Diller Arası Hiyerarşi: Mantıksal Kapasite mi, Sözlüksel Fark mı?
"Bazı diller felsefe veya bilim yapmak için daha uygun,
bazıları ise yetersizdir" iddiası, dil felsefesi tarihinde sıkça
tartışılmıştır. Bu tartışmayı üç ana perspektif üzerinden inceleyebiliriz:
1. Evrensel Mantık ve Biyolojik Eşitlik (Chomsky &
Chierchia)
- yüzyılın
baskın görüşü olan Evrensel Dilbilgisi ve Doğal Mantık (DS),
hiyerarşi fikrine temelden karşı çıkar.
- Argüman:
Eğer dil yetisi (I-Language) biyolojik bir donanımsa ve tüm insanlar aynı
genetik yapıya sahipse, hiçbir dilin "mantıksal iskeleti" bir
diğerinden daha üstün olamaz.
- Sonuç:
Bir dilde belirli bir bilimsel terimin olmaması, o dilin
"mantıksız" veya "yetersiz" olduğunu değil, sadece o
topluluğun o ana kadar o terime ihtiyaç duymadığını gösterir. İhtiyaç
duyulduğu anda dil, o kavramı türetecek veya ödünç alacak mantıksal
esnekliğe sahiptir.
2. Hiyerarşik Bakışın Tarihsel Kökleri (Karanlık Miras)
Geçmişte bazı felsefeciler ve filologlar, dilleri hiyerarşik
bir kalıba sokmaya çalışmışlardır:
- Wilhelm
von Humboldt (Kısmen): Her dilin bir "dünya görüşü"
(Weltanschauung) olduğunu söylerken, bazen Hint-Avrupa dillerinin esnek
yapısının zihinsel gelişime daha uygun olduğunu ima etmiştir.
- 19.
Yüzyıl Filolojisi: Çekimli dilleri (Almanca, Latince)
"gelişmiş", eklemeli veya yalıtkan dilleri ise "daha
ilkel" görme eğilimindeydi.
- Modern
Reddi: Bugün bu görüşlerin felsefi değil, sömürgeci bir dünya
görüşünün (Avrupa merkezcilik) ürünü olduğu kabul edilir.
3. "Yeterlilik" Yanılsaması: Kelime vs. Mantık
Bir dilin "yetersiz" olduğu iddiası genellikle şu
iki şeyin birbirine karıştırılmasından doğar:
- Sözcüksel
Dağarcık (Vocabulary): Bir dilde "atom altı parçacık"
kelimesinin olmaması, o dilin bir "aksesuvar" eksikliğidir.
Binanın iskeleti (mantığı) orada durmaktadır; sadece odaya yeni bir
mobilya eklenmemiştir.
- Mantıksal
Yapı (Logic): Tüm dillerde "değil", "ve",
"veya", "herkes", "bazıları" gibi mantıksal
operatörler bulunur. Bu operatörler olduğu sürece, her dil her türlü
karmaşık düşünceyi inşa edebilir.
4. Neo-Whorfçuluk ve "Farklı Ama Eşit"
Lera Boroditsky gibi isimlerin savunduğu Neo-Whorfçuluk,
hiyerarşiyi reddederek "Bilişsel Odak" kavramını getirir:
- Boroditsky'ye
göre diller birbirlerinden "daha iyi" değildir, sadece zihnin "neyi
önemsediği" konusunda farklı alışkanlıklar yaratırlar.
- Bir
dilin yönleri mutlak (Kuzey/Güney) olarak vermesi, o dili konuşanı
"daha zeki" yapmaz; sadece onun zihninde sürekli çalışan bir
"pusula yazılımı" oluşturur. Bu bir hiyerarşi değil, bir uzmanlaşma
farkıdır.
Sonuç: Hiyerarşi mi, Çeşitlilik mi?
Çağdaş dil felsefecilerinin çoğu (özellikle Kit Fine
ve Scott Soames gibi isimler), dillerin mantıksal bir hiyerarşiye
sokulmasına karşıdır. Onlara göre:
- Dil,
tüketilemez bir potansiyeldir.
- Mantık
(DS), evrensel bir donanımdır.
- Yetersizlik
hissi, dilden değil, kavram mühendisliğinin (Cappelen) henüz o alana
dokunmamasından kaynaklanır.
"Dilleri
yarıştırmak, farklı işletim sistemlerini yarıştırmak gibidir. Biri görsel
tasarımda, diğeri veri işlemede hızlı olabilir; ama hepsi aynı işlemci (insan
beyni) üzerinde çalışır. Hiçbir dil, hakikati anlatmakta 'yetersiz' değildir;
sadece bazı diller o hakikati farklı pencerelerden görür."
Sapir-Whorf hipotezinin güçlü versiyonu (linguistic determinism, yani "dil düşünceyi tamamen belirler ve bizi bir dil hapishanesine hapseder") günümüz dilbilim, bilişsel bilim ve psikoloji alanında neredeyse hiç sadık izleyiciye sahip değil. Bu görüş, 20. yüzyılın ortalarından beri büyük ölçüde terk edilmiş ve empirik kanıtlarla çürütülmüş kabul ediliyor.
Neden terk edildi?
- Güçlü
versiyon, dilin düşünceyi tamamen kısıtladığını iddia eder: Örneğin, bir
dilde belirli bir kavram için kelime yoksa, o kavramı düşünmek imkânsız
olur. Ancak deneyler (renk algısı, zaman kavramı gibi alanlarda) bunu
desteklemedi; insanlar dil dışı yollarla (görsel, jest vb.) aynı
kavramları işleyebiliyor.
- Steven
Pinker, Noam Chomsky gibi evrenselci (universalist) dilbilimciler, insan
zihninin dil bağımsız evrensel yapılara sahip olduğunu savunarak güçlü
versiyonu eleştirdi.
- Çoğu
kaynak (Wikipedia, Britannica, Stanford Encyclopedia of Philosophy) açıkça
belirtir: Güçlü versiyon reddedildi, zayıf versiyon (dil düşünceyi
etkiler/şekillendirir ama belirlemez) ise kısmen destekleniyor.
Günümüzdeki durum: Neo-Whorfianism (Zayıf versiyon)Modern
araştırmacılar (Lera Boroditsky, Stephen Levinson, John Lucy, Asifa Majid gibi)
neo-Whorfian yaklaşımı benimsiyor. Bu, dilin düşünceyi etkilediğini ama
belirlemediğini söylüyor – tam da Boroditsky'nin "araç kutusu"
metaforu gibi.
- Örnekler:
Farklı dillerde yön, zaman, renk veya cinsiyet kategorizasyonu düşünceyi
yönlendiriyor, ama insanlar yeni diller öğrenerek veya deneylerle bu
etkileri aşabiliyor.
- Bu
zayıf versiyon, deneysel kanıtlarla (fMRI, davranış görevleri)
destekleniyor ve aktif araştırma konusu.
Kısaca, güçlü Sapir-Whorf'un (determinizm) günümüzde ciddi
bir savunucusu yok; popüler kültürde (Arrival filmi gibi) abartılı olarak
karşımıza çıksa da, akademide marjinal ve reddedilmiş bir görüş. Zayıf versiyon
ise canlı ve kabul görüyor.
|
Neo-Whorfçu temalar, özellikle Oxford El Kitabı'ndaki
belirli bölümlerde "dilin varlığı" ve "evrenseller"
tartışılırken dolaylı yoldan ele alınmaktadır. Bu konunun kaynaklarda nasıl yer bulduğunu şu başlıklar
altında inceleyebiliriz: 1. Dilsel Kategorilerin Algıya Etkisi Oxford El Kitabı'nın birinci bölümünde (Stainton ve
Viger), dillerin gerçek varlığı tartışılırken Neo-Whorfçu yaklaşımın en temel
sorularından birine atıf yapılır. Yazarlar, eğer radikal eleyicilik (dillerin
hiç var olmadığı görüşü) kabul edilirse, "Mandarin Çincesindeki zaman
eklerinin yokluğunun, konuşmacıların zaman algısını nasıl etkilediği"
gibi bir sorunun bile sorulamayacağını belirtirler. Bu ifade, dilsel yapının
bilişsel süreçler üzerindeki etkisini araştıran Neo-Whorfçu çalışmaların
varlığını ve önemini kaynaklar bazında kabul etmektedir. 2. Renk Kategorileri ve Kavramsal Farklılıklar Aynı yapıtta, diller arası kavramsal farklılıklar
tartışılırken renk terimleri üzerinden bir örnek verilir. Örneğin, Rusça ve
İngilizcedeki renk kategorileri arasındaki farklar (Rusçada açık ve koyu mavi
için ayrı kelimeler olması gibi) dil ve düşünce arasındaki ilişkiye dair
klasik bir Neo-Whorfçu tartışma zeminidir. Ancak kaynaklar, bu tür farkları
dilin düşünceyi "belirlemesi" olarak değil, daha çok "İçsel
Dil" (I-Language) ve kavramların zihinsel organizasyonu çerçevesinde
ele almaktadır. 3. Evrensel Dilbilgisi vs. Dilsel Görelilik Hem Lycan’ın yapıtı hem de Oxford El Kitabı, Noam
Chomsky'nin "Evrensel Dilbilgisi" (Universal Grammar)
geleneğine büyük ağırlık vermektedir. Bu gelenek, diller arasındaki
farklardan ziyade, tüm insan dillerinin ortak biyolojik temellerine
(bileşimsellik, hiyerarşik yapı vb.) odaklanır. Bu durum, diller arası
yapısal farkların düşünceyi temelden değiştirdiği yönündeki (Whorfçu)
görüşlerin, bu kaynaklarda merkezi bir kuram olarak değil, daha çok
"açıklanması gereken istisnai durumlar" veya "yan
tartışmalar" olarak kalmasına neden olmuştur. 4. Semantik İçselcilik ve Kavram İnşası Oxford El Kitabı'nın 12. ve 13. bölümlerinde (Pietroski ve
Borg), dilin zihindeki kavramları nasıl "etiketlediği" veya
"inşa ettiği" tartışılır. Bu bölümlerde, dilin sadece dış dünyayı
yansıtmadığı, zihnin dünyayı belirli bir biçimde parsellemesine (örneğin
"kitap" teriminin hem somut hem soyut bir nesneyi aynı anda
karşılaması gibi) yardımcı olduğu belirtilir. Bu durum, dilin gerçekliği
kategorize etme biçiminin zihinsel yapıyla iç içe olduğunu savunan
Neo-Whorfçu damarla paraleldir. Özetle; Neo-Whorfçuluk bu kaynaklarda sistematik bir teori olarak savunulmamakta; ancak dilin zaman algısı veya kavramsal bölümlendirme üzerindeki etkileri, dilbilim felsefesinin meşru bir araştırma alanı olarak zikredilmektedir The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy of
Language, Oxford University Press,2025 Philosophy of Language, A Contemporary Introduction Third
Edition William G. Lycan, Routledge, 2019 |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder