Dilin Dışavurumcu ve Sosyal Boyutu

Dilin dışavurumcu (expressive) ve sosyal boyutları, çağdaş dil felsefesinde dilin sadece bilgi aktaran statik bir araç olmaktan çıkıp, sosyal dünyayı şekillendiren, kimlik inşa eden ve duygusal tutumları sergileyen dinamik bir yapı olarak görülmesini sağlar. Bu boyutlar, "ne söylendiği" (içerik) kadar "nasıl söylendiği" (form) ve bu söylemin sosyal bağlamdaki etkisiyle ilgilenir.

Dilin bu boyutları şu temel başlıklar altında tartışılmaktadır:

1. Vokatifler ve Sosyal Renklendirme

Vokatifler (seslenişler), muhataba hitap etmek için kullanılan ve cümlenin doğruluk değerine katkıda bulunmayan dilsel araçlardır. Vokatifler, sadece dikkat çekmek (çağrı) veya teması sürdürmek (adresleme) işlevi görmezler; aynı zamanda sosyal renklendirme (social coloring) yaparak konuşmanın sosyal tonunu belirlerler.

Sosyal İlişki İnşası: Birine "efendim", "ahbap" veya "doktor" diye hitap etmek, konuşmacının muhatabı nasıl gördüğünü, aralarındaki hiyerarşiyi veya yakınlık derecesini dışa vurur.

Duygusal Dışavurum: Vokatifler, Rhett Butler’ın ünlü "tatlım" (my dear) örneğinde olduğu gibi, bazen sadece konuşmaya kibar bir küçümseme veya iğrenme gibi sosyal anlamlar katmak için kullanılır.

2. Anlamlı Form ve Dilsel Varyasyon

Anlamlı form (meaningful form), bir ifadenin temel temsil gücü veya performatif etkisi aynı kalsa bile, uygulama biçimindeki farklılıkların sosyal veya psikolojik bir değer taşımasıdır.

Varyasyonel Seçimler: Aynı içeriği ileten farklı telaffuzlar (örneğin, kelime sonundaki "-ing" ekinin "-in" şeklinde söylenmesi) veya sözdizimsel yapılar (örneğin, standart dışı gramer kullanımı), konuşmacının eğitimi, sosyal sınıfı veya cana yakınlığı gibi özelliklerin bir doğal anlam veya göstergesi olarak işlev görür.

Brikolaj (Bricolage): Konuşmacılar, farklı dilsel kaynakları (aksan, kelime seçimi, tonlama) bir araya getirerek kendileri için belirli sosyal kimlikler veya personelar inşa ederler.

Çağdaş dil felsefesinde anlamlı form (meaningful form) ve dilsel varyasyon (linguistic variation), bir ifadenin "ne söylediği" (temsili içerik) ile "nasıl söylendiği" (uygulama biçimi) arasındaki ilişkiyi inceleyen kritik kavramlardır. Bu konu, özellikle Elisabeth Camp ve Ethan Nowak'ın çalışmalarında, dilin sadece bilgi aktarma aracı değil, aynı zamanda bir sosyal kimlik inşa etme ve performans sergileme aracı olduğu çerçevesinde ele alınmaktadır,.

Bu kavramları şu başlıklar altında tartışabiliriz:

1. Anlamlı Formun Tanımı ve Kapsamı

Anlamlı form, bir ifadenin temel temsili veya performatif etkisinin (yani "esas etkisinin") aynı kalmasına rağmen, uygulanış biçimindeki farklılıkların konuşmacının psikolojik veya sosyal kimliğiyle ilgili farklı anlamlar taşımasıdır. Dilbilimci William Labov bu durumu "aynı şeyi farklı şekillerde söylemek" (varyantlar) olarak tanımlar.

Bu varyasyonlar dilin birçok farklı katmanında karşımıza çıkar:

Morfolojik Varyasyon: Örneğin, demek(“Ben geldim” yerine “Ben geldiydim”)demek, cümlenin doğruluk koşullarını değiştirmez ancak konuşmacının eğitimi veya sosyal sınıfı (eğitimli vs. işçi sınıfı) hakkında bilgi verir.

Sözdizimsel (Sentaktik) Varyasyon: Standart İngilizce yerine "Ain't nobody heard nothing"(“Kimse bir şey görmedi değil”) gibi çift olumsuzluk (negative concord) içeren yapılar kullanmak, sosyal bir "sertlik" veya aidiyet göstergesi olabilir.

Sözlüksel (Leksikal) Varyasyon: "Mutt" ve "mongrel" kelimelerinin her ikisi de melez köpekleri ifade etse de, çağrıştırdıkları tutumlar farklıdır; benzer şekilde "soda" veya "pop" kullanımı bölgesel kimliği yansıtır.

Fonetik Varyasyon (Telaffuz): "Either" kelimesini "ee-ther" veya "eye-ther" (“Geliyorum” → “Gelyom”) şeklinde telaffuz etmek, konuşmacının stili ve sosyal duruşu hakkında ipuçları sunar.

2. Dilsel Stil ve "Brikolaj" (Bricolage)

Dilsel stil (linguistic style), bir konuşmacının bu varyasyonlar evreninde nasıl gezindiğine dair karmaşık ve ucu açık bir eğilimdir. Modern sosyolinguistik, konuşmacıların pasif birer bilgi iletici olmadığını, aksine farklı varyantları bir araya getirerek (bricolage) belirli bir persona (sosyal kişilik) inşa ettiklerini savunur,.

Örneğin, bir öğrencinin sınıfta akademik bir dil kullanırken, arkadaşlarıyla "burnout" (aykırı) bir kimlik sergilemek için sesli harflerin telaffuzunu değiştirmesi, dilsel formun bir performans olarak kullanılmasıdır,.

3. Performansın Üç Boyutu

Anlamlı formun sosyal dünyayı nasıl şekillendirdiği üç boyutta açıklanır:

Öz-yansıtmalı Performans (Reflexive Performance): Konuşmacı belirli bir şekilde konuşarak o özelliğe sahip olduğunu bizzat icra eder. Örneğin, "sert konuşarak" sert biri olduğunu sadece söylemez, o anda öyle olur,.

Egzersizatif İşlev (Exercitives): Dilsel seçimler, konuşma içindeki otorite dinamiklerini ve sosyal rolleri anında değiştirir.

Kayda Geçirme (Enregisterment): Bir varyantın kullanımı, o varyantın sosyal çağrışımlarını güçlendirir veya zamanla değiştirir.

4. Felsefi ve Metateorik Sonuçlar

Geleneksel (Fregeci) projeler, dilin bu sosyal "renklendirme" özelliklerini "tali düşünceler" olarak görerek dışlamış, sadece doğruluk koşullarına odaklanmıştır,. Ancak Camp ve Nowak, anlamlı formun iletişimin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve "doğal anlam" (gösterge) ile "iletişimsel anlam" (niyet) arasındaki sınırı bulanıklaştırdığını savunur.

Özetle; Anlamlı form ve dilsel varyasyon, dilin sadece "dünyayı temsil etmek" için değil, aynı zamanda "dünya içinde bir konum almak" için kullanıldığını kanıtlar. Bu bakış açısı, dilsel yetkinliğin sadece gramer bilmek değil, sosyal varyasyonları bir enstrüman gibi kullanma becerisi olduğunu gösterir.

Analoji: Dilsel varyasyonu bir kostüm seçimine benzetebiliriz. Giydiğiniz kıyafet (varyant), vücudunuzu örtme (bilgi aktarma) işlevini her halükarda yerine getirir. Ancak takım elbise giymeniz ile yırtık bir kot giymeniz, kim olduğunuz, o ana verdiğiniz önem ve karşınızdakiyle kurmak istediğiniz hiyerarşi hakkında, cümlenizin içeriğinden tamamen bağımsız, çok güçlü mesajlar verir

 3. Dışavurumcu Semantik ve Hakaretler (Slurs)

Sosyal ve dışavurumcu boyutun en keskinleştiği alanlardan biri aşağılayıcı ifadelerdir (slurs). Dışavurumcu yaklaşıma göre hakaretler, sadece bir grubu betimlemezler; aynı zamanda o gruba yönelik derin bir nefret veya aşağılama tutumunu sergilerler.

Bilişsel Olmayan Tutumlar: Bu görüşe göre bir hakaret sözcüğünü kullanmak, bir olguyu tarif etmekten ziyade, hedef alınan kişiye veya gruba karşı olumsuz bir duygunun (contempt) dışavurumudur.

Doksastik Zarar: Hakaretlerin kullanımı, hedef alınan kişinin özerkliğini zedeleyen ve onları "insandan daha aşağı" gören bir inanış biçimini dayattığı için doksastik bir zarar üretir.

4. Performans ve Öznelik (Agency)

Dilin sosyal boyutu, konuşmayı bir performans olarak ele alır. Bu perspektifte konuşmacı, sadece pasif bir bilgi iletici değil, dilsel araçları kullanarak sosyal konumunu belirleyen bir aktördür.

Yansımalı Performans (Reflexive Performance): Bir kişi, sadece nazik bir tonda konuşarak nazik biri olduğunu "gösterebilir" veya "icra edebilir"; bu durum ifadenin içeriğinden bağımsız bir eylemdir.

Egzersizatif İşlev (Exercitivities): Dilsel seçimler, konuşma içindeki rolleri ve otorite dinamiklerini anında değiştirerek sosyal gerçekliği modüle eder.

Sonuç olarak; dilin dışavurumcu ve sosyal boyutları, anlamın sadece zihinsel bir temsil değil, aynı zamanda toplumsal bir eylem ve kimlik sergileme sanatı olduğunu kanıtlar.

Bu durumu bir tiyatro sahnesine benzetebiliriz: Senaryodaki kelimeler (bilişsel içerik) neyin anlatıldığını belirlerken; oyuncunun jestleri, aksanı ve ses tonu (sosyal ve dışavurumcu boyut) o karakterin kim olduğunu, muhatabına nasıl değer verdiğini ve sahnenin duygusal atmosferini inşa eder. Seyirci sadece olay örgüsünü anlamaz, aynı zamanda oyuncunun performansı üzerinden sosyal bir ilişki kurar.

The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy of Language, Oxford University Press,2025

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder