5 Ocak 2026 Pazartesi

10.Yıl

 Okuma Atlası Felsefe’nin ilk yayın tarihi 8 Aralık, Okuma Atlası  Sanat 12 Aralık 2015, Okuma Atlası 16 Ocak 2016. Neredeyse on yıllık bir zaman dilimi içinde, okuma ve düşünce yolculuğumu burada paylaşıyorum. Başlangıç niyetimi giriş metinlerinde belirtmiştim.

🔎Okuma Atlası 

🔎Okuma Atlası Sanat

🔎Okuma Atlası Felsefe

Bu coğrafyada yaşayan bir bireyin etrafında olup bitenleri anlamak ve anlamlandırmak çabasını kamuya açmasının altında yatan motivasyonu yansıtmak kolay değil. Bir varoluş iç güdüsü olarak da okunabilecek bu eylem, oldukça emek gerektiren bir arka planı da barındırıyor.

Daha önce de değindiğim gibi, anlamanın bir ağda ve çok disiplinli düşünmeler(okumalar) ile daha gerçekçi yorumlarla mümkün olabileceğine olan inancım, yolculuğumdaki rehberim oldu. Atlas sınırlarını belirlerken doğal olarak, Anadolu coğrafyasında yaşayan birinin ilgi alanı belirleyiciydi. Bu anlayışla sınırlandırılmış bir mekânda, başlangıçları temel alan bir zaman sürecinde tarih, felsefe, sanat konularının birbirleriyle etkileşimli olarak haritasını ortaya çıkarmak, anlama çabasının deyim yerindeyse yan ürünü oldu. Zamanım, birikimim, yeterliliğim olsaydı, Bilim/Teknoloji, Sosyoloji, Psikoloji, Antropoloji, Arkeoloji, Sinema atlaslarını da yapmak isterdim. Biliyorum, bu bir insan ömrü ve belleği için gerçekleştirilmesi imkânsız, ulaşılamayacak bir ideal. Bilginin bu kadar parçalandığı ve hızlandığı bir çağda, her şeyi birbiriyle bağlayan o kusursuz bütüne ulaşmak belki de sadece bir ütopya. Bilginin sınırsız dağıtıldığı bir çağda, böylesine oylumlu bir sentez, ancak bir ideal olarak kalabilir. Ama zaten asıl mesele o mükemmel bütüne varmak değil, o bütünün peşinde koşarken açılan yeni yolları keşfetmekmiş.

Aslında disiplinli olarak 1990’ların sonunda başladığım çalışmaların ilk çıktılarını 2001 yılından itibaren almaya başladım. Wikipedia’nın 2003’de Türkçe yayın hayatına girdiğini düşünürsek, o dönemde hem bugünkü kadar basılı kaynak yoktu, hem de internet çok sınırlı içeriğe sahipti. Demek ki 25 yıllık bir zaman diliminden söz ediyoruz. Bu çalışmanın bazı izlerini de burada paylaşacağım.

Çok da periyodik olmayan bir takvim içinde yayınları ve bunlara bağlı sayfaları blogger ortamında oluşturmaya başladım. Doğrusu, izlenme kaygım ön planda değildi. Ekran okuması zor olan uzun metinler ve bunlara eşlik eden tablolar gibi bir yapı oluştu. Tarihsel olan sayfalarda harita konusunu önemsedim.

Sosyal medyanın gelişmesi, yaşam ritminin hızlanması ve buna bağlı çabuk tüketim, dikkat azlığı v.s. bilinen nedenlerle, sayfalar gereken ilgiyi görmedi. Yine zaman içinde beklentim olan, interaktif bir ortam da oluşmadı. Bunda kendi özgün düşüncelerimi paylaşmaktan çekinmemin de etkisi olduğunu düşünüyorum. Bir meraklı olarak, sınırlarımın farkında olmaya hep dikkat ettim.

Özellikle Youtube’da tarih, felsefe, sanat konularında ilgi çekici videolar oluştu. Ben başladığımda akademinin az olan ilgisi zamanla arttı. Şimdi çok değerli akademisyen yorumcular, nitelikli içerik üretiyor. Ancak yine de, durup düşünmeye ihtiyacımız var. Okumak, iç düşüncemiz ile diyalektik bir iletişimi de sağlıyor. Birilerinin ne söylediği değil, kendimizin o konuda ne düşündüğü öne çıkıyor. Bu bağlamda farklı metinleri bir arada okumak, kendi özgün yorumlarımız için daha güvenilir bir ortam oluşturuyor.

Gerçeklik arayışımızın tekinsiz ortamında yeni bir olgu ile karşı karşıyayız. Yapay Zeka dediğimiz algoritmik üretim, baş döndürücü gelişim hızıyla hayatımıza girdi. Bin bir zahmetle ulaşmaya çalıştığımız bilgiler, “büyük veri”den seçilerek önümüze geliyor. Ben yolculuğa devam ediyorum. Dijital dünyanın bu gürültülü çağında "durup düşünenlere" bilgiyi bir "istatistik" olmaktan çıkarıp, onu bir "anlam haritasına" dönüştürme çabasını sürdüreceğim

Buradaki eylemin, aynı zamanda bir yaşama modeli olarak yansımasını, bağımsız düşüncenin, algı çağında kendi “düşünce özgürlük adasını” oluşturmasına örneklik etmesini umut ediyorum. B.Berksan



2 Ocak 2026 Cuma

Dile Felsefi Bakışın 21.Yüzyıl Görünümü

Sıradan bir günde ağzımızdan dökülen kelimeler, sadece birer iletişim aracı mıdır? Yoksa her cümleyle dünyayı yeniden mi inşa ediyoruz? Dil felsefesi tarihi, bu soruların peşinden giden devasa zihinlerin bıraktığı sarsıcı izlerle doludur.

Burada dilin sadece ne olduğunu değil, bizi nasıl "insan" kıldığını anlamaya çalışacağız . 

  • Varlığın Sığınağı: "Dil varlığın evidir."Martin Heidegger (Dil, içinde yaşadığımız ve gerçekliği soluduğumuz o yegâne mekândır.)

  • Ufuk Çizgimiz: "Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."Ludwig Wittgenstein (Kavramlarımızın ötesinde bir dünya hayal edebilir miyiz?)

  • Sözün Gücü: "Kelimelerle bir şeyler yapmak."J.L. Austin (Konuşmak sadece betimlemek değil, dünyada bir eylem gerçekleştirmektir.)

  • Biyolojik Miras: "Dil, zihinsel bir organdır."Noam Chomsky (Öğrendiğimiz bir alışkanlık değil, genlerimizde saklı bir yazılımdır.)

  • Hayatın Akışı: "Dil bir eser değil, bir faaliyettir."Wilhelm von Humboldt (Dil, donmuş bir kütüphane değil, her nefeste yeniden doğan bir enerjidir.)

Eğer siz de kelimelerin arkasındaki o görünmez "Doğal Mantığı" merak ediyorsanız, dilin sadece araç değil bizim bizzat kendimiz olduğunu düşünüyorsanız yapacağımız yolculuğa değer. 

İçine doğduğumuz dili, nasıl edindiğimizi anlamadan kullanıyoruz. Dil üzerine düşünmeye başladığımızda ise karşımıza çok geniş bir disiplinler alanı çıkmaktadır. 



 


Anlam dünyamızda, yaşama evrenimizde, insan olma sürecimizde, “dil”in, görmezlikten gelinemeyecek yaşamsal rolünü dile getirmek bile gereksiz.

Dil ve Felsefe ilişkisine Felsefe Ekibi Dergisi'nin özel bir sayısında değinmiştim. 

Dil ve Felsefesi I
Dil ve Felsefesi II
Dil ve Felsefesi III

Tekrar vurgulamamız gerekirse, Dilbilim ile Dil Felsefesi birçok alanda kesişmektedir. Anlam gibi bir konuda ise adeta birbirinin içine girmiştir.

Dil'in değişik alanlardaki görünümleri ve özellikle 20.yy.daki dilbilimsel süreç için de meraklısına giriş niteliğinde aşağıdaki sayfayı öneriyorum. Burada dilbilim ve dil felsefesi kavramlarını içeren bir de sözlük yer alıyor.

Dil Üzerine Okuma Atlası  (Özellikle dilbilim konuları)

20.yüzyıl dil felsefesi, anlam (meaning) kavramını merkeze alarak kıta ve analitik  felsefe gelenekleri arasında zengin bir tartışma zemininde gelişti. Analitik (Çözümleyici) tarafta Frege, Russell, Wittgenstein ve Quine gibi düşünürler, dilin mantıksal yapısını, referansı ve doğruluk koşullarını inceledi; kıta felsefesinde ise Saussure, Derrida ve Heidegger gibi isimler, dilin yapısalcı ve hermeneutik boyutlarını vurguladı. Bu tartışmalar, dilin zihin, dünya ve toplumla ilişkisini sorgulayarak "dilsel dönemeç" (linguistic turn) olarak adlandırılan bir paradigmayı doğurdu. 

Gottlob Frege genellikle bu dönüşümün başlangıç noktası olarak kabul edilir. Onun anlam–gönderim ayrımı ve sembolik mantık çalışmaları, dilin felsefi analizde merkezî bir rol kazanmasını sağladı. Anlam–Gönderim Ayrımı (Sinn–Bedeutung, 1892): Bir ifadenin “anlamı” (Sinn) ile “gönderimi” (Bedeutung) arasındaki ayrımı ortaya koydu. Bu ayrım, dilsel ifadelerin nasıl bilgi taşıdığını açıklamada kritik oldu.  Frege, doğal dilin belirsizliklerini ve çok anlamlılığını aşmak için Begriffsschrift (1879) ile düşünceleri formel bir dil aracılığıyla ifade etmeyi hedefledi.  Bu, dili matematiksel mantığın katı kurallarına uyan sembolik yapılara dönüştürdü. Örneğin, özne–yüklem ilişkileri yerine fonksiyon–argüman yapısı kullanıldı.

Frege’nin yaklaşımı dilin mantıksal yapısını öne çıkarırken, geç Wittgenstein ve hermeneutikçiler (Gadamer, Ricoeur) dilin tarihsel ve toplumsal boyutlarını vurguladılar.

Frege’nin açtığı yol, Bertrand Russell ve Ludwig Wittgenstein tarafından geliştirildi. Russell’ın betimleme teorisi, dilin mantıksal çözümlemesini derinleştirirken, Wittgenstein’ın Tractatus Logico-Philosophicus adlı eseri, dilin sınırlarını düşüncenin sınırlarıyla özdeşleştirdi. Bu çizgi, analitik felsefenin doğuşunu ve dilin mantıksal yapılarla modellenmesini beraberinde getirdi.

Çözümleyici felsefe geleneği, bilim ve felsefede doğruluğu güvence altına almak adına, dilin anlatım, anlamlandırma olanaklarını daraltarak işe başlamıştır. Matematik gibi oluşturulmuş bir dilin, mantıksal açıdan yanlış yapma olasılığını azaltacağı düşünülmüştür. (Ortaçağlardan bu yana gelen, ideal dil arayışı)  Bu yaklaşım, dünyanın olgusallığını dilde görmek ve resmetmek adına, yaşamı adeta donduran ve birçok şeyi dışlayan görüşleri içermiş ve formülleştirmelere neden olmuştur.

Ancak bu teknik yaklaşım, dilin gündelik kullanımı ve tarihsel bağlamı karşısında yetersiz kalmaya başladı. Wittgenstein’ın geç döneminde geliştirdiği “dil oyunları” kavramı, anlamın yalnızca mantıksal biçimlerde değil, kullanım bağlamlarında ortaya çıktığını savundu. Bu, dil felsefesinde ikinci bir kırılma yarattı: anlam artık sabit bir gönderime değil, toplumsal pratiklere ve bağlama bağlı hale geldi.

Yüzyılın ortasına doğru,  giderek esnekleşen ve günlük dili de anlamlı sayan  bir tutum ile dil çözümlemesine girilmiştir.

Tam burada önemli bir aşama ve ayrımdan da söz etmeliyiz. Dilci Felsefe (Wittgenstein/Russell): Dili bir "alet çantası" gibi görür. Felsefecinin görevi, dilin yanlış kullanımıyla ortaya çıkan felsefi "sorunları" (pseudoproblems) temizlemek, yani felsefeyi dilin yanlış kullanımından "arındırmaktır.". Dil Felsefesi (Austin): Dili bir "fenomen" olarak görür. Dil artık felsefeyi iyileştirecek bir araç değil, kendisi hakkında kuram geliştirilecek (biyoloji gibi, fizik gibi) bağımsız bir nesnedir. Austin ile birlikte felsefe, dilin mantığını değil, dilin "nasıl bir eylem" olduğunu (How to do things with words) sorgulamaya başlar.

Sonuç olarak, 20. yüzyıl dil felsefesi iki ana eksende ilerledi: Analitik(Çözümleyici)      çizgi, dilin mantıksal yapısını çözümleyerek kesinlik ve açıklık arayışına yöneldi. Hermeneutik çizgi, dilin tarihsel, kültürel ve yorumsal boyutlarını açarak anlamın çoğulluğunu ve bağlamsallığını öne çıkardı.

Bu iki çizgi, felsefenin dille kurduğu ilişkiyi hem teknik hem de insani düzeyde yeniden tanımladı. Bugün dil felsefesi, bu iki mirasın kesişiminde, hem mantıksal açıklık hem de yorumcu derinlik arayışıyla yoluna devam ediyor.



"21. yüzyılda dil felsefesi, dilbilim, psikoloji, bilgisayar bilimleri ve bilişsel bilimlerle artan etkileşimi sayesinde bir "kavramsal devrim" yaşamaktadır. 
Modern tartışmalar, dillerin (İngilizce, Türkçe vb.) paylaşılan kamusal nesneler olarak gerçekten var olup olmadığını veya sadece bireysel zihinsel durumlar (idiyolektler) olup olmadığını sorgulamaktadır.
 
Geleneksel "soyut nesne" olarak önerme anlayışına karşı, 21. yüzyılda önermelerin doğasına dair yeni kuramlar gelişmiştir. Bu dönemde önermeler; bilişsel eylemler (predication acts), bu eylemlerin ürünleri (attitudinal objects), belirli olgular veya özellikler olarak yeniden tanımlanmaktadır.

Çağdaş dil felsefesinde, dil sisteminin kendi içinde bir "doğal mantık" veya tümdengelim sistemi (DS) barındırdığı hipotezi öne çıkmaktadır. Bu görüşe göre dil, sentaktik olarak düzgün olsa bile bilgilendirici olmayan (totolojik veya çelişkili) ifadeleri otomatik olarak filtreleyen bir yapıya sahiptir. (Dilin mantıksallığı)

Modern çalışmalar, anlamların kelimelerden zihinsel kavramlara giden "tarifler" olduğunu ve bağlamın bu kavramları nasıl şekillendirdiğini incelemektedir.

21. yüzyıl dil felsefesi, dildeki etik ve sosyal meselelere her zamankinden daha fazla odaklanmaktadır:

Aşağılayıcı İfadeler (Slurs): Irksal ve cinsiyetçi lakapların anlamı, bunların nasıl hakaret ettiği ve ifadeci (expressive) güçleri merkezi bir temadır.

Öznellik ve Değer (Subjectivity & Evaluativity): Kişisel beğeni (lezzet, güzellik) ve ahlaki yargıların nasıl anlamlandırılacağı tartışılmaktadır.

Linguistik Stil ve Kimlik: Konuşma şekillerindeki varyasyonların, bir konuşmacının sosyal kimliğini nasıl inşa ettiği ve bu durumun iletişimdeki rolü incelenmektedir.

21. yüzyıl dil felsefesi, dili sadece soyut bir yapı olarak değil; zihinsel süreçler, sosyal eylemler ve politik kimlik inşasıyla doğrudan bağlantılı, yaşayan ve karmaşık bir sistem olarak ele almaktadır." (1)

21. yüzyıla gelindiğinde, dil felsefesi bu temeller üzerine inşa olurken, bilişsel bilim, yapay zeka (AI) ve sosyal dinamiklerle entegre olarak evrildi

Günümüzde dijital bir dünya oluştu. Bu dünya adeta dilin ontolojik temellerinde değişikliğe yol açtı. Anlam sadece insanın ürettiği bir şey olmaktan çıkarak, algoritmik sistemlerin veriyi yapılandırmasıyla ilgili bir şey haline geldi. Emily Bender: Modern dil modellerini (LLM) "Stokastik Papağanlar" olarak tanımlıyor. Yani artık 21. yüzyılda dilin "zihinsel" değil, devasa veri yığınlarındaki olasılıksal bir eşleşme olduğu tartışılıyor. B.Berksan

(1)The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy of Language, Oxford University Press,2024

Not: (1)Buradaki sayfalar dil felsefesinin tüm alanlarını kapsamamaktadır. Buraya yolu düşen konu uzmanlarının uyarılarına ve katkılarına açık olduğumu belirtmeliyim.

        (2) Bu yayının oluşturulmasında, Notbook LM, Geminay3 Plus, GPT5, Grok 4.1 LLM leri soru cevaplı olarak kullanılmıştır.

Kaynaklar:

The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy of Language, Oxford University Press,2025

Dil Felsefesi, Barry Lee, Fol Yayınları, 2019

Philosophy of Language, A Contemporary Introduction Third Edition William G. Lycan, Routledge, 2019

Dil ve Zihin İncelemelerinde Yeni Ufuklar,  Noam Chomsky, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2019

 20.yy. Dil Felsefesi

🔎Mantıkçı Pozitivizm

🔎Çözümleyici Felsefe

🔎Yorumbilgisi (Hermeneutik)

🔎Gotlob Frege

🔎Alfred Tarsky

🔎Derrida

🔎John Searle

🔎Donald Davidson (Anlam ve Doğruluk)

🔎Noam Chomsky 

21.yy.

Bu bölüm, dilin ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve bizi nasıl inşa ettiğini anlamak için kurgulanmış metinlerden oluşmaktadır.. 

I. TEMELLER VE BİYOLOJİ

1. Bir Dilin İnsan Dili Sayılması İçin Gereken Özellikler

  • Odak: Dilin tanımı. Hayvan iletişiminden farkı, üretkenlik, yer değiştirme (displacement) gibi temel özellikler.

2. Biyo-Dilbilim

  • Odak: Dilin biyolojik bir organ olduğu fikri. Evrimsel süreç, genetik temel (FOXP2 vb.) ve dilin beyindeki doğuştan gelen yapısı.

3. Dil Felsefesi - Dilbilim İlişkisi

  • Odak: Kuramsal çerçeve. Felsefenin sorduğu "neden" sorusu ile dilbilimin sorduğu "nasıl" sorusunun kesişim kümesi.

II. VARLIK VE MANTIK

4. "Dil"in Ontolojisi

  • Odak: Dilin varlık zemini. Chomsky’nin I-Dil (İçsel) ve E-Dil (Dışsal) ayrımı. Dil bir nesne mi, bir süreç mi, yoksa bir beyin durumu mu?

5. Dil'in Mantıksallığı

  • Odak: Zihindeki "Spam Filtresi". Doğal Mantık (DS) ve ifadeleri mantıksal bozukluklarına göre eleyen mekanizma.

III. ANLAM VE YAPI

6. Anlam ve Temellendirilmesi

  • Odak: Temsil gücü. Kelimeler dünyaya nasıl dokunur? Kit Fine ve Grounding (Temellendirme) kavramı ile anlamın "çapalanması".

7. Önerme Teorileri

  • Odak: Anlamın mimarisi. Jeffry King ve Scott Soames üzerinden önermelerin yapılandırılmış olgular mı yoksa bilişsel eylemler mi olduğu tartışması.

IV. SOSYAL ALAN VE EYLEM

8. İletişim ve Söz Edimleri

  • Odak: Dilin pratik kullanımı. Austin ve Searle. Sadece betimlemek için değil, bir şeyler "yapmak" (söz vermek, tehdit etmek, evlendirmek) için kullanılan dil.

9. Dilin Dışavurumcu ve Sosyal Boyutu

  • Odak: Güç ve Toplum. Dilin kimlik inşasındaki rolü, sosyal normlar ve dilin toplumsal baskı veya özgürleşme aracı olarak kullanımı

10. Dil ve Biliş

🔎Bir Dilin İnsan Dili Sayılması İçin Gereken Özellikler

🔎Dil Felsefesi Dilbilim İlişkisi

🔎"Dil" in Ontolojisi

🔎Dil'in Mantıksallığı

🔎Anlam ve Temellendirilmesi

🔎Önerme Teorileri

🔎İletişim ve Söz Edimleri

🔎Dilin Dışavurumcu ve Sosyal Boyutu

🔎Biyo Dilbilim

🔎 Dil ve Biliş

Düşünürler

🔎François Recenati (Bağlamcılık ve Zihinsel Dosyalar )

🔎John Mc Dowell (Dil Dünya İlişkisi)

🔎Robert Stalnaker (İletişim-Mümkün Dünyalar ve Ortak Zemin )

🔎Scott Soames (Bilişsel Eylem Olarak Anlam)

🔎Michael Dummet (Anti-Realizm ve Doğrulanabilirlik)

🔎Kit Fine (Anlam ve Dilin Ontolojisi-Semantik İlişkisellik ve Temellendirme (Grounding) 

🔎Mary Kate McGowan (Dilin Sosyal Boyutu- Sosyal Baskı ve Otorite Dili)

🔎 Jeffry King (Önerme Teorileri ve Anlamın Temellendirilmesi)

🔎 Gennaro Chierchia (Dilin Mantıksallığı ve Biyo-Dilbilim.)

🔎 Jason Stanley  (Dilin Dışavurumcu ve Sosyal Boyutu)

🔎 Lera Boroditsky (Bilişsel Bilim)



4 Kasım 2025 Salı

21.yüzyılda Etik Tartışmaları


21.yüzyılın başından itibaren etik düşünce, klasik normatif teorilerin (ödev, fayda, erdem) mirasını yeniden yorumlarken, aynı zamanda küresel krizlerin ve teknolojik dönüşümlerin dayattığı yeni sorularla yüzleşmektedir. Modernliğin ahlak anlayışına yönelik eleştiriler, iletişimsel akıl ve sözleşmecilik gibi rasyonel temellendirme girişimleri, erdem etiğinin topluluk ve gelenek bağlamında yeniden canlandırılması ve uygulamalı etik alanlarının (biyoetik, çevre etiği, teknoloji etiği, meslek etikleri) kurumsallaşması bu dönemin belirgin yönelimleridir.

Bu çerçevede etik, yalnızca bireysel davranışların değil, aynı zamanda küresel adalet, insan hakları, çevresel sürdürülebilirlik, dijital gözetim, toplumsal eşitsizlik ve biyoteknoloji gibi alanların da merkezinde yer almaktadır. Felsefi tartışmalar, bir yandan Nietzsche ve Foucault’nun soykütük eleştirilerinden beslenirken, diğer yandan Rawls, Habermas, MacIntyre, Singer, Scanlon ve Korsgaard gibi düşünürlerin farklı yönelimleriyle zenginleşmektedir.

Sonuçta 21. yüzyıl etiği, çoğulcu, disiplinler arası ve kriz odaklı bir karakter kazanmıştır:

  • Çoğulcu, çünkü tek bir evrensel teori yerine farklı yaklaşımlar yan yana varlığını sürdürmektedir.
  • Disiplinler arası, çünkü etik sorunlar hukuk, siyaset, ekonomi, tıp, mühendislik ve dijital teknolojilerle iç içe gelişmektedir.
  • Kriz odaklı, çünkü çağımızın etik soruları, iklim değişikliği, göç, eşitsizlik, yapay zekâ ve biyoteknoloji gibi küresel meydan okumalarla doğrudan bağlantılıdır.

Aşağıda önce Etik (Ahlak felsefesi) bağlamında giriş niteliğinde sayfalar yer almaktadır. Önerimiz konuya görece yabancı olan okurların bu sayfalara göz atarak, esas temamız olan 21.yy. etik düşüncedeki yeni eğilimlere geçiş yapmalarıdır.

Etik Not: Sayfalar, Gemini, Grok4, GPT5 dil modelleri ile yapılan sorulu cevaplı metinlerin ayıklanması ile oluşturulmuştur. Arşiv niteliğindeki sayfalarda kaynaklar belirtilmiştir. 

  🔎Ahlak Felsefesine Giriş

 🔎Etik

🔎Etik Tarihsel Süreç (Özet)

🔎Etik (Ahlak Felsefesi) Kavramlar Sözlüğü

🔎Etik  Düşünürler

🔎21.yy.Etik

🔎Meta Etik

                 🔎RussShafer-Landau

                🔎 J.L.Mackie

                🔎 AllanGibbard

                🔎 Richard Boyd

🔎Normatif etik

                🔎 Alasdair MacIntyre

               🔎  MarthaNussbaum

 🔎Deontoloji

               🔎Christine Korsgaard

               🔎 PeterSinger

🔎Uygulamalı Etik

   🔎    Biyoetik                                        🔎   İnsan Doğasının Geleceği

          🔎  Michael Sandel

          🔎 Julian Savulescu

          🔎 Nikolas Rose

   🔎Çevre Etiği

        🔎Holmes Rolston

   🔎Yapay Zeka Etiği

            🔎 Nick Bostrom

            🔎 Luciano Floridi 

    🔎Dijital etik

   🔎Medya Etiği

   🔎 Erdem Epistemolojisi

            🔎 Miranda Fricker
            🔎 Ernest Sosa
            🔎 Linda Zagzebski
    🔎 Etkili Fedakarlık
            🔎   Peter Singer
    🔎 Söylem Etiği

28 Ekim 2025 Salı

21.yy.da Bilgi Felsefesi

İnsan ölümsüzlük arayışında olduğu gibi, “doğru” bilginin de izini sürdü. BİLGİ  her zaman ana tema olarak düşünmenin odağında yer aldı. Epistemoloji (Bilgi Teorisi) günümüzde de önemli bir alan olarak varlığını sürdürüyor. Hakiki ! bilgi iddiası ve bu bağlamda yapılan “bilgi savaşları”  insanlığın başına bir çok sorunlar açtı.

Dünyadaki duruşumuzu belirlerken, dünyayı yorumlarken, kullandığımız bilginin en az yanlış içermesini arzu ederiz. En azından sağduyulu insandan beklenen budur. Post Truth çağında “hakikat” ulaşılması için çaba gösterilmesi gereken bir hedef olmaktan uzaklaştı.

Bilginin neliği (mahiyeti)/doğası üzerine tartışmalar günümüzde de sürüyor. Kuşkuculuk, antik dönemden bu yana bilgi üzerine düşünmelerin vazgeçilmez eşlikçisi.

“Epistemologlar, bilgiyi türlere ayırdılar: bir şeyle ilgili önermesel bilgi (bir şeyin şöyle şöyle olduğunu bilme) ve önermesel olmayan bilgi (örneğin tanışıklık veya doğrudan farkındalık yoluyla bilme), deneysel (a posteriori) önermesel bilgi, deneysel olmayan (a priori) önermesel bilgi ve bir şeyin nasıl yapıldığının bilgisi. Yakın dönemdeki epistemoloji, bu türler arasındaki ayrımlar konusunda ihtilafa düşmüştür. Örneğin (i) bu bilgi türlerinin bir kısmı arasındaki ilişkiler (örneğin nasıl'ın bilgisi, önermesel bilgiye indirgenebilir mi?) (ii) bu türlerden bir kısmının varlığı (örneğin gerçekten a priori diye ifade edilen veya kolayca anlaşılabilen bir kavram var mıdır?) bu ihtilaflardan sadece ikisidir.” (1)

“Platon'un Theaetetus diyaloğundan beri epistemologlar, önermesel bilginin temel, tanımlayıcı unsurlarını tespit etmeye çalışmışlardır. Bu unsurlar, önermesel bilgi konusunda bir çözümleme ortaya çıkarmıştır. Diğerleri arasında Platon ve Kant'tan ilham alan etkili bir geleneksel görüş, önermesel bilginin tek başlarına gerekli, bir araya geldiğinde yeterli üç unsurunun bulunduğu şeklindedir: gerekçelendirme, doğruluk ve inanç. Bu görüşe göre önermesel bilgi, "gerekçelendirilmiş doğru inanç" şeklinde tanımlanır. Bu üç parçalı tanım, "standart çözümleme" olarak isimlendirile gelmiştir” (2)

20.yüzyıl epistemolojisi, iki ana hattın gerilimi içinde gelişti:

  • Analitik gelenek, bilginin tanımı, gerekçelendirme ve doğruluk koşulları üzerine yoğunlaştı. Mantıksal pozitivizmden Gettier sonrası krize, doğalcı epistemolojiden erdem epistemolojisine uzanan çizgi, bilginin kavramsal çözümlemesini derinleştirdi.
  • Kıta gelenekleri ise bilginin özne, yorum, yapı ve iktidar bağlamlarında nasıl kurulduğunu araştırdı. Fenomenoloji, hermenötik, yapısalcılık ve post-yapısalcılık, bilginin yalnızca bireysel bilinçte değil, tarihsel, dilsel ve toplumsal ağlarda üretildiğini gösterdi.

Bu iki hattın kesişiminde, 21. yüzyıl bilgi felsefesi yeni sorularla şekillenmeye başladı. Artık mesele yalnızca “bilgi nedir?” değil, aynı zamanda “bilgi kim için, hangi koşullarda, hangi güç ilişkileri içinde mümkündür?” sorusudur. 

Aşağıda genel resmi görebilmek için, 20.yy.ı da kapsayacak şekilde, konuyla ilgili sayfalar yer almaktadır.  Aslında antik dönemden günümüze "bilgi" nin izini sürebilmek, felsefe tarihine bakmayı gerektirmektedir.

B.Berksan

(1) (2) Epistemoloji, Oxford, Editör. Paul K.Moser, Çeviri Editörleri: Hasan Yücel Başdemir, Nebi Mehdiyev, Adres Yayınları, 2018

 🔎  Bilgi üzerine düşündünüz mü?

Not: 1.  20.yy. epistemolojisinden 21.yy. a geçiş için

🔎  Bilgi Felsefesi Sözlük

🔎  Kıta ve Analitik Felsefe

Not: 2. 20.yy. epistemolojisi kavramsal giriş.

🔎Geniş anlamda epistemoloji bilgi ile hesaplaşmadır.


🔎Michel Foucault, 21.yy. Bilgi Felsefesine Köprü

🔎Yeni Kavramlar

   
            🔎 Timothy Williamson
            🔎 Paul Boghossian  
            🔎 Hilary Kornblith 

                      🔎Alvin Goldman
                      🔎José Medina
           🔎  Erdem Epistemolojisi
                      🔎 Miranda Fricker
                     🔎 Ernest Sosa
                    🔎 Linda Zagzebski
           🔎 Feminist Epistemoloji                  🔎   Adalet ve Eşitlik
                          🔎Sandra Harding
                          🔎Donna Harawey
                         🔎Elizabeth Anderson
            🔎 Luciano Floridi
           

21 Ekim 2025 Salı

Felsefenin İnsan'a Bakışında Yeni Eğilimler

 İlim ilim bilmektir 

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır

Yunus Emre

İnsan'ın kendi üzerine merakının ne zaman başladığını bilmiyoruz. Ancak yeni buluntular, neolitik çağ'da insanın kendi üzerine düşündüğünü gösteriyor. 21. yüzyıl felsefesinde 'insan' kavramı, teknolojinin, küreselleşmenin ve bilimsel ilerlemelerin gölgesinde yeniden tanımlanırken, bu tartışmaların kökeni antik dönemlere uzanır. Felsefe tarihi boyunca 'insan nedir?' sorusu, ontolojik, etik ve epistemolojik boyutlarda ele alınmış; her dönem, kendi bağlamındaki krizler ve keşiflerle bu soruya yeni  yanıtlar üretmiştir. B.Berksan

Antik Yunan felsefesinde, insan kavramı rasyonellik ve toplumsal yapı etrafında şekillenir. Platon (MÖ 427-347), Devlet ve Phaedo gibi eserlerinde insanı ikili bir varlık olarak tanımlar: Ruh (idea dünyasına ait) ve beden (maddi dünyanın mahkûmu) arasında sıkışmış bir varlık. Platon'a göre insan, mağara alegorisiyle betimlenen gibi, gerçek bilgiye (formlara) ulaşma potansiyeline sahip, ancak duyusal yanılsamalarla sınırlı bir varoluştur. Aristoteles (MÖ 384-322), hocasının idealizmini eleştirerek, insanı 'rasyonel hayvan' (zoon logon echon) olarak konumlandırır; Nikomakhos'a Etik ve Politikada vurguladığı üzere, insan eudaimonia (mutluluk) için erdemli bir yaşam sürer ve polis (şehir-devlet) içinde gerçekleşir. Bu dönem, insanı kozmik hiyerarşinin parçası olarak görür; örneğin Sokrates, 'kendini bil' ilkesiyle içsel sorgulamayı vurgular.

Ortaçağ felsefesi, teolojiyle iç içe geçerek insanı Tanrı-merkezli bir ontolojiye yerleştirir. Thomas Aquinas (1225-1274), Aristoteles'i Hıristiyanlıkla sentezleyerek, insanı 'rasyonel ruhlu beden' olarak tanımlar; Summa Theologicada, insan Tanrı'nın suretinde yaratılmış, özgür iradeye sahip bir varlık olup, kurtuluş için inanç ve akıl birliğini gerektirir. Bu dönem, Agustinus (354-430) gibi düşünürlerle insanın günahkârlığını (orijinal günah) vurgular; insan, zaman içinde var olan, Tanrı'ya yönelen bir hacıdır.

Aydınlanma ve modern felsefe, insanı bireysel özerklik ve rasyonalite üzerinden yeniden kurar. René Descartes (1596-1650), Meditasyonlarda 'düşünen varlık' (cogito ergo sum) olarak insanı tanımlar; dualizmle (zihin-beden ayrımı), insanı maddi dünyanın ötesinde, şüpheyle doğruya ulaşan bir özne yapar. Immanuel Kant (1724-1804), Saf Aklın Eleştirisinde insanı 'özerk ahlaki ajan' olarak görür; kategorik imperatifle, insan evrensel yasaları kendi aklıyla koyar. Jean-Jacques Rousseau (1712-1778), doğal durum (state of nature) kavramıyla insanı doğuştan iyi, ancak toplum tarafından yozlaşmış bir varlık olarak betimler; Toplum Sözleşmesinde, genel irade ile özgürlüğü vurgular. Friedrich Nietzsche (1844-1900), Böyle Buyurdu Zerdüştte insanı 'köprü' olarak tanımlar; Tanrı'nın ölümü sonrası, üstinsan (Übermensch) olma potansiyeli taşır, değerleri yeniden yaratır.

20.yüzyıl, varoluşçuluk ve fenomenolojiyle insanı krizler içinde konumlandırır. Martin Heidegger (1889-1976), 
Varlık ve Zamanda insanı 'Dasein' (var-oluş) olarak tanımlar; ölüm ve otantiklik arasında, teknoloji çağında yabancılaşmış bir varlık. Jean-Paul Sartre (1905-1980), Varlık ve Hiçlikte insanı 'özgür ama mahkûm' olarak görür; 'öz, varoluştan önce gelir' ilkesini tersine çevirerek, insan kendini yaratır. Bu düşünceler, II. Dünya Savaşı sonrası hümanizmi sorgular.

Bu tarihsel miras, 21. yüzyıl felsefesinde post-hümanizm, nörofelsefe ve ekofeminizm gibi akımlarla dönüşür. Harari, Sloterdijk ve Clark gibi düşünürler, insanı teknolojiyle hibritleşen, ekolojik ağların parçası bir varlık olarak yeniden tanımlar. 


Çağdaş felsefenin insanı ele alış biçimlerini, ana konularına ve kullandıkları araçlara göre şöyle kategorize edebiliriz:

1. Nöro-felsefe ve Bilişsel Bilimler

Bu yaklaşım, felsefi sorunları çözmek için doğrudan sinirbilim, yapay zekâ ve bilişsel psikolojinin bulgularını kullanır. İnsanı anlamak için beyne ve bilincin fizyolojik temellerine odaklanır.

  • Temel Sorular: Bilinç nedir? Zihnin bedenle ilişkisi nasıldır? Ahlaki kararların nörolojik temelleri nelerdir?
  • Öne Çıkan Düşünür: Catherine Malabou'nun "plastisite" kavramı bu alandaki en önemli düşüncelerden biridir. Beynin kendisini yeniden şekillendirme yeteneği üzerinden kimlik, özgürlük ve travma gibi felsefi konulara yeni bir bakış açısı getirir. Patricia Churchland ve Daniel Dennett gibi analitik filozoflar da bu alanda çalışır.

2. Post-hümanizm ve Trans-hümanizm

Bu iki yaklaşım, insanı, evrimsel veya teknolojik olarak aşılması gereken bir tür olarak görür. İnsanın sınırlarını zorlamayı, hatta bu sınırları ortadan kaldırmayı hedefler.

  • Temel Sorular: İnsan sonrası bir varlık mümkün müdür? Teknolojik gelişmeler (yapay zekâ, genetik mühendisliği) insan doğasını nasıl değiştirecek? İnsan ve makine arasındaki sınırlar nasıl bulanıklaşıyor?
  • Öne Çıkan Düşünürler:
    • Donna Haraway ve Bruno Latour gibi post-hümanistler, insanı evrenin merkezi olmaktan çıkarıp, doğa ve teknoloji ağının bir parçası olarak görür.
    • Nick Bostrom gibi trans-hümanistler ise insan zekâsını ve fiziksel yeteneklerini teknolojiyle geliştirme fikrini savunur.

3. Yeni Materyalizm

Bu felsefi akım, insanı sadece biyolojik bir varlık olarak değil, aynı zamanda bedenle ve çevreyle sürekli etkileşim halinde olan bir maddi varlık olarak ele alır.

  • Temel Sorular: Bedenin politik ve sosyal anlamı nedir? Madde (maddeci varlık) ve zihin arasındaki geleneksel ayrım nasıl aşılabilir? Duygu ve hisler nasıl fiziksel bir gerçekliğe sahiptir?
  • Öne Çıkan Düşünür: Manuel DeLanda, maddenin kendi kendini organize etme yeteneği üzerine çalışır ve toplumsal yapıların da madde gibi belirli dinamiklerle oluştuğunu savunur. Bu yaklaşım, insanı sadece düşünen bir özne olarak değil, aynı zamanda aktif, maddi bir aktör olarak görür.

4. Felsefi Antropoloji (Geleneksel ve Çağdaş Yorum)

Bu alan, insanı anlamak için tarihsel ve kültürel bağlamlara odaklanır. Ancak 21. yüzyılda, teknoloji, dil ve ahlak gibi konularla yeni bir boyut kazanmıştır.

  • Temel Sorular: Teknolojik çağda insan olmak ne anlama gelir? İnsan, ahlaki bir varlık olarak nasıl evrilir? İnsanın diğer canlılardan farkı nedir?
  • Öne Çıkan Düşünür: Hans Jonas gibi düşünürler, özellikle teknolojik gelişimin ahlaki sonuçları üzerine çalışarak, insan sorumluluğu kavramını ekolojik bir bağlamda yeniden ele alır. Michel Serres gibi filozoflar ise, insanı, farklı bilgi alanları arasında köprü kuran bir "iletişimci" olarak görür.

Bu kategoriler, 21. yüzyılda insan felsefesinin ne kadar geniş ve dinamik bir alan haline geldiğini gösteriyor. Artık insanı anlamak, sadece soyut kavramlar üzerinden değil, somut bilimsel veriler ve teknolojik gelişmeler ışığında ele alınıyor.

🔎 21.yüzyıl Perspektifinden Felsefi Antropoloji Öncesi 🔎İnsan Felsefesi 🔎 Felsefi Antropoloji (Sözlük)                                                                     Konu bağlamında:🔎  Posthümanizm  

      🔎  Rosi Braidotti                                                                            🔎 Transhümanizm

     🔎  Peter Sloterdijk

     🔎 Charles Taylor

🔎 Nöro-Felsefi Antropoloji

     🔎 Patricia Smith Churchland

     🔎  Francisco Javier Varela

🔎 Zihin Felsefesi  (21.yy)                      Öncesi: 🔎Zihin Felsefesi

      🔎 David Chalmers

     🔎 Markus Gabriel

     🔎 Andy Clark  

     🔎 Giulio Tononi 

🔎 Bilinç (Felsefesi)                          🔎   Bilincin 350 Farklı Teorisi

      🔎Daniel  Dennett

      🔎Giulio Tononi

      🔎Dan Zahavi

🔎Beden Felsefesi

      🔎 Alva Noë

     🔎  Evan Thomson  

     🔎 Shaun Gallagher

🔎Duygu Felsefesi

       🔎Sara Ahmed    

      🔎 Silvan Tomkins

      🔎 Antonio Damasio

      🔎  Thomas Metzinger

🔎Duygulanımsal Dönemeç

🔎 İnsan Doğasının Geleceği

13 Ekim 2025 Pazartesi

21.Yüzyılda Marksizm

Böyle bir başlığın, gerçekten iddialı ve haddini aşan yönünün bilincindeyim. Buzdağının görünmeyen bölümünü de dikkate alırsak, bu denemenin bir aşamada "batması" kaçınılmaz. Ancak yine de bir başlangıç yapmak, kürenin içinde yaşadığımız sorunlarına düşünürlerin bakış açısıyla yaklaşmak, isimlere ve onların görüşlerine kapı aralamak cesaretiyle yola devam ediyoruz. Bu gibi derlemelerin ömürlük çaba sonucu ve ekip çalışmasıyla yapılabileceğini kaydederek, buradakinin bir taslaktan  öteye gitmediğini en baştan belirtmeliyim. B.Berksan

Not: Diğer bölümlerde olduğu gibi, Büyük Dil Modelleri (YZ) ile sorulu cevaplı bir süreç sonucu metinler oluşturuldu. 

Seçilen isimler felsefe disiplininden olmakla beraber, az sayıda siyaset bilimci ve etkili olmuş teorisyenler de listemizde yer aldı.

21. Yüzyıl Marksizmine Giriş 

  1. yüzyıl Marksizmi, yalnızca klasik ekonomi-politik eleştirinin mirasını taşımakla kalmaz; aynı zamanda dijital çağın dönüşümleri, ekolojik krizler ve feminist mücadeleler karşısında yeniden şekillenen bir felsefi alan olarak karşımıza çıkar.

Klasik Marksizm, Marx ve Engels’in tarihsel materyalizmine dayanarak üretim ilişkilerinin belirleyiciliğini, sınıf mücadelesinin tarihin motoru olduğunu ve kapitalizmin yapısal çelişkilerini vurguladı. Bu miras, Lenin’den Gramsci’ye, Lukács’tan Frankfurt Okulu’na kadar farklı yönlerden geliştirildi.

21. yüzyılda ise üç yeni damar öne çıkıyor:

  • Dijital çağ: Emek, değer ve yabancılaşma kavramları, yapay zekâ, algoritmik yönetim, dijital emek ve veri kapitalizmi bağlamında yeniden düşünülüyor. Marx’ın “soyut emek” kavramı, bugün “dijital emek” ve “platform kapitalizmi” tartışmalarında yankı buluyor.
  • Ekoloji: Kapitalizmin sınırsız büyüme mantığı, ekolojik yıkımın temel nedeni olarak görülüyor. Ekososyalist düşünürler, Marx’ın doğa–toplum metabolizması kavramını güncelleyerek, ekolojik krizi Marksist teorinin merkezine yerleştiriyor.
  • Feminist damar: Fraser, Benhabib ve diğerleri, üretim–yeniden üretim ilişkisini, bakım emeğini ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini Marksist çerçevede yeniden kuruyor. Feminist Marksizm, sınıf mücadelesini toplumsal yeniden üretim ve kimlik politikalarıyla kesiştiriyor.

Post-Marksist düşünce bu bağlamda klasik çerçeveyi aşmaya yöneldi:

  • Badiou, “olay” ve “özne” kavramlarıyla devrimci kopuşu ontolojik düzleme taşıdı.
  • Žižek, Lacancı psikanaliz ile Marksizm’i birleştirerek ideoloji ve özne sorununu yeniden kurdu.
  • Honneth ve Fraser, tanınma ve adalet kavramlarını Marx’ın yabancılaşma teorisiyle ilişkilendirdi.
  • Rosa, modern kapitalizmin hızlanma dinamiklerini yabancılaşmanın yeni biçimi olarak yorumladı.

Dolayısıyla 21. yüzyıl Marksizmi, iki yönlü bir hareket içinde kavranabilir:

  • Bir yanda klasik Marksizm’in kavramlarını (emek, değer, sınıf, yabancılaşma) koruyarak güncelleyen damar,
  • Diğer yanda dijital çağ, ekoloji ve feminist mücadelelerle kesişen post-Marksist açılımlar.

Bu iki yön, birbirini dışlamaktan çok, çağdaş düşüncenin haritasında köprüler ve kopuşlar olarak işaretlenmelidir. Köprüler, Marx’ın kavramlarının güncel sorunlarla bağını kurar; kopuşlar ise Marksizm’in sınıf merkezli devrimci perspektifinden uzaklaşarak yeni normatif, kültürel ve ontolojik açılımlar yaratır.

Sonuçta 21. yüzyıl Marksizmi, tek bir bütünlük değil, çok katmanlı bir felsefi alandır:

  • Kimi zaman Marx’ın kavramlarını doğrudan savunan,
  • Kimi zaman onları dijital, ekolojik ve feminist bağlamlarda yeniden yorumlayan,
  • Kimi zaman da onlardan koparak yeni eleştirel ufuklar açan bir alan.

Bu atlas, Marksizm’in felsefi damarlarını klasik ve post-Marksist bağlamda, dijital çağ, ekoloji ve feminist mücadelelerle birlikte ele alarak, 21. yüzyıl düşüncesinde Marksizm’in hâlâ neden vazgeçilmez bir referans noktası olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.

Not: Post Marksist başlığı altında toplanan görüşlerin oluşturduğu sınırların bulanık olduğunu vurgulamalıyız. Örneğin Marksist Feminizm ayrı bir başlıkta görülebilir.

 🔎Nasıl Bir Dünyada Yaşıyoruz?

Öncesi:

🔎Sosyalizm

 🔎Marksizm

 🔎Klasik Marksist Kavram Seti

---------------------------------------------

🔎21.yy.da Klasik Marksist Felsefe

     🔎  Analitik Marksizm

           🔎  John Roemer

       Çağdaş Emek-Değer Tartışmaları

         🔎  Christian Fuchs 

          🔎  Stephen Gill

         🔎  Michael Heinrich

🔎 Post Marksizm          

         🔎  Etienne Balibar

          🔎 Alain Badiou

          🔎 Slavoj Zizek

          🔎 David Harvey

          🔎 Frederic Jameson

         🔎 Peter Hallward

          🔎 Agon Hamza

           🔎Alberto Toscano

    🔎Biyopolitik İmparatorluk Teorisi

         🔎  Michael Hardt 

          🔎  Antonio Negri

  🔎  Söylem ve Hegemonya Teorisi

          🔎  Ernesto Laclau

           🔎  Chantal Mouffe

  🔎  Dijital Kapitalizm ve Gözetim Kapitalizmi Eleştirisi

          🔎   Shoshana Zuboff

          🔎   Nick Dyer-Witheford

  🔎 Yeni Eleştirel Teori (Yeni Frankfurt Okulu)            Öncesi: 🔎Frankfurt Okulu

        🔎  Axel Honneth

         🔎  Nancy Fraser

         🔎  Rehal Jaeggy

         🔎 Hartmut Rosa

  🔎 Marksist Feminizm ve Irk Teorisi

          🔎 Silvia Federici

          🔎Angela Davis

         🔎 Nancy Fraser

  🔎  Ekososyalizm

           🔎 John Bellamy Foster

          🔎  Paul Burkett

          🔎  Kohei Saito