyle merkezi bir figür olarak sunulmaktadır. Davidson’ın düşünceleri, Gottlob Frege’den Alfred Tarski’ye, W.V. Quine’dan Michael Dummett’a uzanan geniş bir felsefi tartışma ağının merkezinde yer alır.

Donald Davidson, "Bir dili anlamak nedir?" sorusuna verdiği yanıtla dil felsefesinde bir devrim yapmıştır. Onun temel iddiası şudur: Bir cümlenin anlamını bilmek, o cümlenin hangi koşullar altında doğru olacağını bilmektir.

1. Doğruluk Olarak Anlam (Truth-Conditional Semantics)

Davidson, Alfred Tarski'nin mantıksal diller için geliştirdiği "Doğruluk Kuramı"nı alıp doğal dillere (Türkçe, İngilizce vb.) uygulamıştır. (Mantıksal diller, sentaks (biçim) ve semantik (anlam) açısından kesin tanımlıdır. Doğal dillerin çok anlamlılığına karşı, mantıksal diller belirsizliği minimize etmeyi hedefler. Mantık, matematik, bilgisayar bilimi ve dil felsefesi alanlarında kullanılırlar.)

  • T-Cümleleri: Bir cümlenin anlamı, onun doğruluk koşullarıyla verilir. (Tarski’nin T-Cümlesi Şeması: ‘p’ cümlesi doğrudur ↔ p)
  • Örnek: "'Kar beyazdır' cümlesi, ancak ve ancak kar beyazsa doğrudur."
  • Davidson'a göre anlam, dilden dünyaya kurulan bu mantıksal köprüde gizlidir.

2. Radikal Yorumlama (Radical Interpretation)

Peki, hiç bilmediğimiz bir dili konuşan birini nasıl anlarız? Davidson buna "Radikal Yorumlama" der. Bir yabancıyı anlamak için iki şeyi aynı anda çözmemiz gerekir:

  1. Kişinin inançları.
  2. Kişinin sözcüklerine yüklediği anlamlar.

Bu ikisini çözmek için Davidson, ünlü "Merhamet İlkesi"ni (Principle of Charity) önerir.

3. Merhamet(Hoşgörü) İlkesi (Hayırhahlık)

Yorumlamanın ön koşulu, karşımızdakinin "mantıklı" ve "doğruya inanan" biri olduğunu varsaymaktır.

  • Eğer karşımızdakinin sürekli saçmaladığını veya tamamen yanlış şeylere inandığını düşünürsek, onu asla yorumlayamayız.
  • Sonuç: Birini anlamak için, onunla paylaştığımız ortak bir "doğrular dünyası" olduğunu kabul etmek zorundayız. Anlaşmazlık, ancak geniş bir uzlaşı zemininde mümkündür.

4. Üçgenleme (Triangulation)

Davidson’a göre düşünce ve dil, "tek kişilik bir ada"da var olamaz. Anlamın oluşması için bir üçgen gerekir:

  1. Ben (Özne)
  2. Sen (Diğer Özne)
  3. Dünya (Ortak Nesne)

Anlam ve Temellendirilmesi

Anlam, doğruluk kuramının bir yan ürünüdür; dünya ile kurulan mantıksal bağdır.

İletişim ve Söz Edimleri

İletişim, "Merhamet İlkesi" sayesinde inançların ve anlamların karşılıklı dengelenmesidir.

"Dil"in Ontolojisi

Dil, özneler arası bir "üçgenleme" işlemidir; sosyal ve nesnel dünya olmadan var olamaz.

Temel Eserleri

  • Inquiries into Truth and Interpretation (1984): Dil felsefesinin kutsal kitaplarından biridir.
  • Essays on Actions and Events (1980): Dilin eylemle olan bağını kurar.

 "Davidson için bir yabancıyı anlamak, onu kendimiz kadar rasyonel ve dünyayı bizim gördüğümüz gibi gören biri olarak kabul etmekle başlar. Anlam, nezaketle (merhamet ilkesiyle) inşa edilir."

Davidson’ın felsefesi ve kilit kavramları  şu başlıklar altında tartışılabilir:

1. Bileşimsellik ve Anlamın Doğruluk Teorisi

Davidson’ın hareket noktası, doğal dillerin bileşimsel (compositional) olduğu gözlemidir; yani sınırlı sayıda öge ve kuralla sonsuz sayıda anlamlı cümle üretilebilir.

Tarski ve Doğruluk Kuramı: Davidson, Alfred Tarski’nin biçimsel diller için geliştirdiği doğruluk yüklemi tanımını doğal dillere uyarlamıştır. Bir dilin her cümlesi için "s, ancak ve ancak p ise doğrudur" formunda (T-Şeması) teoremler üreten bir doğruluk teorisinin, aslında o dil için yeterli bir anlam teorisi işlevi göreceğini savunmuştur.

Anlamın Varlıklaştırılmasına Reddiye: Davidson, anlamları "nesneler" (Platonik entiteler veya zihinsel imgeler) olarak görmeyi reddeder. Ona göre anlamları birer liste gibi toplamak, bir cümledeki parçaların nasıl birleşip bir bütün oluşturduğunu açıklamaz; asıl önemli olan, parçaların cümlenin doğruluk koşullarına nasıl katkıda bulunduğunu gösteren kurallardır.

2. Radikal Yorumlama ve Hoşgörü İlkesi

Quine’ın "radikal çeviri" fikrinden ilham alan Davidson, daha önce hiç bilinmeyen bir dili konuşan birini anlamaya çalışma sürecini "radikal yorumlama" olarak adlandırır.

Davranışsal Kanıt: Yorumcu, konuşmacının hangi durumlarda hangi cümleleri "doğru kabul ettiğine" (hold-true) dair gözlemlere dayanır.

Hoşgörü İlkesi (Principle of Charity): Bir konuşmacının inançları ile sözlerinin anlamı arasındaki kısırdöngüyü kırmak için yorumcu, bu ilkeyi kullanmalıdır. Bu ilkeye göre, yorumlanan kişi büyük ölçüde rasyonel ve dünyadaki olgular hakkında genellikle haklı (doğru inançlara sahip) kabul edilir. Davidson’a göre, birini anlamak için onunla ortak bir dünyayı paylaştığımızı ve onun da bizimle benzer rasyonel yapılara sahip olduğunu varsaymak zorunludur.

3. Kilit Düşünürlerle İlişkisi ve Eleştiriler

Davidson’ın konumu, ampirist geleneğin bir gelişimi ve aynı zamanda bu gelenek içindeki bir kırılma olarak görülür.

Quine ile Farkı: Davidson, Quine’dan "holizm" (bütüncülük) ve "belirsizlik" fikirlerini devralmıştır. Ancak Quine anlamın temelini "sinir uçlarındaki tetiklenmelere" bağlarken, Davidson odağı dış dünyadaki nesnelere (distal uyaranlara) kaydırır. Ayrıca doğruluğun "içkin" olduğunu ve dilin bir aracı olduğunu savunarak empirizmi radikal bir biçimde yeniden yorumlar.

Michael Dummett’ın Eleştirisi: Dummett, Davidson’ın "doğruluk koşullu" modelinin "anlama yetisini" (understanding) tam olarak açıklayamayacağını savunur. Dummett’a göre, doğruluğu veya yanlışlığı ispatlanamayacak cümlelerin (örneğin, sonsuz matematiksel iddialar veya geçmişe dair kanıtlanamaz olgular) anlamını "iki değerlikli doğruluk koşulları" üzerinden açıklamak, anlamın kamusallığı ilkesine aykırıdır.

Belirsizlik ve Ölçme Analojisi: Davidson, farklı yorumlama teorilerinin aynı kanıtlarla uyumlu olabileceğini (belirsizlik) kabul eder. Bunu bir "ölçme analojisi" ile açıklar: Tıpkı sıcaklığı Celsius veya Fahrenheit ile ölçmek gibi, farklı yorum şemaları da konuşmacının davranışlarını takip etmek için kullanılan farklı ama eşit derecede geçerli araçlardır,.

Özetle; Davidson, dil felsefesini zihinsel bir iç dünyadan çıkarıp, rasyonel eylemlilik ve nesnel dünya ile kurulan üçgen bir ilişki (konuşmacı-yorumcu-dünya) içine yerleştirmiştir.

Bu yaklaşımı bir harita yapımına benzetebiliriz: Davidson için dili anlamak, konuşmacının sözlerini dünyaya ve inançlarına bağlayan bir "doğruluk haritası" çıkarmaktır. Haritayı (anlamı) oluştururken, karşınızdaki kişinin pusulasının (rasyonalitesinin) genel olarak doğru yöne baktığını varsaymanız (Hoşgörü İlkesi) gerekir; aksi takdirde hiçbir ortak noktada buluşup iletişime geçemezsiniz

Donald Davidson'ın "radikal yorum" projesi, bir yorumcunun, daha önce hiç bilmediği bir dili konuşan bir topluluğun sözlerini hangi temel verilere dayanarak anlamlandırabileceğini araştırır. (“Bir dili anlamak, o dili konuşan birini anlamakla eşdeğerdir — ama bu, onun dilini zaten anlamadığımız bir durumda yapılmalıdır.”) Bu projedeki temel kanıt ve veri yapıları şunlardır:

1. Temel Veri: Davranışsal Kanıtlar

Radikal yorumcunun sahip olduğu en temel veri, konuşmacıların davranışlarıyla ilgili bulgulardır. Davidson, Quine’ın "radikal çeviri" fikrinden ilham alsa da kanıtın niteliği konusunda ondan ayrılır. Quine kanıtı fiziksel dürtü kalıpları (sinir uçlarındaki tetiklenmeler) üzerinden tanımlarken, Davidson odağı dış dünyadaki nesnelere ve olaylara (çevresel durumlara) kaydırır.

2. "Doğru Kabul Etme" (Hold-True) Tutumları

Yorumcunun elindeki en kritik ve erişilebilir veri, konuşmacının belirli cümleleri belirli durumlarda "doğru kabul etmesi" (hold-true) olgusudur.

Erişilebilirlik: Bir yorumcu, bir konuşmacının bir cümleyi doğru kabul ettiğini, o cümlenin ne anlama geldiğini veya konuşmacının o anki inancının tam içeriğini bilmeden de gözlemleyebilir.

Orta Kademe Kanıt: Bu tutum, anlam ve inanç arasında bir köprü kuran "orta bir kademe" olarak işlev görür. Yorumcu, konuşmacının hangi çevresel koşullar altında hangi cümleleri doğru kabul ettiğine dair yasa benzeri korelasyonlar kurmaya çalışır.

3. Çevresel Varyasyonlar ve (L) Formülü

Yorumcu, topladığı verileri şu formül üzerinden sistematize eder: "x kişisi, cümlesini t zamanında ancak ve ancak p koşulu varsa doğru kabul eder". Buradaki "p", konuşmacının içinde bulunduğu ve hem yorumcu hem konuşmacı tarafından paylaşılan ortak çevredeki olayları temsil eder. Örneğin, yağmur yağarken konuşmacının belirli bir ses dizisini onaylaması, o ses dizisinin anlamını belirlemek için bir ipucudur.

4. Hoşgörü İlkesi (Principle of Charity)

Sadece davranışsal veriler ve "doğru kabul etme" tutumları, anlam ve inanç arasındaki kısırdöngüyü kırmaya yetmez; çünkü bir insanın bir cümleyi doğru kabul etmesi hem o cümlenin anlamına hem de kişinin inancına bağlıdır. Bu döngüden çıkmak için Davidson Hoşgörü İlkesini bir kanıt sınırlaması olarak devreye sokar:

Rasyonellik Varsayımı: Yorumcu, konuştuğu kişinin büyük ölçüde rasyonel olduğunu ve dünyadaki olgular hakkında genellikle haklı (doğru inançlara sahip) olduğunu varsaymak zorundadır.

İnancın Sabitlenmesi: Konuşmacının inançları bu ilke uyarınca "doğru" olarak sabitlendiğinde, cümlelerin anlamları bu inançlar ve çevresel koşullar (p) üzerinden çözülmeye başlanır. 

Özetle; Davidson’ın projesinde kanıt, konuşmacının davranışsal eğilimleri, dış dünyadaki çevresel olaylar ve konuşmacının cümleleri doğru kabul etme tutumlarının bir birleşimidir. Bu veriler, Hoşgörü İlkesi rehberliğinde bir araya getirilerek yorumlayıcı bir doğruluk teorisi inşa edilir.

Bu süreci bir şifre çözücüye benzetebiliriz: Elinizde bir dizi yabancı sembol (cümleler) ve bu sembollerin kullanıldığı anlardaki dünya olayları (kanıtlar) vardır. Şifreyi çözebilmek için karşı tarafın aslında sizinle aynı dünyayı gördüğünü ve mantıklı biri olduğunu (Hoşgörü İlkesi) baştan kabul etmeniz gerekir; aksi takdirde sembollerin dünyadaki olaylarla ilişkisini asla kuramazsınız

Davidson’ın "Hoşgörü İlkesi" radikal yorumda hangi işlevi görür?

Donald Davidson’ın radikal yorumlama projesinde Hoşgörü İlkesi (Principle of Charity), bir yorumcunun bilinmeyen bir dildeki anlamlar ile konuşmacının inançları arasındaki kısırdöngüyü kırmasını sağlayan temel bir teorik araçtır. Kaynaklara göre bu ilkenin işlevleri şu başlıklar altında toplanabilir:

Anlam ve İnanç Döngüsünü Kırmak: Bir konuşmacının bir cümleyi doğru kabul etmesi hem o cümlenin ne anlama geldiğine hem de konuşmacının neye inandığına bağlıdır. Yorumcu her ikisini de başlangıçta bilmediği için, Hoşgörü İlkesi yoluyla konuşmacının inançlarını "sabitleyerek" (yani onları doğru varsayarak) anlamı çözmeye başlar.

Rasyonellik ve Haklılık Varsayımı: Bu ilke, yorumlanan kişinin dünyadaki olgular hakkında genellikle haklı (doğru inançlara sahip) ve büyük ölçüde rasyonel olduğunu varsayar. Davidson'a göre, birini rasyonel bir varlık olarak görmek ve onunla ortak bir dünyayı paylaşmak yorumlamanın ön koşuludur.

Çevresel Olgularla Bağ Kurmak: Hoşgörü İlkesi, konuşmacının "doğru kabul etme" tutumlarını çevresindeki nesne ve olaylarla ilişkilendirmeyi mümkün kılar. Yorumcu, konuşmacının çevresindeki uyaranlara bizimle benzer ve mantıklı tepkiler verdiğini kabul ederek, onun sözlerine yorumlayıcı bir içerik atayabilir.

Kavramsal Bir Zorunluluk Olması: Davidson için çevre hakkında büyük ölçüde haklı olmak, sadece bir strateji değil, bir konuşmacı ve dil sahibi varlık olmanın esasıdır. Bu durum, zihnin dünyayla ilişkisini yeniden yapılandırarak, düşüncelerin çevreyle olan nedensel ve mantıksal bağlarını ön plana çıkarır.

Örtüşme ve Bağdaşıklık: İlke zamanla iki unsura ayrılmıştır: Konuşmacının dış dünyadaki olgulara doğru yanıt verdiğini varsayan "Örtüşme İlkesi" ve konuşmacının kendi içinde tutarlı olduğunu varsayan "Bağdaşıklık İlkesi".

Özetle; Hoşgörü İlkesi, radikal yorumcunun elindeki sınırlı davranışsal veriyi anlamlı bir "dil ve inanç sistemi" haline getirmek için kullandığı bir nirengi noktasıdır.

Bu durumu bir bozuk pusulayı tamir etmeye benzetebiliriz: Elinizde ne yönünü bildiğiniz bir harita (konuşmacının dili) ne de nerede olduğunuzu söyleyen bir pusula (konuşmacının inançları) vardır. Hoşgörü İlkesi, en azından "kuzey" diye işaret edilen yerin gerçekten kuzey olduğunu baştan kabul ederek (konuşmacının haklı olduğunu varsayarak) hem haritayı okumanıza hem de pusulayı doğru ayarlamanıza olanak tanır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder