Küçük Sokratesçi Okullar.

Sokrates hayattayken ve ölümünden sonra öğrencileri tarafından kurulan okullar -Platoncu okul dışında- bu adla bilinir. Aslında "küçüklük" nitelemesi, geleneksel tarihyazımında mutlak önceliğin Platoncu-Aristotelesçi dala verildiğini gösterir. Küçük Sokratesçi Okullar arasında Eukleides tarafından kurulan Megara Okulu, Aristippos tarafından kurulan Kyrene Okulu, Antisthenes tarafından kurulan Kinik Okul ve Phaidon tarafından kurulan Elis-Eretria Okulu vardır. MÔ IV. yüzyılın tamamını niteleyen farklı Sokratesçi akımların arasındaki tartışmalardan sonra, M.Ö.III. yüzyıl ortalarından itibaren faaliyet gösterenler sadece Kinizm ile Platoncu Akademeia 'dır.

Sokrates'ten Sonra Felsefe Yapmak

Sokrates'in özelliklerinden biri, felsefe tarihi içinde işlevinin çoğaltılmasının imkansızlığıdır. Felsefe daima Sokrates'le baştan başlamalıdır, onun benzerini üretemez. Mutlak bir öncü olarak sahneye çıkan Sokrates'in kaderinde ihanete uğramak vardır, çünkü böyle bir başlangıçtan sonra bir daha onun yaptığı gibi felsefe yapmaya imkan yoktur. Sokrates hoca rolünü üstlenmez, ama ondan sonra okullar olacaktır. Sokrates, isteyen herkesin daha iyi olmasını sağlar (Ksenophon, Sokrates 'ten Anılar. 1.2.61), ama ondan sonra eğitim ücretli olacak, öğrenciler seçilecektir. Sokrates kendini tamamıyla diyaloğa adamıştır, ama ondan sonra Sokratesçi edebiyat bolluğu olacaktır. Sok­rates hiçbir şey bilmediğini söyler, ama ondan sonra öğretiler, bilgiler, içerik aktarımı olacaktır. Sokrates insanları sorgular, ama ondan sonraki filozoflar bazıları birbirine zıt olan öğretiler vazederler. Bunlara rağmen Sokrates, Batı felsefesi geleneğinde birleştirici bir rol oynar. "Sokrates'in çok sayıda öğrencisi olduğu ve hocalarının farklı, zıt ve geniş kapsamlı araştırmalarını bazıları bir yönde, bazıları başka yönde geliştirdiği için, bütün o filozofların "Sokratesçi" olarak bilinmekten hoşlanmasına ve Sokrates'in hakiki varisleri olduklarını sanmalarına rağmen, birbirlerine muhalif, birbirlerinden çok farklı ve uzak çeşitli felsefi meşrepler ortaya çıktı" (Cicero, De oratore [Hatipler Üzerine], III. 16.61). Aslında Sokrates'ten sonraki tüm düşünürler (bir öncü olarak sahneye çıkan Epikouros dışında) açıkça Sokrates'e atıfta bulunurlar; hatta Stoacıların, kökenlerini Sokratesleştirme amacıyla Antisthenes'ten türediklerini uydurduklarına dair bir hipotez de öne sürülmüştür (Donald Dudley). Dolayısıyla Sokratesçi okul kavramı bir paradokstan başka bir şey değildir, ama bu kavram olmadan da Avrupa felsefesi var olmazdı.

Sokrates'in yoldaşları arasında onu örnek alıp okul açmayı reddeden tek düşünür Sphettoslu Aiskhines'tir; bazı yoldaşları (Eukleides, Phaidon) düzensiz olarak bir araya gelen arkadaş grupları oluştururken, başkaları (Aristippos) faaliyetlerini ücret karşılığında yürütür ve en azından Platon, Hellenistik çağı niteleyecek türden, gerçek anlamda bir yüksek eğitim kurumu oluşturur. 

Son yıllarda tarihyazımında (Pierre Hadot) antikçağ felsefesinin tamamıyla ilgili olarak vurgulanan özellik -yani düşünce akımlarından çok belli bir hayat biçimini benimseyen bir cemaat olma- bu okullar tarafından da sürdürülecektir. Ancak mekanları artık agoranın, gymnasionun [spor salonu) veya sokağın yapılardan yoksun, açık mekanı değildir, çünkü şehir merkezinden ve siyasi hayatından uzak, maddi olarak ayrı, sabit merkezleri vardır. Belki de Sokrates'in sonu, herhangi bir tedbir almadan, halkın huzurunda konuşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu filozaflara göstermişti (geçmişte başka filozoflar da yargılanmıştı, ama ölüm cezasının infaz edilmiş olması bir ilkti). Böylece felsefe, koruyucu bir sınır çizgisi edinme ihtiyacı duyar, bu da bir dışlama şekli anlamına gelir. Felsefi konuşmalar, Platon'un Şölen'indeki gibi içki alemlerinde değil, Protagorasta olduğu gibi kültür hamilerinin evinde değil, hatta kamusal hayatın ortasında değil, başlangıçta kapalı, güven veren bir ortamda, belli bir disiplin ve hiyerarşik, ritüelleşmiş ilişkiler doğrultusunda yapılır. Bazen açık hava toplantı mekanları kullanılır (gymnasionlar, kemeraltları; ama Epikouros'un Stoa'sı veya Bahçesi de ücra yerlerdir), ama bu öğretim türü özel olduğundan, kendini özgür ruhlara özgü bir faaliyet olan felsefeye adama amacıyla orada bulunan, hazırlanmış ve seçilmiş bir izleyici kitlesine yönelik olabilir. Skhole, veya felsefi otium [boş zaman] adı verilen, tek başına uygulanması gereken tarafsız bir faaliyetten oluşan bu kültür modeli Kinizm tarafından şiddetle eleştirilir -Diogenes, Eukleides'in skholesinden "safra" (khole) diye söz eder (Diogenes Leartios, VI.24)- ama Aristoteles'in bilgi edinmenin zorunlu şartı olarak gördüğü bu kavram, sonuçta egemen hale gelecektir.

Bütün bunlar, şehirle siyaset arasında farklı bir ilişkinin geliştiğini gösterir. Sokrates'in filozofla şehir arasında doğrudan, aracısız ilişki "rüyası" (filozofun siyasi tebaayı oluşturan yurttaşların eğiticisi olması) sona ermiştir; bundan sonra felsefe ancak kurumlar arasındaki temaslar anlamında devletle ve toplumla ilişki kurabilecektir. Felsefe okulu kendini, şehre seçkin sınıfların eğitimini sağlayabilecek bir yapı olarak öne sürer ve bu açıdan retorik alanının ebedi rekabetiyle karşı karşıya kalacaktır.

Yeni Siyasi Ortam

Tarihi bağlam tabii ki felsefenin kurumsallaşmasına yabancı değildir. Sokrates'in öğrencileri, Atina'nın Makedonya'nın yörüngesine girmesinden ve Hellenistik dünyanın oluşmasından önce de, MÔ V. yüzyıla göre artık farklı olan şartlar altında faaliyet gösterir. Kleisthenes'in anayasası, bazı reformlara tabi tutulduktan sonra uzun bir süre boyunca geçerliliğini korur. Ancak demokratik yurttaşlık sisteminin, çöküşünden olmasa da, kademeli gerilemesinden söz edilebilir. Atina'nın yenilgisinin demokratik modelin yenilgisi anlamına geldiği o dönemde de bellidir; her ne kadar Atina  dinamik bir polis olmaya devam ederse de, bu polis modeli Yunanistan bağlamında bir referans noktası olmaktan çıkar. Sokrates'ten hemen sonraki kuşak bu kriz ve ihtilaf ortamında bulunur ve ona çok farklı şekillerde tepki gösterir, ama genel anlamda siyasetten uzak durmaya çalışır. Bu okullardan bazılarının gelişimi hellenistik çağa, hatta Roma İmparatorluğuna kadar uzandığından, siyasete katılımın yeniden tanımlandığı bir ortamla karşı karşıya kalırlar; iktidar bireyin iyiliğini hedef alabilir, ama birey tarafından icra edilemez. İktidar, birey ile kurumlar arasında var olduğuna şüphe olmayan uçurumu bu gibi rejimlerin ebedi yöntemleriyle -karizma, propaganda, bağışlar (hayır işleri), dini ritüeller (Doğu modeli doğrultusunda hükümdarın ilahlaştırılması)- kapatmaya çalışır.

Sokrates sonrası filozoflar arasında bir tek Platonculann siyasetle ilgilenmeye devam etmesi bir rastlantı değildir, ama onlar da -en azından Platon'un Syrakousai'daki başarısız deneyiminden sonra- bu alanın sadece anayasa mühendisliği ve ütopya-proje idealleştirmesi yönüyle ilgilenirler. Egemen hale gelen yeni ahlaki tutum, yeni bir bireyselliktir ve ona evrensel kardeşlik duygusu eşlik edebilir; Kinik Diogenes (Mô 413-y. 323) kosmopolites, yani dünya yurttaşı olduğunu ilan eder. Şehrin sınırı aşılır ve bireyden doğrudan bütünlüğe geçilir. Kendini inşa eden siyasi toplum, artık bireyin duyusal ufku değildir; kardeşliğin kökleri doğaya  uzanır, ortak nomosları (yasa) temel alan bir grubu değil, insan cinsine dahil olmaktan kaynaklanır. Öte yandan hanedan yönetimleri daima totaliter değildir (despotluk örnekleri söz konusudur tabii, ama bu durum sisteme değil, hükümdarın kişiliğine bağlıdır). Monarşik iktidar, polisin tersine bireyin bir değer bütününe katılımını veya samimiyetle bağlılığını değil, sadece biçimsel itaatkarlığını gerektirdiği için, bireysel alanda ve hayat tarzlarında bazı özgürlüklere izin verebilir.

Paradoksal bir şekilde toplumsal kontrol daha düşük düzeydedir, böylece Kinikler ve Kyreneliler apaçık gelenekçilik karşıtlığı sergileyebilirler ve kendi kişiliklerini geliştirip bilgeliğe giden yolda tecrübeler edinme özgürlüğüne sahip olduklarını hissederler. Özgürlük hem davranış  hem de içerik açısından söz konusudur: Bazıları kendilerini açıkça  ateist ilan ederken (ateist olarak bilinen Kyreneli Theodoros'un  asebeia suçlamasıyla yargılanmak üzereyken bundan kurtulduğu sanılır), bazıları insanları açıkça intihara teşvik eder (bir başka Kyreneli filozof, "ölüme ikna eden" olarak bilinir), bazıları da cinsiyetler arası eşitliği savunur ve köleliği eleştirir. Demokratik şehrin hoşgörüyle karşılamayacağı bu gibi düşünceler artık kimseyi korkutmaz ve toplumun temelindeki değerler için bir tehlike oluşturmaz; bu düşünceler, Kinizm gibi toplumsal açıdan sarsıcı olmak isteyen akımlarla bağdaştırılsa bile sadece düşüncedirler. Diogenes'in İskender karşısında sergilediği dobralık, yani parrhesia, belirli kurallara tabi olan ve iktidar dengeleri açısından herhangi bir sonuca yol açmayan, kabul gören bir toplumsal durumdur.

Kaynaklar

Antikçağın edebi üretiminin büyük kısmında söz konusu olduğu üzere, küçük Sokratesçi filozofların eserlerinin neredeyse hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Bu filozoflar konusundaki bilgilerimizin genelde doksografik ve anekdot temelli-biyografik nitelikli olan başlıca kaynakları Diogenes Laertios, Stobaios (V. yüzyıl) ve Souda'dır (XI. yüzyıl). Sokratesçi filozofların diyalogları en çok başvurduğu edebi tür, tabii ki logos sökratikos, yani başrolünde Sokrates'in yer aldığı diyalogdur ve yazarın Sokrates'le temasları sırasında öğrendiği veya elde ettiği bilgileri temel alır. Bu zengin edebiyattan geriye Platon' a ait/Platoncu diyaloglar dışında, fazla bir şey kalmamıştır. Diogenes Laertios tarafından sıralanmış olan başlıklar ve birkaç yerde muhafaza edilmiş olup sadece bazıları bir eseri makul düzeyde yeniden kurgulamamıza izin veren birkaç fragman dışında geriye sadece Kinik akıma atfedilebilecek, ama daha geç kuşaklara ait birkaç yazı veya özet kalmıştır (örneğin Theletes'e [MÔ III. yüzyılın ilk yarısı] ait yazılar veya Prusalı Dion'a [y. 40- 112?) ait söylevler). Anekdot temelli kaynakların Kinizm gibi, belirli bir hayat tarzına sahip olmayı bir davranış ve kendini takdim şeklinin benimsenmesini, hatta belirli bir imajı temel alan akımlara daha uygun bir edebiyat türü olduğu doğrudur. Megaralıların dünyası giderek daha entellektüel hale gelirken, Kinikler ile Kyrenelilerin asıl yaklaşımını örnek eylemler, özellikler ve kişilikler oluşturur. Bu okullarının başarısının ardında, muhtemelen teorik içeriğin oldukça küçülmüş olması ve mesajlarının sadeliği, az ve öz söylemle ve hareketlerle aktarılabilir olması yatar. Bu durumda, bu felsefenin yayılması için en sonda bir kıssadan hisse, bir atasözü veya bir espri sunan küçük hikayeler olan khreiai derlemelerinden daha iyi bir araç olamaz.

Elis-Eretria ve Megara Okulları

Sokrates'ten türeyen akımların bazıları, kaynak azlığından dolayı bir sır perdesinin ardında kalmıştır. Phaidon'un Elis'te açtığı okul hakkında da, geleneksel olarak grubun en genç üyelerinden biri sayılan ve Platon'un aynı adlı diyaloğunun anlatıcısı olan kendisi hakkında da fazla bir şey bilinmez. Diogenes Laertios'un Phaidon'u konu alan maceralarla dolu biyografisi biraz şüphelidir. Antikçağa ait çeşitli kaynaklarda, Phaidon'un -muhtemelen Antisthenes'e benzer şekilde- Sokrates'in felsefi araştırmaların insan ruhunu sağalttığına dair inancını ele aldığı Sokratesçi diyaloglarının (Zopyros, Siman) edebi yönünden övgüyle söz edilir. İki kuşak sonra okul, geriye herhangi bir eser bırakmayacak ve özellikle eristik (kanıtlama değil, çürütme ve tartışma amaçlı diyalektik) ve mantık alanlarıyla ilgilenecek olan ve kabul edilebilecek tek yüklemlemenin özdeş tezini (insan insandır) savunacak olan Menedemos (MÔ 339-265) tarafından Eretria'ya taşınacaktır

Eukleides'in muhtemelen Sokrates'in ölümünden önce (bu durum Platon'la diğer Sokratesçilerin neden mahkemeden sonra bu şehre sığındığını açıklayabilir) Megara'da açtığı okul hakkında biraz daha bilgi sahibiyiz. Eukleides'in Parmenides'in öğrencisi olduğuna dair inanış günümüzde tartışma konusudur, halbuki öğretilerinin Elealı öğretilerle benzerlikler içerdiğine dair yorumlar daha inandırıcıdır; örneğin Diogenes Laertios iyiliğin bir olduğuna ve kötülüğün var olmadığına dair tezi ona atfeder (Il. 106). Bu durumda Megara okulu, Sokrates'ten türeyen akımlar arasında "metafizik" kanadı oluşturur ve Aristoteles'in yorumuna göre, kuvveyi, dolayısıyla hareketi ve oluşu reddeden gerçekçi bir metafiziği savunurlar. Eukleides'in ve okulunun iyiliğe, kalıcı ve evrensel niteliğine odaklanması, Sokrates'in etkisinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Eukleides'in halefleri özellikle diyalektik üzerinde durur, bu alanı eristik anlamında geliştirirler ve antikçağın en tanınmış "paradoks"larından bazılarını formüle ederler: "Boynuzlu" paradoksuna göre herkes, kaybetmediği her şeye sahiptir, ama bir insan boynuzlarını kaybetmediyse, demek ki boynuzludur; "Yalancı" paradoksuna göre de insan söylediğinin yalan olduğunu öne sürerse söylediği hakikat midir, yalan mı? Diodoros Kronos (MÔ y. 350-296) kendini bu yöntemleri incelemeye adar ve mümkün olanın "olan veya olacak olan" şeklindeki ünlü tanımını formüle eder. Ahlak sorununu yeniden ele alacak olan Stilpon'un (MÔ y. 360-y. 280) vurguladığı konular Kinik Okulla benzerlik taşır ve Stoacılığa öncülük eder (Krates ile Kitionlu Zenon'un Stilpon'un öğrencisi olduğu sanılır).

Kyrene Okulu

Haklarında daha fazla bilgi sahibi olduğumuz Kyrene okulu ile Kinik okul, Sokrates'ten devraldıkları mutluluk ve eu zen, yani iyi yaşama sorunsalını farklı şekillerde geliştirir, ama her iki örnekte öğretiden çok üslup tanımlanır. Aristippos'un hazırlığı, hatta zamanının ilerisindeki züppeliği olsun, Diogenes'in toplumsal çileciliği olsun, biyografilerinin oluşumu hem bir sanat eseri hem de felsefi bir eserdir. Başka bir deyişle her ikisi de ahlaki önermelerini estetik bir tavırla ortaya koyar ve bilgelik ideallerini kuramsallaştırmak yerine tasvir eder.

Sokrates'i dinlemek için Atina'ya taşınan (MÖ 416'da olabilir) Kyreneli Aristippos, bir yüzyıl kadar süren -uzantıları göz önüne alınırsa iki yüzyıl- bir okul açar. Uzantılarının antikçağ kaynaklarında Annikerisçi, Theodorosçu ve Hegesiasçı şeklinde okul liderlerinin adını almış olması, devamlılık eksikliğine ve liderin karizmasını temel alan bir yaklaşıma işaret eder. Aristippos tarihyazımında bazen varlıklı bir ailenin çocuğu olarak tasvir edilir, ama bu, ona düşman kaynakların kötü niyetli bir iddiası olabilir; zaten Diogenes Laertios sıradışı bir şekilde Aristippos'un başka yazarlarda (Platon, Ksenophon, Theodoros) uyandırdığı nefretten söz eder (II.65). Bu durum (sadece Aristippos'un kendine değil) Kyrenelilere atfedilen teorik hazırlıkla da bağlantılı olarak ele alınmalıdır: iyilik faydalı olanla ve faydalı olan zevkle özdeşleştirilir; zevk arayışı, hayatın amacı ve insanların eylemlerinin temel sebebidir. Önce Stoacı, sonra da Hıristiyan olarak nitelenebilecek birçok yazar bu öğretiye şiddetle karşı çıkar ve onu Antisthenes'e atfedilen erdemin idealleştirilmesi meselesiyle retorik açıdan karşılaştırır (örneğin Augustinus, Civitas Dei [Tanrı Devleti) VIII.3).

Aristippos'un sofistike ve yüzeysel, hatta tembel biri olarak tasvir edildiğine şüphe yoktur; "Var olan iyiliklerin zevkini çıkarırdı, ama var olmayan iyiliklerin zevkini çıkarmak için zahmet çekmek istemezdi" (Diogenes Laertios, II.66). Bu kayıtsızlık daha derin bir ideale, geleneksel Yunan rekabetçiliği doğrultusunda çatışma ve rekabeti temel alan bir hayat biçimini reddediyor olmasına işaret ediyor olabilir. Ksenophon'un Aristippos'un iktidar arayışı anlamında siyasete yabancı olduğunu söylediğini aktarması son derece anlamlıdır (Sokrates 'ten Anılar, II. l .8-11); Aristippos ne başkalarını yönetmek ne de yönetilmek ister (arkhein ve arkhesthaiın, yurttaşların rolünü ve kendilerinden talep edilenleri tanımlayan iki olgu olduğunu hatırlamak gerekir), özgürlük arayışını temel alan bir "ortayolu" izler.

Ahlak üzerine düşünceler.

Öte yandan Kyrenelilerin düşünceleri saf olmaktan çok uzaktır, oldukça gelişmiş bir epistemolojik kuramlaştırmayla bağlantılıdır ve Protagoras'ınkine benzeyen bir fenomenizmi ve öznelciliği temel alır. Herkes kendi fiili algısının içeriğini bilir, ama dış dünya da, başkalarının deneyimleri de fiilen bilinemez. Her deneyim sadece kendine aracıdır ve o deneyimin ötesindeki her yargı epistemik teminattan yoksundur. Dolayısıyla belirsiz olmak zorunda olan gelecek konusunda endişe duymak, tedbirli olmaktan uzak bir tutumdur; Sokrates'in Protagoras'ta savunduğu, anlık ve öngörülebilir zevkleri tartma düşüncesi de kuşkulu bir stratejidir ve şu anda arzulanan şeyin içkin olarak öyle olduğuna ve böyle olmaya devam edeceğine dair, epistemolojik açıdan yanlış olan bir önermeye dayanır.

Autarkeia ve zevk.

Dolayısıyla Kyreneli bilgeye göre kendi duyumsal deneyimi temelinde yargıya varma yeteneğini ve bağımsızlığını (autarkeia) muhafaza etmek çok önemlidir. Ancak Kyreneli filozof ne bir asidir ne de toplumdan dışlanmış biridir; tam tersine toplumsallaşmaya eğilimlidir ("Kendisine felsefeden nasıl bir fayda sağladığını soranlara, 'Herkesin yanında kendimi rahat hissetme imkanı' diye cevap verdi," Diogenes Laertios, 11.68). Bu katı hazcılıkla, Kinik Okulun en üstün erdemi olan kendine hakim olma -zevklerin geliştirilmesinde lazım olması dışında- gerekli değildir. Nitekim zevkler, bireye tamamıyla hakim olmamalı, ona seçme özgürlüğü bırakmalıdır: "Bir defasında bir hetairanın [hayat kadını] evine girdi ve beraberindeki gençlerden birinin yüzü kızardı, o da 'Ahlaksızlık buraya girmek değil, buradan çıkmasını bilememektir,' dedi" (Diogenes Laertios, 11.69). Kyreneliler ile Epikourosçular arasında daha da net bir ayrım söz konusudur, zaten Kyreneliler zevkin acı yoksunluğu anlamına geldiği tezini reddedecek, bunun bir cesede özgü bir hal olduğunu öne süreceklerdir. Zevk her şeyden önce olumlu, fiili ve tensel zevk anlamına gelir; hayatın tüm zevklerinin toplamı olarak algılanan mutluluğun tek içeriği budur.

Kinik Okul

Antisthenes

Trakya kökenli olup Gorgias'ın eski öğrencisi olan Antisthenes, Sokrates'in yakın çevresinde yer alacaktır; Platon'un bazı keskin eleştirilerinin, Sokrates'in mirası konusundan bir rekabet duygusu bağlamında Antishenes'i hedef alıyor olması muhtemeldir. Eleştirmenlerin en çok tartıştığı, gerçek olmayan sorunlardan biri, Antisthenes'in bir Kinik mi yoksa bir Sokratesçi mi sayılması gerektiğidir. Aslında Antisthenes'in şu anki konumu, yani Sokrates ile Diogenes arasındaki yeri doğrudur; Sokratesçi olduğuna şüphe yoktur, ama bu aynı zamanda ilk örnek bir-Kinik olmasını engellemez, çünkü Kiniklik her şeyden önce Sokratesçiliğin uzlaşmaz ve abartılı bir yorumudur. Ama Sokratesçiliğin aporetik özelliğinden çok ruhun tedavisine ve ahlaki saflığa çağrısını benimsediği kesindir. Kinikler genel anlamda maieutike'yi benimsemezler, hatta zaman içinde faaliyetleri giderek vaaz vermeye dönüşür (Antisthenes'in etkisinde kalan Ksenophon'un Sokrates tasvirinin maieutike anlayışı içermemesi rastlantı değildir) . Oldukça küçülen kavramsal içeriğin büyük kısmı -kurumların, toplumsal örf ve adetlerin, hatta bilginin reddedilmesi, arzuların yok edilmesi yoluyla mutluluğa erişilmesi, erdemin doğaya uygun hayatla özdeşleştirilmesi, enkrateia (insanın kendi üzerindeki hakimiyeti; bkz. efsanevi gücünü her şeyden önce kendi üzerinde uygulayan ıstırap içindeki gezgin kahraman Herakles'in Kinik kültü) stratejisi olarak bireysel mücadelenin ve iradenin idealleştirilmesi- zaten Antisthenes'e aittir.

Diogenes

Antisthenes ciddiyetini ve saygınlığını korurken, öğrencisi "Köpek" Diogenes (zaten okulu adını kyöndan [köpek] veya Antisthenes'in ders verdiği gymnasion olan Kynosarges'i temel alan bir kelime oyunundan alır) için aynı şey söylenemez. Karadeniz'de Sinope'de [Sinop] doğan Diogenes (Sinope'nin Yunanistan'la Hindistan arasındaki ticari rota üzerinde bulunması bazılarına göre olası Doğu etkileri açısından önem taşır), muhtemelen kalpazan olarak hüküm giyip buradan ayrılır ve "kalp para basma"yı (aynı zamanda "yasa" anlamına gelen nomisma) sloganı haline getirir. Antisthenes toplumsal örf ve adetleri yok sayarken Diogenes aynı tutumu davranışlarında, başıboş hayatında sergiler, küstahlığı (anaideia) sürekli uygular ve sayısız anekdotla ölümsüz kılınan, baş aşağı bir dünya yaratır: Başı yerine ayaklarına koku sürer, geri geri yürür, çiğ et yer, ölünce yüzükoyun gömülmek ister, başkaları tiyatrodan çıkarken tiyatroya girer; başkalarının gizli olarak yaptıklarını alenen yaparak bedensel işlevlerini sergiler; yemeğe davet edildiği zaman kendisine teşekkür edilmesini ister; köle yapıldığı zaman da kendisini satın alanların efendisi olduğunu iddia eder. Her şeyi tersine çevirme stratejisi, bir tür sınav olarak görülmelidir: Baş aşağı çevrilebilecek olan her şey "doğaya uygun" değildir, dolayısıyla insanoğlunun icadıdır, sahtedir ve hakiki olmaktan uzaktır. Ensest gibi tabular bile alışılageldik normlardan başka bir şey değildir; Diogenes, ensestin başka uluslar arasında yaygın olduğunu söyler. Bu durum, Kiniklere göre dünyanın zaten baş aşağı olduğu anlamına gelir; Diogenes heykel gibi işe yaramaz şeylerin bu kadar pahalı olmasına ve un gibi faydalı şeylerin bu kadar ucuz olmasına şaşırır (Diogenes Laertios, VI.35). Dolayısıyla Kiniklerin gerçekleştirdiği tersine çevirme işlemi, aslında doğaya uygun olan hakiki değerlerin geri kazanılmasıyla sonuçlanır.

Krates ve Hipparkhia

Diogenes'in öğrencileri arasında Krates ile karısı Hipparkhia vardır. Artık Kinik önermelere farklı bir yorum getirilmeye başlanır, çünkü Krates Kinik okulun gülümseyen yüzüdür, akım onunla daha insancıl bir yön kazanır, zaten Stoacılığın da ondan türemiş olması bir rastlantı değildir. Stobaios felsefenin faydasının ne olduğu konusunda şöyle bir cevap verdiğini aktarır: "Bohçayı daha kolay açıp elini içine sokabilecek ve içeriğini başkalarına dağıtabileceksin." Diogenes Laertios' a göre (Vl.87) Krates varlıklı bir aileye doğmuştur, ama her şeyini satıp halka dağıtır (bu, Kinik okulun Hıristiyanlığı andıran tek özelliği değildir; örnek olarak misyonerlik vaazı, dilencilik, toplumsal hizmet sağlayıcılarla özdeşleşme sayılabilir. IV. yüzyılda yaşamış olan İskenderiyeli Maximus da Kinik bir piskopos tur).

İmparatorluk dönemi

Bu ilk önemli şahsiyetlerden sonra akım ortadan kalkmaz, ama duraksama dönemine girer, bu arada Stoacılık da Kinikliğin birçok temasını ve tutumunu benimser. Ancak Kiniklik imparatorluk döneminde ikinci bir gelişme dönemi yaşar ve Hıristiyanlıkla rekabet etmeyi veya en azından Hıristiyanlığın yayılmasına paralel olarak gelişmeyi başarır. Yeniden canlanma dönemi Kinikliğin dramatik ve mizansen yönlerine önem verdiğinden, saf ve çıkarsız asıl Kinikliği özleyen aydınların tepkisini çeker (İmparator Iulianos, Eğitimsiz Kiniklere Karşı başlıklı bir söylev yazar, şair Loukianos satirlerinde onlara saldırır). Ancak pervasızlığın Kinikliğe içkin olduğunu ve bu akımın daima izleyicilere ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız; öğretileri sıklıkla gösterişli veya küstah hareketler ve tahriklerle sunulur. Diogenes'in özel hayatının olmaması bir rastlantı değildir; bir fıçının içinde yaşar, çekile[1]dönemi bileceği ve istese söylediklerinin tersini yapabileceği bir mekan yoktur. İnsanın söyledikleriyle özdeşleşmesi ve tamamıyla "felsefi" bir kimlik benimsemek amacıyla bireysel kimliğinden vazgeçmesi de Kinik bir irade biçimidir. Böylece filozofların biyografilerinin kurgusu ölüm mizansenini bile dahil eder; Hıristiyanlığı bırakıp Kinikliği benimseyen Peregrinus'un 167'de, olimpiyat törenleri sırasında kendini ateşe vererek intihar etmesi muhtemelen Kinikliğin imparatorluk döneminin zirvesini teşkil eder.

Antik Yunan, Ed: Umberto Eco, Küçük Sokratesçi Okullar, Roberto Brigati

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder